17 Haziran 2015 Çarşamba

Ne Kadar Dayanabileceksiniz

Mayıs 1980’deki Tito’yu Gömüyoruz eventi Soğuk Savaş’ın en görkemli eğlencelerinden biri olmuş. Tüm dünyadan savaşta taraf veya bitaraf sağcı-solcu-ortayolcu liderler akmış cenazeye. Elbette o zamanki Başbakanımız İmmortal Sülüman da şapkası ve dışişleri bakanıyla birlikte Belgrad’daymış. Ölü evinde de olmaz ki ama demeyip Yugoslavya’nın yeni yöneticilerine çok basit bir soru sormuş: Ne kadar dayanabileceksiniz? Onlarca yıla yayılmış bir Zeitgeistı dün ve bugün parantezinde tek cümleye sığdıracak kadar usta olan çoban, tesadüf bu ya; sorduğu sorunun yanıtı belli olur, Yugoslavya insanların zincirlerinden boşanmış birer şeytana dönüşmesiyle cehennemleşirken yine başbakandı.

T.C.nin sahipleri Kasım 1989’da tividen canlı yayında Berlin Duvarı’nın yıkılışını izlerken merkez sağ omuzlarında melek kanatlı bir küçük sülüman demirel peydahlansaydı soracağı soru yine aynı olurdu: Ne kadar dayanabileceksiniz? Absürd varlığının bir parçasını Majesteleri'nin foreyn ofisinin, beyazların artık kazanamayacağı belli olduktan sonra, bolşeviklerin etrafında bir tür millici çember arzusuna, devamiyetini ise soğuk savaşa borçlu olan cumhuriyetin sahipleri, cumhuriyetinizin bu vasfını yitirmiş şekliyle daha ne kadar dayanabileceksiniz? Misal kanat ülke olmanız nedeniyle kürtlerin aslında türk olduğu saçmalığının kabul edilmiş gibi yapıldığı halinizle daha ne kadar dayanabileceksiniz?

Şimdi adına “Doksanlar” dediğimiz; bu basit sorunun -sorunun peşi sıra sökün edecek muhtemel yanıtlar yüzünden- ısrarla duymazdan gelindiği,  yok sayılmaya uğraşıldığı, sorunun müsebbibi uluslararası realitenin gerekirse kanla reddedildiği dönem oluyor. Zeitgeist üstadının başbakan olmasının ardından tam da Diyarbakır’a uçup “kürt realitesini tanıyoruz” deyü şapkasını sallayarak verdiği muazzam zeitgeist mesajının sonrasında kandırmaya dönüşmesi ve millet devlet elele zeitgeistı reddettiğimiz kutlu dönem.

Tansu Çiller simgeselliğinde o ruhun va’z ettiği realite reddedildi ve bu reddediş kürt savaşı özelinde kanla somutlandı. Tansu Çiller bu reddedişin, bu tercihin bedelini dönemin soytarısı –kartel medyası cart curt savaşları-  ilan edilerek ödedi. Zira zeitgeistı reddetmek demek o zeittan ayrı düşmek demek.

Bu ayrı düşüşün en güzel temaşa edildiği yer ise her daim olduğu üzre ökonomi. Kominislerin amele sınıfına en son kazıkları yıkılışları münasebetiyle milyarlarca insanı ucuz işçi olarak amele pazarına sürmeleri oldu. Yıkılış sonrası Çin, SSCB ve gandi sosyalisti Hindistan önderliğinde piyasaya sel gibi akan ucuz emek, sürekli emeğin artık gerçek değer yaratan olmadığını havlayan liberal üstadların tersine, üretim maliyetlerini ve dahi fiyatları aşağıya doğru sürükleyerek tüm dünyada devasa bir dezenflasyon süreci başlatırken bu ülke üç haneli enflasyonla güleşmeye devam etti.

Zeitgeist’a direniş allah için türk’ün savunma savaşındaki ustalığına yapılan övgülere yakışır şekilde epey uzun zaman sürdü sürmesine ama soru aynı soru kaldığı ve direnişi örgütleyenler bu direnişi herhangi bir ahlaki bağlamdan azade bir hırsızlık tezgahı olarak kullandığı için önünde sonunda bir zaman sorunuydu yenilgi ve muazzam bir gürültüyle çöktü direniş.

