8 Ekim 2015 Perşembe

Paramparça Vaadler, Sünnetsiz Sikler Ve Kürtler

Episode I: Aynalı Kemer İnce Bele

Şimdilerde bittiği, dolaba kaldırıldığı, yazık olduğu söylenen sürecin(bi süredir en hızlı Erdoğan karşıtı kesilen numerolu cumhuriyetciler gibi ifade edersek ikinci sürecin) nasıl başladığını hatırlayan kaldı mı? Hani 2012 yılında o meşhur şubat soğuğunun ardından Brez Apo’nun kendi deyişiyle o darbe teşebbüsüne karşı yazdığı destek mektubu ile başlamıştı. Tipik bir heteredoks derviş hesap batini-zahiri multitasking çalışan Reber’in zahiri amacı cemaate karşı ittifak ve barış iken batıni amacı Suriye idi. Parçalanacağını öngördüğü Suriye’de kürtlerin üçüncü yol olarak sivrilebilmesi için ortam yaratmak istiyordu. Kürtlerin yaşadığı ülkelerde eski egemenler ölümüne kan davalı emmoğları olarak hasımlaşırken, kürtlerin; hani son otuz yıla kadar varlıkları bile reddedilenlerin, her iki tarafın da desteğini aradıkları üçüncü taraf olarak yükselişi de göklerden gelen bir karar mı acaba…

Suriye Kürtlerinin rejim ile isyancılar ve başka kimler varsa onların dışında üçüncü taraf olarak yükselmelerinin birinci koşulu arkalarının yani Türkiye’nin tarafsızlığıydı. Öyle ya asıl örgüt Türkiye ile savaşırken TR ile savaşan örgütten çıkan spin off YPG dizisinin Suriye Praym Taymında yüksek reyting alması maddeten ne kadar mümkün olabilirdi. Malum, Akpistler dün dediklerini bugün inkârda alenen yalanla gerçeğin çerçevesinden sıyrıldım sanma işini o kadar içselleştirdiler ki(dinle bezenmiş siyasi gayelerle ahlakın yerle bir edilmesi ve kemalistlerin o eski steryotip yobaz tiplemelerinin akepe eliyle can bulması, ey ironi…) elbette şimdi yine aynı şekilde inkar ve yalanla def’edebilirler ama o zaman telaffuz edilen pilan - akepenin bu süreçten ekstra bonusu-  gerillanın Türkiye’yi boşaltıp Suriye sahasına geçmesi ve Es”e”d’e karşı savaşmasıydı.

Barışın ve aynı anda gerillayı kendi emperyalik gayemizin askeri yapacak olmanın zevkiyle bazılarımızın övgü ambarları sonuna dek açılmıştı o dönem. Seher vakti bir güzele vurulan vurulana idi. 


Hani kimi akpistlerin şimdi görmezden geldikleri eski hurmalar biraz da o dönem mahsulü. Boru mu hem Türkiye’ye barış gelecekti, hem de Es”e”d devrilecekti(pekAkAdan esEAda türkün latin elifbasıyla harf kavgası, fesli emmi yayınları). Ne var ki Haziran-Temmuz 2012’de Suriye İç Savaşı yeni bir virajı döndü: Bizim “iyi” çocukların Şam-Halep taarruzlarına rejim –o zamana dek Kaddafi kaderine uğramamak için kullanmaktan özenle kaçındığı- hava gücünü tüm ağırlığıyla devreye sokarak yanıt verdi. Ve daha önemlisi her şeyi kontrol etmeye çalışan hiçbir şeyi kontrol edemez düsturuyla kuzeyde savunamayacağı alanları boşaltarak merkezlere çekildi. Baas sanki pilan yapmayın pilan tutmaz baas çöplüğünde dercesine kürtyoğun bölgeleri bir anda neredeyse kompile kürtlere bırakarak hesaplarımızı biraz bozdu galiba. Böylece kürtler rejimle savaşmak zorunda kalmadan –hatta onunla anlaşarak- o meşhur özyönetimlerini kuruverdiler ve Esad’ı devirmek için daha güneye inmediler. Ne garip değil mi bahis konusu kürtler olunca idelojiyi boşlayıp bir çırpıda anlaşıveren türkü-farsı-arabı, kürt aynısını yapınca hemmen politikli korreknis kesiliyor. Misal sen Saddam’la bölücüleri Irak topraklarında da vurabilmek için anlaşma yapınca Saddamcı/Baascı olmuyorsun ama onlar Esad’la anlaşırsa Esadcı/Baascı oluyor :) Bu arada şimdi anlık aklıma düştü: Esad'a gün aşırı Nusayri Diktatör diyenler Saddam'a hiç Sünni Diktatör diye hitap etmiş miydi? 

