8 Aralık 2015 Salı

Lassie Yuvaya Dönüş

Tuaf’ın Ruaf’ın uçağını düşürdüğünü duyunca SACCveSAOBUDSB Esad babasından yadigar ahşap oyma sehpanın yanındaki koltuğundan kalkıp arap zeybeği oynamıştır. 30 Eylülde rus müdahalesi başladığından beri Baas’ın rusların davaya daha sıkı sarılmalarını sağlamak için bir hinlik yapmasını beklerken(rus askerlerine intiyar saldırısı, birkaç rus askerinin kaçırılması vb..) bu yardımın Doktor’un ezeli düşmanından gelmesi de ayrı güzellik.

            Bu sehpayı ilk görüşüm Turgut Özal'ın 1985 Şam ziyareti sırasındaydı galiba.                                                                Demirbaş gibi demirbaş

Bizimki ile onlarınki arasında patlayan bu kavga adeta bir eltiler savaşı. İktidara hemen hemen aynı dönemlerde hemen hemen aynı nedenlerle yükselen ve benzer popilis politikalarla halklarının hafızalarındaki domnatio non memoriam yapılamayan kötü anılar sayesinde iktidarlarına milli irade yoluyla devam edebilen aynı otokratsiya demokrasiya ailesinden iki eltinin savaşı. Kendi kaderlerinin sorumluluğunu almayı reddeden pısırık koca rolündeki milletlerse horozluğu liderlerine devretmenin konforuyla eltilerin ardına saklanmış komedi filmi niyetine replikler savuruyor küçük enişte hesabı.

Ne zaman Rusya ile savaş mevzusu açılsa aklıma gelenlerin ilkincisi mustafaların üçüncüsüdür. Mekanı cennet olası cihan padişahımız, Çariçe Büyük Katarina(Petro'nunki değil hakikisi) ve o alamanın elinde yoğurduğu Rusya'ya savaş ilan etme arzusunu izhar edince Veziriazamı aman hünkârım halimiz yoktur urus keferesi bizi sabunsuz hizalar yapma etme diye yalvarır. Veziriazamına eki eki cüccük noldu la korktun mu çeken yüce hünkâr, 30 yıldır savaşmıyoz olum biraz ekşın lazım ordu niye var diye reddeder onu ki bu görüş çok sonraları büyük türk büyüklerinden ertuğrul özkökce 70 yıl savaşmayan ordunun erkekliği düşer diye teorize edilmiştir. Sonuç osmanlı tarihindeki en büyük bozgunlardan biri. Misal Kont Orlov “Çeşmenskikomutasında taaa Baltık Denizinden kalkıp gelen Urus filosu Çeşme'de Osmanlı Donanmasını yakar. Bizim rical oradan buraya gemi gelmesine ilmen imkan yoktur kesin rentakarcıdan kiraladılar yahud ecdad Fatih karşı safa geçip gemileri karadan yürüttü olur.

                                          
                                                 Image result for great catherine
      Büyük Çariçe, Mevlana'nın Kabak kıssasını okusa ölmeyecekti. İşte Hazreti Mevlana bu                                                        yüzden çağlarüstü bir düşünür

Osmanlı tarihinin telaffuzu itinayla ihmal edilen gerçekliklerinden biri de osmanlının mahvıyla biten savaşların çoğunun bizatihi osmanlıca ilan edilmiş savaşlar olmasıdır ki ezel ebed mazlum sıfatımıza zarar verir endişesiyle görmezden gelinmesi şer'an helaldir. Öyle ya koskoca cihan harbine dahi rus donanmasına baskın yaparak senin eyleminle girdiğini sıkça seslendirirsen onun devamındaki çanakkale destanını, tek dişi kalmış gavur edebiyatını nerene sokacaksın.

Demem o ki urus ile ne zaman münakaşaya girişsek ilk bizim vurmamız Osmanlıdan yadigâr. Sonu diyeceksin de sonunudüşünenkahramanolmazland buralar el muzaffer vel daima. Sezar'ın hakkı Tsar'a, ilk biz vururuz emme çoğu kez de urus bize vurmaktan başka çare bırakmaz. Yine Kayzer’e bir hak daha vermek lazım ki bu seferki gerçekten çok ustaca pilanlanmış. Acaba adı ne? Kesin Operation Baltaghi Mahmad 2023 filandır.