2002 sonundaki hatta 2003 başındaki gastelere internet denen şeytan icadı sayesinde baktığımda sanki başka bir yüzyılmış gibi geliyor bana. Oysa çok değil 12-13 yıl geçti sadece ama işte zeitgeist böyle bişi.  Adamın hafızasına kor.

İttihatçılarla Taşnaklar 1914’de doğu illeri ermeninin mi türkün mü olacak diye fikir alışverişinden literally gerçeğin kıvılcımını çaktırırken iş bölgenin bir diğer mukimi kürtlere gelince siktir et allahın dağlılarını yae diye gülüp geçerlerdi. Kürtlerin herhangi bir medeni projede yer alamayacağını düşünen sadece Ermenilerle Türkler değildi. Fransızı ve ingilizi de aynı fikirde olduğu için o meşhur paylaşım  masalarında eşek osuruğu kadar bahsi geçti ekradın. 100 yıl önce 200 bin Maruni için bile devlet kazıyan zeitgeist milyonlarca kürdü pas geçip bölgeyi türk, arap ve fars arasında paylaştırıp uslu uslu oynayın dedi.

Şimdi 100 yıl sonraki zeitgeist ise bambaşka bir noktada. Güneyden gelen zombi seline karşı tek güvence olarak yükseliyorlar garb’ın ufkunda. Hem de geri kalan bölge ulusları kendi içlerinde tekrar ve tekrar parçalanıp kutuplaşarak hızla atomize olurken birinciliğin kesk ü sor u zer'e verildiği yarışlarda. Zeitgeist kerhanesini boyama sırası kürtlere geçti ama Eyyub El Ensari Guesthouse’un sahibi hala kendi şakşakçıları haricinde kimsenin duymadığı, kutuplaştırdığı vatandaşlarının umursamadığı isyanlarda nazenin nazenin.

İşin ironik yanı doksanlar direnişinin çöküşünün ardından ülkenin mevcut zeitgeista eklemlenmesi için iktidara geldi restoratör. Kendilerine direnişçi süsü veren hırsızların hasarlarını onarmak için geldi. Oysa şimdi görevinin ne olduğunu unutmuş ha babam de babam kürtlere sallıyor, of kors kürt değil pkk diyerek. O sallayadururken varlıkları onun varlığından mülhem kifayetsizler bitirdikleri doksanların simgesi satırlarla, beyaz toroslarla tehdit etme komikliğini milli bir mücadele sanıyor. Hani o çok sevdikleri Nemrud kıssasında olduğu gibi beyinlerine bir sivrisinek girmişcesine canhıraş taaa doksanlardan duyulacak kadar yüksek sesle bağırmalarına filan bakılırsa kulaklarında aynı soru çınlamaya başlamış her hal: Ne kadar dayanabileceksiniz?

9 Haziran 2015 Salı

Seçmen Uzlaşın Dedi

Şunca saat oldu, RTE hala ortaya çıkmadı. Marko'nun taa gezi zamanı söylediği gibi herhangi bir yenilgi anında asla ortaya çıkmıyor. Hep başkaları gözüküyor, suçu veya yenilgiyi üstleniyor ki onun tapıcıları nezdindeki ilahiliğine halel gelmesin.

Yine her tarafı seçmen ne mesaj verdiler kapladı. Yine millete böyle taltif üstüne taltif vermeler. Yahu sadece İstanbul'da pusulanın hem altına hem de üstüne mühür bastığı için yüz binlerce oyu heba eden birinin verdiği tek mesaj hacr altına alınması gerektiğidir ya neyse. 

Herkesin dilinde bir yenilgi lafıdır gidiyor. Aslında o kadar ağır bir yenilgi -en azından oy oranı olarak- yok ve aslında o yenilginin olmaması akp için çok daha büyük bir problem. 2014 yerel seçimlerinden sonra il genel meclis sonuçlarına istinaden basit bir projeksiyon yapmıştım. Malum akp o seçimde %43 oy aldı ama paralele karşı kaybetmiş görünmemek için sözelci oyunlarıyla kendini %45 almış gibi gösterdi ve sonunda buna kendi de inandı.