Takvimi ileri sarıp bugüne geldiğimizde iplerin kopması da tıpkı başlaması gibi biraz da Suriye yüzünden oldu nacizane fikrimce. Tek neden elbette bu değil hatta sürü sepet iç politika nedeni de bulunabilir daha tok seslisinden ama nedenlerden biri de bu. Daha doğrusu Tel Abyad’ın dövletimizce herhangi bir müdahale ve kontrol şansı olmaksızın kürtlerce bir anda ele geçirilmesi yüzünden. Daha düne dek IŞİD’in kürtlere vurduğu darbelerle zevk suyu akanların bir anda IŞİD bilerek verdi kenti kürtlere, şöyle anlaşma böyle ihanet lafları ve yine ey ahlak geldiysen üç kere tahtaya vur. Tel Abyad’ın düşüşünün ardından kürt kemerinin kendisini boğacağından dem vuran TeCenin 2012 Temmuzundan beri  sözle tehdit etmesine rağmen fiilide dokunmadığı Suriye Kürtlerine karşı şu meşhur Cerablus-Mare güvenli bölgesi vasıtasıyla fiili müdaheleye başlaması yüzünden oldu sanki biraz da. Kendi kemerlerine karşı kafalarının sokulacağı idam ipi yuvarlağının güvenli bölge adıyla uzatılması çatışmayı getirdi belki de. Barışı getiren Suriye, savaşı da getirdi.

Peki bu kürt kemeri neyin nesi? Doksanların başı. Memur sendikası işleri yeni başlamış. Doğal olarak en önde solcu, kürtçü bilumum recim karşıtları var. Malum Osmanlıdan beri recim karşıtımız memurdandır, devrim şehidimiz fakirdendir. Kürt hareketinden bir arkadaş ile laflarken şakayla karışık: Ulan az kurnaz değilsiniz. Kürdistan haritanız için her ülkeden kalın kalın parçalar koparırken yardım alıyoruz diye Suriye’den bit kadar yer gösteriyorsunuz demiştim. Gerçekten de Suriye o meşhur pankürdist haritada en az yer talep edilen ülke.


Şimdi bizi bir kemer gibi sıkacağına inandığımız o topraklar geçmişte yerleşime pek uygun olmadığından her daim az nüfuslu topraklar olarak kalmış. Bu yüzden zati Ermenileri gözden ırak ölsünler diye oralara sürmüşüz. Daha çok türk, kürt veya arap konar göçerlerin yurtluğu olmuşlar. Mesela hani şu meşhur Kobani’nin adının nereden geldiği sorulduğunda kürtlerin açıklamalarından biri de neydi: Berlin-Bağdat demiryolu inşaatı zamanında burada kamp kurulmuş. Yapan şirketten, kompaniden kobani olmuş yerin adı zaaaaa xD. Yani 20.yy’ın başına dek kemerin çoğu yeri yokmuş. İşte o yüzden pankürdist bir haritada bile Suriye’den bu kadar az yer kayıtlı hayali tapuda.

Peki sonra nolmuş da kürtler bu kadar olmuş orada. Hani sınırları çizen cetvelin tam ortalarından geçtiği türkmenlerin, kürtlerin, arapların haricinde niye ekstradan kürtler gelmiş oraya, nereden gelmiş kürtler? Öncelikle sınırı tekrar hatırlamak lazım. Belki 1921 Ankara Antlaşması ile çizildi sınırlar ama kağıt üstünde kaldı. 1925 veya diğer kürt ayaklanmaları hep devlet dilinden askeri harekat babında yazıldığı için(isyancılar fişmekanı ele geçirdi veya devlet güçleri şurayı burayı kurtardı) bunlara katılan veya katılmakla suçlanan insanların sonraki sivil akıbetlerini pek bilmeyiz biz. İlk olarak binlerce aile Şeyh Sait İsyanının tedibine paralel o kağıt üstündeki sınırın güneyine kaçtı. Türkiye Cumhuriyeti sonsuz öngörüsüyle kendi vatandaşı olan bu insanların geri dönüşünü filan talep etmemiş elbette. Tam tersine kurtulunan bir dert olarak bakmış onlara. Fransız Koloni Bakanlığı arşivine bakıldığında bu insanlara dair TeReden giden tek talep şeyh sait in kardeşi  fişmekan sınırdaki şu yerde oturuyor bunu içeriye nakledin veya isyancı liderlerinden hoca bilmem ne sizin oraya kaçmış sınırdan 100 km içeriye alınlardan ibaret. 