Her şey gayet güzel hazırlanmış kırk bin kere maşallah. Bıraksan uçağın vuruluşunu canlı yayında verecek tivi ekipleri "tesadüfen" tam da orada konuşlanmış, yardıma gelecek helikopterleri pusulayacak good boys and Tow müyendizleri -falan fişman ÖSO birliğinde ilk kez Tow görüldü haberleri allah iyiliğinizi versin e mi ;)- olmaları gereken yerde maç düdüğünü bekliyor, Flying Falconlarımız o meşhur hedef 12si tablosunu ayarlamış keriz rusun girişini bekliyor. Sonrası türkten beklenmeyecek dakiklikte hatta saniyelikte pilanın icrası ve 17 saniyelik sürede şak tam olması gerektiği gibi indiriliyor uçak. Eğer şimdiye dek görülmemiş bir şekilde –hükümet de değil- Saray'ın hemmencecik "rus" uçağının düşürüldüğünü duyuruvermesi olmasa belki RTE’nin haberi yoktu, rus kendi kendini vurdurdu, şu yaptı, bu yaptı, masonlar sionistler dünyayı idare eden 7 ayile diye gargara yapılmasında bir mantık olacaktı.

Hepimizin bildiği ve bıktırıcı sıklıkla tekrarlaya geldiğimiz üzere Putin ile Erdoğan birbirlerine accayip benziyorlar. Hatta mesele otokratlıksa Putin, Erdoğan'a on bilem basar. Putin Rusyasının yanında RTE Türkiyesi özgürlüklerin beşiği kalıyor. Bizim 5-10 sene ilerdeki halimiz Rusya. RTE'yi otokrat diye kınayanların Putin'i sevebilmesi o nefret ettikleri otokratsiya demokrasiyanın niye devam ettiğinin de izahı ya neyse. Putin de tıpkı muhatabının eski dostu cemaatçe ihanete uğradığını gördüğünde verdiği tepkiyi verdi: bayağı bir süre inanamadı olan bitene. Öyle olunca bizimkilerden daha beter haldeki çarlık medyası Çar'dan işaret gelmediği için bize oldukça tanıdık gelecek şekilde saatlerce boyunca net bir tepki veremedi olan bitene. Dikkat çekti mi bilmem, Rusya saatlerce uçağının havadan havaya değil karadan havaya bir füze ile düşürüldüğünü yayınladı ki Türkiye'ye bir tür açık kapı olsun. Hani hala inanamıyor ya dostu Erdoğan'ın bile isteye böyle bir şey yapabileceğine Büyük Önder Putin, bizim küçük eniştenin sovyetik yalanlar dediği kominizmadan kalma devrimci yalancılık alışkanlığıyla bekledi ki TeCe ile bir tür damage controle varılsın ve olayı tevil etsinler el birliğiyle.

Amma ve lakin cümbür cemaatin Türkiye inatla uçağı kendisinin düşürdüğünü ilana devam etti dünyaya. Üstüne üstlük Rusya'ya yalandan bir geçmiş olsun bile demeden sanki saldırıya uğrayan oymuş gibi abisi Nato'ya koştu. Herhalde bunlar olurken Putin'in surat sinirden kıpkırmızı olmuştur. Nihayet ilerleyen saatlerde Ruslar yani Putin pes etti ve gerçekten de Recep Tayyip Erdoğan’ın bilerek ve isteyerek onu küçük düşürmek için uçağını indirdiğini kabul etti. Öyle bozuldu ki uğradığı “ihaneti” ihanete layık bir terimle ilan etti: sırtımızdan bıçakladılar. Erdoğan Türkiyesinin dramı RTE’nin kafaca en güzel uyuştuğu liderlerin ülkesel bazda ideolojik olarak en büyük rakipleri olması. Belli bir süre ahbap biraderler pragmatizmi çerçevesinde güzel güzel gitse de işler, işte o rakiplik pırtlıyor bir yerden.

Niye vurduk elbette her yanda bir sürü aneliz, yazı filan çıkıyor, çıkacacak. Benim kafam o yazanlar kadar basmaz bu işlere. Bassa Türkiye yönetiminin ve bölgedeki müttefiklerinin Suriye'de barış değil mutlak zafer istediğini düşünmezdim misal. Çizgi film kötüsü olduklarından değil elbette. Kesin zaferle bitmeyen bir Suriye mevzusunun onlar için stabilizasyonu hiç mertebesine indireceğini bildiklerinden. Ama dedim ya benim kafam basmaz. 