Yaptığım projeksiyona göre; eğer mhp akp den tırtıkladığı o bir kaç puanı genel seçime de taşıyabilse milletvekili sayısını en az %60 arttırıyor, yine hdp bir şekilde baraj ihmal edilebilse 50-60 arası mebus çıkarıyor ve chp hep bildiğimiz üzere aynı seviyede kalıyordu. Tüm bunların sonucunda akp 270-290 arası mebus çıkarabiliyordu.

İlk tepkim vaov oldu ama akp bizim bildiğimiz akp ise bir şekilde 276 üzeri kalır diye düşündüm. Malum, ya düşman yaratır ya saçma salak bir şeyler icat eder ve çift mühür basanları bir şekilde kafalardı.

2002'de onları muazzam bir çoğunlukla tek başına iktidara taşıyan d'hondt sistemi ve %10 barajı bu sefer tamamen aynı nedenlerle tersten vurdu. Bu öyle bir tersten vuruş ki şu anda ellerini kollarını bağlamış durumda.

Seçim sonuçları belli olup kendilerini ciddi ciddi allahın vazifelendirdiğine inananlar 276 altı kaldıklarını ilk farkettiklerinde verdikleri tepkiye dikkat ettiniz mi? Bunun gerçek olduğunu idrak edemediler. Ki hala da tam idrak edemediler sonuçta 1000 yıllık reichtan bahsediyoruz zaman lazım. Gerçek olmadığına göre hemen bir erken seçim yapılarak bu şekli hatanın düzeltilmesi gerekiyordu. Tekrar seçim yapılacaktı ve bu şekli hata ortadan kaldırılıp imparatorluk hükmetmeye devam edecekti.

Oysa bu d'hondt sistemi öyle bişi ki akp 39 bin oy, mhp 35 bin oy aldığında ikinciyi mhp'ye vermekle yetinmiyor. Sen %41 değil %45 oy bile alsan mhp'den çaldığın oy onu 19.499'a geriletemediği sürece yine ona veriyor ikinci mebusu. Apar topar yapılacak bir erken seçimde bu denli bir kayma olacak mıydı? Herhalde olmayacağını anlayanlar çoğaldı ki tepki haydi erken seçime gidip şu basit şekil yanlışlığını düzeltelimden hayin millet, nankörler ve bidon kafalılara döndü :)

Akp ideolojik yolculuğunda hep rakipleri yapınca trajedi olan şeylerin ikinci tekrarındaki komedi oldu. Ulusalcıların, fönlü teyzelerin malum antibatı kompile teorileri onlar yaptığında nasıl en moderen ve batılı olduğu savlanan kesimleri trajik bir zavallılıkla mücehhez gösterdiyse aynı kompile teorileri akpist dillerde anıra anıra güldürten komedi skeçlerine döndü. Nibenka Hanımın gezi sonrası aslında ulusalcıların abd batı kompiloculuğu doğruydu sadece onlar yanlıştı olacak o kadarcılığı hala aklımda. Şimdi de ulusalcılıktan mülhem gerizekalı millet, şehit kemiklerini sızlatan hayinler edebiyatı sayıklamaları da marks aktiengesellschaftın aziz nesin limited liability company ile ortak üretimi bir mizah kitabına benziyor.

Yavaş yavaş ruhi tezahürleri bir başka ulusalcı hastalığına doğru evriliyor. Malum kendileri yıllarca muhalifleri sırf akp gitsin diye ekonomik kriz dilenmekle suçlamışlardı -gerçekten de akp nasıl ki 2001 krizinin ürünüyse bitişi de ondan olabileceği için bunu isteyenler vardı- Şimdi trajedi-komedi sarkacında ekonomik kriz dilenme var. Muhaliflerinin akp gitsin diye istedikleri ekonomik krizi şimdi onlar akp gelsin diye istiyorlar. Yine tıpkı bir kısım muhalifin bir zamanki rüyası olan pişman olan halkın eski partilerin önünde diz çöküp af dilemesi sahnesini bile hayal ediyorlar.

Bu kadar birbirinin aynısı seçmen eğilimlerini görünce gerçekten de millet; biz iki grup da aynı ruh hastalığından muzdaribiz zaten, hadi gelin uzlaşın demiş olabilir :)