Suriye arapları elbette bu durumu kendi ulusal durumlarına tehdit görmüş ama sömürge yönetimi tınmamış. Öyle ki Fransa tam da onların bulunduğu kuzeydoğu suriye’yi, merkezde bir hükümet kurup idaresini araplara bıraksa bile kendi askeri yönetiminden çıkarmamış. Baas 1963’te askeri darbe ile iktidara geldiğinde işte o türkiye kaçkını kürtleri ve onların nesillerini, siz buralı değildiniz kaçak geldiniz bahanesiyle kimliksizleştirdi, medeni haklarından yoksun bıraktı. İç Savaş başlayana dek ilk kürt talebi Suriye’de bu idi hatırlanırsa. Sonra bu kürtler benim arap ülkeme tehdit deyip Kuzeydoğu Suriye’de kürt yoğunluğunu sulandırmak için bedevileri yerleşik hayata geçirerek kendi arap kemerini inşa etmeye uğraştı. Maşallah mıntıkada kemer kemer üstüne ^^

Yani bugün bizi boğacağından korktuğumuz o kemeri döşeyen yine biziz. Terminatördeki zaman döngüsüne benzer bişi yaratmışız: Türkiye kürtlerini silahla bastırmaya çalıştığımız için güneye kaçanlar bizi boğacak diye yine silahla bastırmaya uğraşıyoruz. 


Nerdeyse 100 yıldır aynı döngü tekrar tekrar sil baştan.

Episode II: Vergeltungswaffe Olarak MülteciBomb 
   
Farkındasınız değil mi şu anda tüm evropayı tir tir titreten yeni Kavimler Göçü’nün müsebbibi biziz. Sınır güvenlik yapısı silahlı bir işgali engellemek için kurulmuş devletler sivil bir istilaya karşı çaresizler. Türkiye kendisini yüz üstü bırakan evropalı ortaklarından intikam almak için yecüc-mecüc seddinin kapılarını açtı ve biz artık garbi medyada her gün mültecilerin dramını/onların korkularını izliyoruz. Türkiye gerçekten de muazzam derecede başarılı oldu. Koskoca Yurop Şengen öncesine geri dönmekten bahsediyor. Gurur duy Türküyem. İç Savaş henüz iç savaş olmadan önce hamasi nutuklar atıp bir an önce savaşalım katil esad al sana bomba edebiyatı yapan, nihayet ikna olup tamam ulan dediğimizde bizi yüz üstü bırakan sözde müttefiklerimizden vergeltungswaffemiz, intikam silahımız mülteciler. Yüzbinlerce insan ülkemize yığılırken yardımcı olmak(bizim lügatte keş vermek anlamına geliyor) yerine, “ve fakat muazzam iş yapıyorsunuz azizim”, “helal olsun valla süpersiniz” tipi laf salatası servis edenlerden ölü çocuk tipi V1/V2lerimizle öç alıyoruz.