Niyesi bir tarafa konulduğunda SU-24’ün o duruşuna bu vuruş daha uygun bir zamanda olamazdı herhalde.  Aslında gidişat aylar önceden belliydi. Ukrayna krizi patlak verip de evropalılar Putin’i kandırarak –resmen salak yerine koydular onu- Ukrayna’yı ele geçirdiklerinde belli olmaya başlamıştı. Sen Petersburg’a 100-200 Km mesafedeki Baltık ülkelerine yerleşip Rusya’yı batıdan kuşatanlar peşi sıra aynı operasyonu güneyden çektiler. Putin kuşatılmaya reaksiyon gösterince de mazlum rolüne bürünüp Soğuk Savaş kartını açtılar.

Gavur batı basınında Soğuk Savaş lafızları geçmeye başlar başlamaz tahmin edebiliyorsun olacakları ama işte olmasın istiyorsun, görmezden geliyorsun. Nesiller değişti Soğuk Savaş ne demek unutuldu belki de. Türkiye açısından ne demek hatırlamak lazım. En basitinden kanat ülke olmak demek. Yani batının urusa karşı savaşının soğukluğunu çekmek, sınırına bekçi yazılmak karşılığında o batının içinde sayılırken yine o batının temel değer olarak gördüğü değerlere erişme azmini beyan ama onlarla uzlaşmama lüksüne sahip olmak, istikrarın demokrasi, hukuk mukuk gibi değerlerden önemli olması demek. Davudoğlu’nun Brüksel’den sonraki nutukları hani evropa değerlerine erişeceğizli olanları bile bizim akparti öncesi soğuk savaş politikacılarımızın nutuklarının birebir kopyası yahu :)

Komik ama şaşırtıcı değil ki Putin de aynı RTE gibi okuyor olayları. “Ben çöküşün eşiğindeki Rusya’nın başına geçtiğimde hepiniz benim dostumdunuz, bana destek oluyordunuz. Ne zaman ki Kutsal Vatan Rusya güçlenmeye başladı, bunu çekemediniz ve bana çeşit çeşit komplo kurmaya başladınız. Sizin derdiniz demokrasi ile filan değil sizin derdiniz benimle. Benim ülkemi güçlendirmemi çekemiyorsunuz. Beni milli irade seçiyor susun saygı gösterin. Bu iradenin bana sağladığı yasallıkla istediğim her şeyi yapabilirim.” RTE’nin Gezi ve sonrasını okumasının tıpkısının aynısı.

Soğuk Savaş kartının garpça açılmasının ardından Türkiye’ye yönelik garp eleştirileri gitgide duyulmaz hale geliyor. Çünkü artık o eski zamanlar değildir boğaziçinde yaşanan. Diliniz ne söylerse söylesin gerçek korku anında açığa çıkar. Rus uçağını düşürür düşürmez koşa koşa Nato’nun arkasına sığınmak tüm bağımsız politika, bizi Şangay beşlisine alın sayıklamalarımızdan sonra asli yerimizi bildiğimizin ve kabul ettiğimizin bir kere daha teyidi. Garbın bekçisi kendisine gerek olmadığı zaman gönlünce gezip tozsa da tehlike anında evin kapısına geri dönüp vazife başı yapıyor.

Hem de öyle bir dönüş hali ki daha düne dek Ukrayna’da olanları Gezi’de denenenlerin benzeri olarak görüp hayin batının oyunlarını deşifre eden zihni sinirlerimiz, tüm büyük oyunları çözen egemenlerimiz şimdi en hızlı Maidancı oldu. Muhalifleri batıcı-abedeci-abe beşinci kolu ve benzeri sıfatlarla teçhiz eden, döve döve öldürülen gencecik çocukları garp ajanı ilan edenler şimdi Lassie Yuvaya Dönüş filminde başrolde olmaktan mutlu mesud, arkamızda kapı gibi nato var ya, batı var ya, rusya bize ne yapabilir demekle meşgul.