Peki bu mülteci işi nasıl başlamıştı ki? En azından Türkiye açısından. İlk mülteci akını Haziran 2011’de, İç Savaş’ın ilk dönüm noktası olan Cisr El Şugur olayıyla gerçekleşmişti. Hani MİT tarafından örgütlenilmiş/sahiplenilmiş(?) Suriye Ordusu mensupları ayaklanan halkı vurmak yerine isyanı bastırmak için gelen rejim güvenlik güçlerini pusuya düşürüp topluca imha ettiğinde. İç Savaşın 1976-1982 periyodunda ancak helikopterle birlik indirilip işgal edilecek kadar rejim karşıtı olan Cisr’den hem o askerler hem de 10-15 bin sivil bize kaçtı. Henüz köprüleri atmadığımız rejimin de onayıyla hepsini alıverdik sınırdan içeri. Kaçan Riyadlara kurdurulan şu meşhur Özgür Suriye Ordusu FSA’nın FOS olma nedenlerinden en birincisi onu yutupta türkçe suflelerle kurduranların devamında ülke genelinde ortaya çıkan potansiyeli yönetmeyi becerememeleridir. Misal kuran iki subaydan birini parayla sattılar Baas’a, öteki nerede kimse bilmiyor artık. Yani Suriyelilerin esas şanssızlığı kendilerini neoemperyalizmine kukla yapmaya niyetlenen master of puppet'ın bu işlerden kurbağa kermit kadar anlamasıydı ya neyse.
 
Sonra “100 bin mülteci kritik eşiktir” hamlemiz geldi. Şimdiki başbakanımız mültecileri satranç tahtasında bir tür piyon olarak kullanıp zafere ulaşacağımızı düşündü. Büyük bir özgüvenle karşı konulamaz çoban matını açık etmekten dahi kaçınmadı. Ülkesinin içini boşaltarak Esad’a zarar vereceğimize ve daha önemlisi ülkemizdeki mülteci sayısı 100 bine iblağ olduğunda dış dünyanın(müttefiklerimizin) nihayet müdahaleye başlayacağına inanıyorduk. Tüm Suriye’yi işgal değil yahu kuzeyde minnacık bir tampon bölge böyle güvenli,  noflyzonelusundan ki bi kere kurulsa önce saldırı korkusu olmadan gül gibi ordular kuracak, büyütecek ve sonra tampon tampona yavaşça ite ite bütün Suriye’yi temizletecektik (tanıdık geldi mi? yıllar geçti ama aynı hedef baki).

Bu hamle doğrultusunda mültecilerin ilk yığınsal gelişlerini hatırlıyor musunuz? 1989 Bulgar Türkleri Göçü rezaletinin aynısı yaşandı. Hani Özal önce Ey Jivkov kimi gönderiyorsan gönder dediydi de sonra sayı yüz bini aşınca sınırları kapamıştık. İlk aylarda zalim nusayri diktatörlüğünden kaçan sünni kardeşlerimize gel gellerimizin, kocaman açılan kucaklarımızın, moderen çadır kentlerimizin reklamı sonra sayı hayal edileni geçip üstelik hedeflenen gelişmeler yaşanmayınca ama tüh yahu mutsuzluğu/sessizliği. Rejimin istediğinin zaten bu olduğunu strateji dehalarımız acaba ne zaman anladılar? Mesela varil bombaları göklerden ilk inmeye başladığında henüz anlamamıştık. Keh keh recimin cephaneleri bitiyor zafer yakındır diye seviniyorlardı malum. Rejimin stratejisinin kontrolünde olmayan topraklarda yaşayan halkın göç etmesi, o meşhur deyişle gerillanın gölünün kurutulması olduğunu anladığımızda artık çok geçti. Onlar bu strateji doğrultusunda hususi olarak ekmek fırını önündeki kuyrukları bombalarken biz peşine verilmiş sözlerimizden dönemeyip ortada kaldık.

Yıllar geçip de ufukta herhangi bir çözüm gözükmeyince tüm ensar muhabbetlerimiz milyar milyar yurolar halinde buharlaştı ve  ihracata dayalı kalkınma stratejimiz kapsamında mülteci sorununu da ihraca karar verdik. Dediğim gibi muazzam da başarılı olduk. Büyüklerimizin planı nedir tam bilemeyiz ama hedefleri: sorunun varlığını evropalıların gözüne sokmak, suriye’de "istediğimiz" bir çözüm için zorlamak, nihayet güvenli bölge kurulmasına razı olmalarını sağlamak gibi birkaç bacaklı görünüyor. New York’ta  Ağaoğlu MyGöçmen misali yüz biner kişilik üç mültecikentin reklamını dinleyenler baş başa kaldıklarında BM odalarını kahkahadan inletmişlerdir herhalde. Yurtiçinde her soruna uyguladıklar mütayitliğin bu işte de yardımcı olacaklarını samimi olarak umdukları belli. Ama hala anlamadıkları bu planı sattıklarının geçmişte kendilerini kazıklayanlarla aynı insanlar olduğu. 