                                                Lessi yuvaya dönmüş  
                                                Brükselde bir bayram havası
                                                Alamanya casusluk davasını düşürmüş
                                                Doğan grubu beni severmiş



Hala sabredip okumaya devam edenlere bir sabır testi daha

Sarıgazi’nin Doğusunda Büyük Oyun


Image result for peter hopkirk büyük oyun





Rusya’nın Büyük Petro önderliğindeki reformlarla gıdım gıdım evropa ailesine dahil olmasından bu yana Garb’ın onunla ilişkisi her dem Garb’ın kendi iç dinamiklerine bağlı olarak şekilleniyor. Eğer garpta birbirleriyle münakaşalı birden fazla hegemon(veya adayı) varsa biri ötekine karşı Rusya’yı müttefik tutmaya ve rakip hegemon aleyhine batıya doğru yanaştırmaya çalışıyor. Yok garp sulh olmuş ve tek bir hegemon blok oluşmuşsa Rusya’yı mümkün olduğunca kendi evine hapsetmeye, evropadan uzaklaştırmaya uğraşıyor. İlkinde evropa medeniyetinin öteki’nden kurtarıcısı olarak yüceltilen Rusya ikincisinde evropa medeniyyetini boğan bir kızıl canavara dönüşüyor usta propagandacıların ellerinde. Misal rakip alaman hegemonyasıyla ölümüne mücadeleye giren Çörçil 1944 Ekim’inde Doğu Evropayı kendi el yazısı ile Stalin’e pişkeş çektiğinde Stalin’in totaliter kominis bir domuz olduğunu hiç düşünmez. Düşünmez çünkü rakip alaman hegemonunu yenmek için ona muhtaçtır. Ama 1,5 yıl sonra aynı Çörçil gram utanmadan Rusya’yı avrupanın ortasına bir demir perde çekmekle suçlar ve o perde kornişe kendi imzasıyla çekildiği halde o zaman pişkeş çektiği halkların özgürlük şampiyonluğuna oynar. Çünkü evropada rakip hegemon kalmamıştır ve uRus ayısı artık siktir olup gitmelidir doğudaki inine.

Garb’ın bu gelip giden aklına karşı urusun bulduğu çözümse kendi melmeketinin etrafında bir tür çember oluşturmak. Olur ya garp yine onu doğuya sürmeye hem de tarihte iki kez olduğu gibi silahla- ne hikmetse her seferinde Haziran sonu- tevessül ederse anavatandan önce oralarda savaşsın diye. Kimi kez Çar zamanı olduğu gibi doğrudan işgal eder kimi kezse Stalin amca gibi uyduruktan kominis kukla recimler kurdurur.

Moderen çağlarda garbi hegemonluğun demirbaşı malum İngilizya’ydı. Göt kadar adası, kuş kadar nüfusu ile İkinci Harpten sonra tık nefes kalıp pes edene dek –ne tesadüf ki pes ediş anı da 1945 türk-rus mevzuunda yardım dilenen İnönü’ye benim gücüm kalmadı git abedeyi yala demesidir- her daim nambır van kalırken her dem ona karşı bir başka evropa gücü bu hegemonu yenmeye uğraştı. Fransızı prusa, rusa, avusa kırdırmayla başlayan serüveninde gah fransızdı medeniyyetin düşmanı, gah rus, gah alaman. Ama İngilizya her seferinde kazandı. Çünkü rakip iti başka bir ite kırdırmada onun kadar ustası yoktu.

Napolyon’u sayesinde yendiği ruslarla girdiği asya kıtasına dair hegemonik mücadele Büyük Oyun diye meşhur oldu tarihte


Şimdi Suriye’de vekalet savaşı diye meşhur olan savaş türünün mucidi britişlerdi. Nerdeyse yüz yıl mücadele etti ruslarla ama tek bir sefer hariç asla kendi savaşmadı. O bir seferde de aslında savaş bir başka piyonu olan Osmanlı ile Urus arasında idi de işte baktı olmuyor kamuoyu baskısı falan filan daldı mevzuya. İngiliz Emperyası su boğazına gelene dek asla ellerini kirletmezdi haklı olarak. Sadece Osmanlı değil 1905’te Rusları yenen Caponlar da onun müttefiği ve vekiliydi. Tüm 19.yy boyunca Osmanlı vekili olduğundan bizim kaht-ı rical imparatorluğunun ayakta kalması için önce ingilize, sonra allaha o yüzden güveniyordu. 1878’de Yeşilköy’e dek gelen Çarlık Ordusunun Çarigrad’a girmesini engelleyen ingiliz ültimatomu idi misal.

Ne zaman ki Versay’da Aynalı Salon’da Bismarck önderliğinde Zweite Reich’i ilan eden Prusya vilhelmlerin ikincisi liderliğinde alaman namıyla britiş hegemonyasını tehdit etti, Büyük Oyun’da sona gelindi. Düne kadar etmediğini bırakmadığı urus itini alaman itine karşı müttefik tutmak gerekince onunla barıştı. Evropa çarkıfeleğinde yine Rus ayısının evropaya yaklaştırılması gereken zamanlardı. Ha vekili osmanlıyı da sildi o arada. Abdülhamid’in Vilhelm’in götünü yalaması boşa değildi. Koyu bir çaresizlikti. 1907’de Rus- Biritiş ittifak anlaşması ve ne tesadüf ki hemen akabinde 1908’de Reval’de İngiliz Padişahı ile Rus Padişahı anlaştı bizim ipimiz çekilecek diye dağa çıkan ittihatçılar.

Büyük Oyun’un oyun sahası kabaca Osmanlı ile başlıyor, İran ile devam ediyor ve Afganistan üzerinden Çin’e ulaşıp son buluyordu.

*** Sıcak Denize İnen Ayı Oder Coğerafik Kaderimin Bana Bir Oyunu mu Bu***

Mart 1939'da Çekya'dan kalan parçaları da yutan Hitler gözünü faşist albaylar cuntasınca yönetilen Polonya'ya dikince İngilizya Polonya'ya hemencecik garanti verdi ve umdu ki Stalin böyle bir istilayı kabul etmez ve biri kominis biri faşik olduğuna göre bu iki fil leh çimenlerini eze eze birbirlerini kırarlar. Majestelerinin hükümetinin iti ite kırdırma dürtüsü o kadar belirgindi ki, 1939 yazında Stalin Nazilerle Garbiler arasında SSCB kiminle ittifak yapsın diye ihale açtığında İngilizya İhale Heyeti ihale salonuna bir uçakla gitmek yerine vapurla hareket etti. Hem de saatte bir kaç mil hızla giden eski püskü Bandırma Vapuru imitasyonu bir gemiyle. Hem de ihale sonucu imzalayacakları sözleşme için şart olan ihale yetki belgesini -aksilik bu ya- adada unutarak. Hem de eğer müttefik olurlarsa bunun gerçekleşeceği mekan olan Polonya’ya bu konuda fikrini hiç sormayarak. Elbette Stalin anama mı sövüyonuz lan demek yerine uçakla gelen rakip firmanın dosyayı üste çıkardı.

Ağustos 1939'da Nazi-Sovyet Paktı ilan edilince garbiler(ve garp kominisleri) hayatlarının şokunu yaşadılar. Stalin öteki iti kırmak yerine onunla anlaşarak gerisin geri batıya doğru iteledi onu. İngilizya iti ite kırdırma dürtüsünden savaşta da vazgeçmedi. Haziran 1941 sonrası Stalin tırım tırım Fransa'da ikinci cephe diye yalvarırken Çörçil Yunanistan'a çıkarmam var yapim mi abime diye taşak geçerdi.

Savaş esnasında 1940 Kasım'ında Sovyet Dış Politika Komiseri Molotov müttefiki Hitler ile görüşmek için Berlin'e gelir. Stalin, alamanlardan Finland, Bulgaristan ve Boğazlar'ın kendi etki alanında sayılmasını –ona ait olmasını- kabul etmelerini ister. Alamanlar ise Stalin'i avrupadan uzak tutmak için sen boş ver batıya doğru yayılmayı, güneye doğru yayılsana misal kafkaslardan in aşağı Hindustan, İran, Irak oralar hep senin olsun der. Stalin bunu kabul etmez ve görüşmelerden birkaç gün sonra Hitler o meşhur Rusya’yı İstila Planı Operation No:21 Barbarossa’yı imzalar.

                                    
                 Hitler: Yakında Antikomintern pakta üye olursunuz bu gidişle (gülüşmeler)
                 Stalin 1940 Kasım'ındaki bu görüşmelerde Molotov'a verdiği pazarlık talimatlarını                  içeren el yazısı notlarını sonraki yıllarda garp ile müttefik olunca arşivden geri                        aldırtıp 180 derece tersinden tekrar yazmış. Çünkü o başkasına yazdırmayacak                      kadar gerçek bir emekçiydi.  