                              Kırk Yıllık Kâni'yi bilmeyenden neoosmanlı, olur mu yani.

Bu muazzam hamle ilk bakışta işe yaramış görünse de Esad’ın kalıcılığının –elbette geçiş(kimsenin kaç yıl olduğunu bilmediği) süresince- evropa tarafından kabul edilmesi ve ve ve Rusya’nın-evropa onayıyla- güneyden bizi kuşatması ile sonuçlandı. Malum göt kıspetten çıkınca Bağdat’tan 18 rehin işçi gelmez sadece.


Episode III: Geçmiş Günahların Gölgesi

Suriye İç Savaşı patlak vermeden hemen önce bir vesileyle yine ermeni mevzuu gündeme geldiğinde 2015’e sadece bir kaç yıl kaldığını anımsayıp Türkiye’nin tek adamın zaptu raptı altında 100. Yılı karşılayacağını düşünmüş ve tanrının da ermenileri sevmediğini terennüm etmiştim kendi kendime. Ermeni tohumu olduğumdan değil elbette. Gerçi ermeni tohumu da olabilirim. Ne komik ki sürekli ecdad, ata, soy-sop övüncü satılan bu topraklarda çoğumuzun adını bildiği en uzak ata dedesi/nenesi, bilemedin dedesinin dedesi/nenesinin nenesi o da adını kendinde filan taşıyorsa. Yoksa o çok övündüğümüz milletimizin mikro izdüşümü olan kendi özsoyumuzu bilmiyoruz bile. 20.yy’daki uluslaşma sürecimize paralel ve onu gerçekleşebilir kılan muazzam iç göçlerle köken bölgelerimizi terketmekten mütevellit ne kütüğümüz eski yerde kaldı, ne de aile bilgimiz var geçmişe uzanan. Belki de sürekli hayali dedelerle övünmeyi, ecdad torunu olmayı  bu kadar sevmemiz, bir yalana böylesine imanımız da bundan. Piç gibi kalma hissimizden. Öz dedelerimiz kayıp olduğu için onları hayali soy ağaçlarıyla ikame ediyor, huzur buluyoruz köksüzlük korkumuzu bastırayazıp.

Sosyal medyaya baktığımda yine her yanı ermeni döllerinin, ermeni tohumlarının, ermeni tezgahlarının ve sünnetsiz ermeni siklerinin sardığını görüyorum. Biz müslüman erkeklerin sünnetsiz hıristiyan sikine duyduğumuz bu korkunç arzunun, düşman ölüsünü soyup onun sikini sünnetsiz bulmaya dair fantezilerimizin elbette psikolojik nedenleri veya izahatı vardır en frodyeninden ama ben daha tarihi, daha maddi başka bir şey görüyorum music boxumuzdan fırlayıveren ermeni takıntımızda.  

Agatha Teyze’nin polisiyelerini okuyanlar bilir. Bazı atasözlerini kullanmayı çok sever o. En sık kullandıklarından biridir, geçmiş günahların gölgesi uzun olur. Agathaüstü bir başka polisiye klişesi ise her katilin muhakkak cinayet mahalline geri dönmesidir. Belki de Çanakkale törenini 25 Nisan’dan 24 Nisan’a aldırtan şark kurnazlığımıza nazire cinayetin yüzüncü yılında geçmiş günahlarımızın gölgesi cinayet mahallini boydan boya kapladı ve biz katiller cinayet mahallinde buluştuk yine. O meşhur terkip ile ifade edecek olursak türküyle, kürdüyle, lazıyla, çerkesiyle cinayet mahallinde tekrar buluştuk ve birbirimizi öldürüyoruz.

Ora’da askerleri öldürenlerin aslında ermeni olduklarını ilk duyduğumda henüz ilkokuldaydım. Çocuk aklımla ezeli düşmanımız ermenilerin gizlice Türkiye’ye  girip bu işleri yaptıklarını sanmıştım. Malum devletin Asala karşıtı eylem planı çerçevesinde dört bir yandan üfürülen propagandalarla ”1915’te aslında ermeniler bizi kesti"yle büyütülen ilk nesildik. Sonra sünnetsiz sikler meselesi çıktı ortaya. Çocuk aklımla bu sefer de ermenilerin gizlice o kürt denilen insanların kılığına girdiklerini düşündüm. Bu durumda çözüm gayet basitti: o bölgedeki vatandaşlarımızdan asker ve polisimiz gizlice bir ordu örgütleyecek ve onları yenecekti. O zamanlar koskoca devletin de 11-12 yaşındaki bir çocukla aynı akıl seviyesinde olduğunu, adına sonradan kontra-jitem, şu-bu denilen o orduyu kuracağını/kurduğunu bilmiyordum.