SSCB çökünce kendi içinde herhangi bir hegemonik mücadelesi kalmamış birleşik Garp rahatça Çörçil’in emaneti doğu avrupayı ruslardan geri aldı. Yetmedi -malum tek hegemon = çarkıfeleğin siktir git evropadan göstermesi- Rusa batıda Baltıklar’dan (Petersburg’a kaç km bi nato üssü bakkal amca?) kilit attı. Baltık ülkelerini Nato’ya almayı demokrasi cart curt diye rasyonalize edenler SSCB aynısını su hizasından komşuları Küba’da yaptığında nükleer savaş çıkarmaya dek gitmişlerdi oysa hopa şinanay. Bu da yetmedi Moskova’ya bir taş atımı mesafede Ukrayna’ya yerleşerek bu kiliti güneyden de sıkmaya giriştiler. Ukrayna’da taraflar seçim yapılacak diye anlaşıp masadan kalktıktan sadece 24 saat sonra sokak darbesi ile putin kuklası yanuk ömeri devirdiler. Putin reaksiyon gösterince de hayin ve zalım rus oldu yine pro pro propaganda dillerde.

Tarih yine tekerrür ediyor ve Kasım 1940’dan yetmiş küsür yıl sonra evropalılar Rusya’ya yine batı no yapıyor. Yine babacığım avrupaya doğru gelme izin vermeyiz yapılıyor. Harbiden ya Putin’in Suriye’de ne işi var. Sonuçta batıdan Nato şemsiyesi altında her yandan kuşatılıp doğuya doğru iteklenen bir halde filan değil. İnsanın aklı almıyor valla.
          
*** Sıcak Denize İnen Ayı Oder Coğerafik Kaderimin Bana Bir Oyunu mu Bu***


Suriye İç Savaşı’nda son dönemde dikkatini en çok ne çekiyor deseler kutsal cihadımızın türkileşmesi derim. Kafkaslıların domine ettiği kutsal cihadımıza bir anda türki savaşçılar akmaya başladı. Biraz islam tarihi okuyan herkes bilir ki türkiler önce bitli piyade olarak sızar ortadoğudaki kılıçlı mılıçlı işlere bir süre sonra ise oraların bossu olur since harun reşid oğulları taym ya bu arapların bileceği iş ^-^

Bu kadar çok sayıda savaşçının orta asyadan orta doğuya erişmesindeki lojistik mucize bir gizem. Türkiye üzerinden geçişleri hariç yolun geri kalanını nasıl aldılar acaba. Hani Rusya buna izin vermez herhalde. 8:15 vapuruyla da gelmediklerine göre? İster istemez insanın aklına Işid’in El Kaide’ye posta koyarken bangır bangır bağırması geliyor. Hani siz hiç İran’a saldırmadınız, bizim saldırmamıza da izin vermediniz çünkü Afganistan-Ortadoğu arasında lojistik otoyolunuzun oradan geçtiğini söyledinizli tirad ;)

Nasıl geldiklerini bilmiyoruz ama varlar ve aileleriyle birlikte binlerce türki mücahid alınabilecek en iyi savaş eğitimini alıyorlar. Peki niye? Suriye için mi? Sanmıyorum. SSCB 1991’de bir anda çökünce teoride kendi özgür iradeleriyle sovyet ittihadına dahil olmuş bağımsız ülkeler, gerçekteyse stalin uydurmasyonu(hazarardındakilerin hebisi) pek çok respublika kendini bağımsız ülke olarak buluverdi. Bir gecede kendini bağımsız ülke olarak buluveren bu uyduruk ülkelerin başında da kukla kominis parti liderleri vardı. Böylece afrikada da hala şahit olduğumuz üzere herhangi bir raison d’etresi olmayan kağıt üstü respublikaların kendilerine raison bulma deneyi orta asyada da başlamış oldu. Bunlara başaramayınca da failed state deniyor sanki state i kendi tekamülleriyle kurmuşlar gibi.

SSCB yönetimince yavşak olma kriterine göre belirlenmiş Hazarötesi kominislerinden tek sepetlenen bizim Zülfü’nün dostu Asker Ağa oldu :( Geri kalanlar o günden bu yana her diktatör gelinin rüyası Atatürk tarzı millet inşası pirensibiyle çalışmaya devam ediyorlar. Yabancısı olmadığımız biçimde piyasa ekonomisini zimmete para geçirmenin en kolay yolu olarak selamlayan, seküler demokratik bir muhalefete asla izin vermeyen minik seküler diktatörlükler.

Bu bildik döngüde artık yavaştan yavaştan bu etabın sonuna doğru geliniyor sanki. Başkan amcalar artık ömürlerinin son demine giriyor. Türki bile olsanız niye 30 yıldır aynı adam diye soracaksınız önünde sonunda. Hepsi Türkmenistan gibi sorunsuz bayrak değişimi yapabilecek mi şüpheli. Mevcut yönetimlere legal itirazların yükseltilebileceği demokratik muhalefet kanalları var mı, yok. O halde geriye yine silah eşliğinde değişim kalıyor.

Bölgede ilk silahlı isyanın 1992’de tam da 1922’de Enver Paşa’mızın tepelendiği Pamir’den başlamış olması sürpriz değil. 1930lara dek direnen Milli İslami Basmacıların mirası üzerinde doğal olarak İslamcılık yükseliyor. Yüzyıllardır islamın ve biz türklere oldukça tanıdık gelecek şekilde şehirli-köylü ayrımının temel kimlik ölçüsü olduğu bir bölgede 20.yy uydurması millet’in ve kendi sun’i sınırları içinde farklı farklı milli devletlermiş gibi yapan gecekondu recimlerin islami bir meydan okumaya ne kadar dayanabileceği  bir soru işareti. Misal 1992’de tacik recimini rus askeri kurtarmıştı. Onların belki yıkacak sykes/picotları yok ama sınırları elbette tanımıyorlar.

Çin ile Rusya’nın tam ortasında tabir i caizse ikisinin de tam karın nahiyelerinde hani en zayıf yerlerinde iyi eğitimli mücahidler öncülüğünde islami bir ayaklanma hayal edin. Seküler diktatörlükler elinde recime yabancılaşmış ve mevcut refahtan pay almayan kitlenin umursamazlıkla karşıladığı hatta desteklediği kutsal bir savaş. Şimdi en başa gidip vikipedyadaki great game maddesine tekrar bakıyoruz: was the strategic economic and political rivalry and conflict between the British Empire and the Russian Empire for supremacy in Central Asia at the expense of Afghanistan, Persia and the Central Asian Khanates/Emirates.

SSCB çöktüğünde Adriyatik’ten Çin Seddi’ne Türk Dünyası kisvesiyle çıktığımız abede taşeronluğundaki emperyalik seferimizden ellerimiz boş dönmüştük. Şimdi takriben 20 yıl sonra yine aynı contractorun taşeronu olarak bir kez daha, bu kez sünnipower olarak, sefere hazırlanıyoruz galiba.

Bu arada Suriye’de IŞİD’i vurmak yerine öbür grupları vuran Putin’i kınıyorum. Sonuçta elin hegemonları oturmuş senin iflahını öpmek için Büyük Oyun içinde oyun pilanlamış niye usluca kaderine razı olmuyorsun. Biz misal ruslar vurunca bir senedir IŞİD’i bombalıyorum diyen abedenin dawlanın petrol gelirlerine dokunmadığını farkettik ve yine farkettik ki abedenin dawlaya çizdiği bir kırmızı çizgi var bağdat’a giremezsin-kürtlere bulaşamazsın diye ve onun haricinde dokunmuyor pek ama olsun. Pırıl pırıl artiz gibi garbiler varken bu buzdolabı gibi rusları tutacak halimiz yok. Putin IŞİD’i vurmuyor, hayin Putin, zalim Putin. Ortadoğuyu bildiğin toplu tüfenkli nizami ordularla işgal eden tek hegemon garbiler since 1914 ama olsun yine de kahrol işgalci Putin, Suriye’den defol.

Ben elbette büyük devletimizin kazanan tarafta olmasını isterim. Büyük Oyun'larda kazanan tarafta olmak her zaman kazanmak anlamına gelmiyor gerçi ama napalım. Misal Polonya İkinci Savaşta kazanan taraftaydı hesapta. SSCB bir anda çökünce ankara elçisi tontiş amca, Çernişov’du galiba adı, kendini Rusya elçisi olarak bulmuştu. Biz Rusya’nın dizüstü çökmesiyle coşmuş ilk seferimize çıkmıştık. Bir yandan birileri adına ağbi kardeş ayağına ortaasyaya sarkmaya uğraşıyor, bir yandan da Çeçen Savaşı üzerinden Kafkaslardan dürtüyorduk ayıyı. Şimdi IŞİD’in alameti farikası olan kafa kesmenin lügatte ilk güncellenmesi unknownrussiansoldier.mpegdi liseliler bilmez. Yetmiyor kendimiz kürtlerimizle uğraştığımız halde amcayı niye çeçenlere zulmediyorsunuz diye sıkıştırıyorduk röportajlarda. Onların birinde artık dayanamadı tontiş amca ve kendisi sırça köşkte oturan komşusuna taş atmamalı dedi.