Sürekli terennüm edilen bu sünnetsiz sikli ermenilerle sandığımdan farklı bir şey kast edildiğini ilk kez bi Batmanlıyla yaptığım(ah şu kürtler yok mu) sohbette farkettim galiba. Kendi köylerindeki bir ağanın o olaylarda gasbettiği ermeni kadının ömrü boyunca hiç ama hiç konuşmadığını anlatınca ampul yandı.

Yine Agatha’nın romanlarında cinayet sıklıkla maddi bir temele dayanır. Gerçek bir burjuvadır Agatha ve materyal nedenlidir cinayetleri. Çünkü cinayet zaten maddi bir eylemdir. İşte tam da 100 yıl önce katiller cinayet eylemini gerçekleştirdiğinde bu cinayet de maddi temelliydi. O meşhur tehcirin ilk aşamasında ermeniler öbek öbek toplandığında insan pazarları kuruldu şimdi yine kanla yuğanan o topraklarda. Torunları sik uzmanlığında kariyer yapacak olan cinayetin planlayıcısı, azmettiricisi ve şeriki, kürt ortağının sırtını sıvazlayıp, tıpkı sattığı malın yanında eşantiyon tarak veren boğaz vapuru(ankaralılar için not: vapur; deniz, büyük göl, büyük nehir gibi su havzalarında kullanılan seyrüsefer aracı) seyyarı gibi, sana sadece ermeni toprakları kalmayacak bu cinayetle, şurada gördüğün kadınlardan ve çocuklardan beğendiklerini de alabilirsin dedi. Şimdi IŞİD’in Yezidi kadınlarını yağmalaması gibi ermeni kadınları ve kızları yağmalandı. Of kors güzel olanlar. Çirkinlerinse ırzlarına geçtik sadece. Kimisi de ırzlarına geçilmesin diye, elele tutuşup şimdi üstündeki köprüler mayınlanan nehirlerden ölüme atladılar.

100 yıl geçti. Tam yüz koca yıl ve katiller yine cinayet mahallinde buluştuk. Cinayetin planlayıcısı, azmettiricisi ve şeriki sikcibaşı, o kadar iyi biliyor ki o her daim inkar ettiği, hayır karşılıklı oldu olanlar bikere taam mı dediği cinayeti ve ganimetlerini; tüm internet ermeni tohumlarıyla, ermeni bunlar’la doldu yine. Kendisi o yetim kızları ortağına pişkeş çektiği için, kendinden bu kadar emin kuzu postuna bürünüp açın siklerine bakın diye bar bar bağırabiliyor. 100 yıl geçti ve Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla, Çerkesiyle birbirimizi öldürüyoruz. Ki o da bir başka klişe değil midir? Hani suçlular alabildiğine başarılı bir işten sonra bir şekilde bozuşur ve reservoir dogsa döner ya ortam bir anda.


Ben 100. Yılı farklı olur diye düşünmüştüm. Dedim ya ermeni tohumu olduğumdan değildi merakım. Ermeni meselesi bir kılçık gibi boğazımıza takılıp kaldığındandı. Ne yutabiliyoruz, ne de kusabiliyoruz. Sürekli bir öğürme hali, sürekli bir rahatsızlık. Kafasına sivrisinek giren Nemrud’un tedavi niyetine kafasını balyozla dövdürmesi gibi kurtulmak için biteviye sünnetsiz siklerle dövüyoruz aklımızı. Kim bilir belki de tanrı ermenilerden o kadar da nefret etmiyordur.


Epilog: Hazin Geliyor

"Türkiye, bölgedeki bütün ülkelerle en yakın teması olan, düzen kurucu bir ülke konumundadır"

                                                                                                   Ahmet Davudoğlu, Eylül 2009


"Putin, Suriye'de bize karşı bir olumsuzluğa göz yummayacakları sözünü verdi"

                                                                                           Recep Tayyip Erdoğan, Eylül 2015


Suriye İç Savaşı bitti. Bundan sonrası sınır düzeltmeleri sadece. En iyi ihtimalle büyük ölçek bir Lübnan olacak orası. Hani her etnik, dini veya ideolojik grubun kendi bölgesi olan, fasulyeden bir devlet kalsa da görüntüde, her grubun kendi bölgesini yönettiği her an yine başlayabilecek bir iç savaşa karşı ellerin tetikte beklediği gettoland. Hepimiz yenildik. Sadece akparti kaybetti sananlar dahil hepimiz yenildik. 1918 Ekim'inde yenik Yıldırım'dan Kolordu Kumandanı Miralay İsmet tesadüf bu ya tam da bu suriye'den anadoluya doğru birlikte kaçtıkları fırka kumandanı alaman miralayı Otto Von Guhr'a bir kaçış molasında: biz zaten alışkınız ama bu sefer siz de yenildiniz artık bizim neler yaşadığımızı bizzat tecrübe edeceksiniz diyip pis pis sırıtmış. En fazla siz de yenildiniz sırıtışı o kadar.  


25 yorum:

siempre dedi ki...

Benim soy ağacı imam musa-i kazim'a kadar gidiyor. Oradan da hz. Ali'ye.
Kaynağım da var :S

Adsız dedi ki...

ad homihomi.. şaka yav şaka. yine bir sürü şey öğrendik sayenizde. teşekkürler

ebedi olur dedi ki...

tufan benim de allah'ın oğlu olduğuma dair soy ağacım var da biraz önce yazdım. otantikliği önemli hangi yıldan kalma?

ebedi olur dedi ki...

teşekkürler ama yazılar herhangi bir şey öğretmeyi amaçlamaz. yatırımcı için al-sat tavsiyesi değildir.

CohibaSamsun dedi ki...

"kemalistlerin o eski steryotip yobaz tiplemelerinin akepe eliyle can bulması, ey ironi" cümlesi ebedi olur reyiz yazılarının ana teması olan gerçekle/mukadder olanla ahmakça kavga edenlerin acı sonu temalı bir yazının kahramanlarından birinin ağzından çıkmış gibi :) O tipleme based on a true story ama sen ne muhterem bir adam ya şu hacı amca dediğin adam seni kucağa oturtup götünü elleyene kadar meseleyi çakozlayamıyorsan kemalistlere kızma :) Çünkü hacı hala götünü elliyor ve sen götünü elliyorlar diyenlere kızıyorsun.

ebedi olur dedi ki...

kırıcı olmak istemem ama yazılarımda kemalizm vurguları genelde taşşak maksatlıdır ;) kemalist asrı saadet hikayesi 2000 ve sonrası doğumlularda denenmeli.

Adsız dedi ki...

Sef darbe olur mu :S

Goddess Artemis dedi ki...

Beyninize sağlık ebedi paşa! ;-)

ebedi olur dedi ki...

teşekkür ederim

ebedi olur dedi ki...

adsız bu kadar davadan sonra asker artık darbe yapmaz yaparsa devrim yapar ANLAYANA :P

Adsız dedi ki...

Ebedi bey şu bitmek bilmeyen hayalet ermeni davasına(hrantdink) ne diyorsun?

ebedi olur dedi ki...

tüzel kişilik sahibi hrant'ın dostları anonim şirketi varken benim bişi demem ayıp olur. onlar hepimizden iyi biliyo malum.

Adsız dedi ki...

Net bir cevap alamadım ama yazına yönelik şöyle bir yorumda bulunacağım, ruslar bizi üzüm gibi ezip posamızdan şarap yapmayı düşünüyor biliyorsun tek dertleri nereye sokacaklarını bilmedikleri boru hatları:) benden sana bir sır ermenilerde şu an da üzerinde oturduğumuz topraklarını geri istiyor suriye kürtlerine gelince, kaostan yararlanmak istiyorlar bunu bizzat ağızlarından duydum. Kürdistan için gün bugün diyorlar... :)

Adsız dedi ki...

şef aihm'nin perinçek davası kararını kedilerinle parti yaparak kutlamışsın diyorlar doğru mu...

Adsız dedi ki...