Sözelci De Olsak İstatistik Grafik Koymayı Biliriz Zühtü Usta

Putin bir uçağını düşürdük diye bu kadar kızıyor. Sonuçta atla deve değil yani için dipnot

Öteki, günümüzde göt cebinde akıllı telefonlar şeklinde devam eden 1970 sonrası teknoloji devrimini ıskaladı. Bunun sonucunda militari teknoloji babında garp ile arasında kuşak farkı oluştu. Öteki’nin nambır vanı SSCB Seksenlerde içine girdiği krizi arada Rusya olarak ancak 2000 başında hal yoluna koyabildi. SSCB çökünce Rusya her ne kadar özgür ticaret, küreselleşme babında ıskaladığı dijital devrimi yakalama fırsatına kavuşsa da doksanların kaotik ortamı içinde militari teknolojide bundan faydalanacak maddi vasıtalardan Putin Restorasyonuna dek yoksun kaldı.

Çocukluğumuz Kızılordu silahlarına ilişkin abartılı övgüleri dinleyerek geçti. Hatta hala o günlerin mirası rus askeri teknolojisine övgü düzme yarışları devam ediyor. Bütün bunların bir çeşit Soğuk Savaş tiyatrosu olduğunu çok zaman sonra farkettim. Aslında basit bir kapitalist üretim modeliydi olan biten. O zamanki denge basitçe şöyleydi: Siz Abede veya SSCB olarak rakibinizin yeni bir silah geliştirdiğini istihbar ettiğinizde ona karşılık vermeye mecbur hissediyordunuz kendinizi. Böyle olunca da misal abedeli silah sanayisi lobisinin devlet ve medyadaki güçlü kolları kızılların yapmayı planladığı silahın(roket, füze, gemi, tank veya uçak her neyse o) sizin mevcut silahlarınızdan şöyle üstün böyle muhteşem olduğunu ifade ederek nerde bu devlet nerde bu millet kızıllar bizi vallaha mahvedecek diye dövünüyordu. Bunun üzerine özgür dünyanın sultanı da elbette o bahse konu silahtan daha üstün bir silah geliştirmeniz için size milyarlarca dolarlık bir sipariş veriyordu.

Böylece kızılların her silahına karşı bir iki üç ilanihaye alternatif üretiliyordu. Denklem gereği rus silahlarını ne kadar çok överseniz ve o silahların sizinkilerden üstünlüğüne ne kadar çok inanırlarsa alacağınız siparişin kârsal değeri de o kadar yükseliyordu.

Oysa gerçekte Soğuk Savaş’ın son döneminde Madır Rusya askeri teknoloji alanında geri kalmanın ötesinde konvansiyonel ordusunu modernize etmede de yıkıkları oynuyordu. Bazı insanlara göre SSCB'nin pes etme noktası Reagan'ın Yıldız Savaşları blofüne karşılık veremediği andır. 91 sonrası Rusya çöküş halindeyken ordusu da per perişandı. Öyle ki Şamil Basayev rüşvet vere vere bir tabur çeçenle rusyanın içinde seyahate çıkıyor ve rüşvete biraz daha paramız olsa Moskova’ya dek varırdık diye taşşak geçiyordu.

İşte Putin 2000 sonrası enerji fiyatları boomundan elde ettiği para ile giriştiği restorasyonda dünyanın ikinci süper gücü denen ordusunun bu ünvana layık olması için de uğraşmaya başladı. Ancak Abede ile arada öyle muazzam bir teknoloji farkı vardı ki bunun bir anda kapanması mümkün değildi. O yüzdendir ki o makas kapanana dek ordusunun bir numaralı silahı olarak bir imajı cepheye sürdü. Aslında o kadar güçlü olmayan Rus Ordusunun aslında o kadar güçlüymüş gibi görünmesini sağlamak üzere yenilmez Putin imajının gölgesinde inşa edilmiş devasa bir propaganda anıtı. Masaldaki kıralın çıplaklığını gizleyen  imaj’dan bir elbise.

Tuaf o Kasım günü Rus Uçağını indirdiğinde yıllardır özenle inşa edilen bu imajın ağzına sıçmış oldu. Onun yıllardır inşa ettiği büyü bozuldu. Artık Rusya vurulabilir, kırılabilir bir eşya. O yüzdendir ki bu kadar kızgın.

Dünyanın askeri sahibinin kim olduğunu merak eden aşağıdaki istatistiklere bakabilir. Abede çöküyor, Çin şöyle böyle geliyor diyenin başına vurmalık ucuz istatistik.




fifth jeneration uçak kısmına dikkat