Sef minik alevi devletinden eminsin ama esad konusunda yeterince emin degilsin galiba. Elinde sonunda yemib etmis bi arap tarafindan oldurulecek gibi duruyor

ebedi olur dedi ki...

@adsız 23:02 ermeniler partiyi 1915'te kaybetti kendi ülkelerine bile sahip çıkmaları ruslara bağlı. ruslar 1945 sonrası finlandiya ile kurdukları ve her iki ülkenin de kazandığı simbiyonez ilişkinin bir benzerini türklerle kurmak istiyorlar ama bunun şartı finliler gibi neutral olmamız o da olmaz. etraflarındaki tüm milletler kafayı yemişken kürtlerin öyle düşünmesi normal ama biz daha batıdayız ve doğudakiler için batı her zaman daha cazip seçenektir.

ebedi olur dedi ki...

@adsız 23:38 doğu perinçek'in yanaştığı her ideoloji sosyalizmden kemalizme hayatının yenilgisine uğramıştır. onun akparti ile kurduğu ittifak akepenin gerçekten de kaybediyor olduğu yönündeki ilk ampirik bulgu.

ebedi olur dedi ki...

@adsız 11:00 orada nerede minik alevi devleti lafı geçiyor. butik mutik devlet lafları şu an itibariyle sadece iki şahsın hüsnü kuruntusu. bosna anlaşması gibi düşün. suriye arap cumhuriyeti misal sırp devleti filan olsun hani kan dökücü ve zalim ya ^^ esad bir şekilde yerini bir başka sekülere bırakmadan o barış olmayacak .sorun şu ki baba hafız öyle usta işi yapı kurmuş ki ya take it ya leave it.

Adsız dedi ki...

ıslandım başkan..

alleskleber dedi ki...

filimin adını yanlış yazmışlar. biten de birinci bölüm. devamı pek yakında . selam ederim. (amcının ve lagrimanın çocukçu arkadaşı)

ebedi olur dedi ki...

bu çalışma temposu ile istanbul un yarısının sahibi sen olmuşsundur herhalde sayın daktır daktır baksana çocuğum için paralarımı alsana

Adsız dedi ki...

Abi twitter'ı bırakmana hem sevindm hem üzüldüm.Sevinme nedenim gün gittikçe yapaylaşan o ortamdan kendini soyutlaman,üzüntüm ise yazılarını daha az okumak.Adını kim olduğunu bilmiyorum ama çok seviyorum seni iki sorum olacak
1.Esad iyi mi kötü mü? Solculara göre kahraman,sağcılara göre orospu çocuğu.Amerika ve Erdoğan'ın karşı olmasından dolayı kahraman fikrine daha yatkın gibiyim.
2.HDP'nin 2. bölgeden Beşiktaş'ın şampiyonluğunu çalan Celal Doğan'ı aday göstermesinden dolayı Kılıçdar'a atmayı düşünüyorum ama tabi CHP'nin geçmişini onayladığımdan falan değil CHP'nin içinden ilk defa Dersimli,Alevi ve onun zihniyetinin tam zıttı bir lider partinin başındayken bunun vebali var mıdır?

ebedi olur dedi ki...

merhaba kardeş.
esad'ı neye göre iyi-kötü diye niteleyeceğiz. yönetmekle sorumlu olduğu milletin başına gelenlere göre mi kendi hislerimiz veya ideolojik rezervlerimize göre mi? suriye mahvolmuşken suriye devlet başkanı silahlı kuvvetler başkomutanı uzman doktor sayın beşşar esad iyi diyemem.
kutuplaşmanın hala bulaşmadığı ender bir kurum olan fitbol takımı taraftarlığının oldum olası lümpen görülürken şu anda resmen toplumdan ileride kalmasına şapka çıkarıyorum. madem babalar gibi fitboldan geçmiş acısı sorma durumun var daha alevi zaza şu bu diye bozma duruşunu babalar gibi al intikamını.

Adsız dedi ki...

Abi kimsenin dediğine ikna olmadım ama beni HDP'ye atmaya ikna ettin valla helal olsun.HDP'liler sana teşekkürü borç bilsin.

ebedi olur dedi ki...

bu sayfada yer alan yazılar yatırım tavsiyesi niteliğinde değildir. al-sat tavsiyesi içermez kardeşim.