30 Ocak 2014 Perşembe

Goliath Yaşıyor

Amerikalılar soap operaları aşk çıkmazından kurtarıp normal macera konseptine uygulamazdan önce aynı sezon içinde başlayıp biten diziler veya bir kaç bölümlük mini seriesler yaparlardı. Aslında hâlâ yapıyorlar ama o zaman dizi sektöründe bunlar daha bi ağırlıklıydı sanki.

Haliyle biz arrested development kauntri ülkelerinin teretesi de bunlarla dolu olurdu. Hafıza çocuk tabula rasası olduğundan seksenlerde teretenin yayınladığı bu tip tivi dizi veya filmlerinden pek çoğu hafızamda bir iz bırakmış. Misal bir zenginler sitesinin soyuluş öyküsü vardı, o zaman bizde pek o tip site olmadığından kafamda boşta kalmıştı konsept. Ama şimdi tam o tip sitelerle dolduk reele oturdu artık ^^ Yine kominik rusların Alaska üzerinden ABD'yi işgal ettikleri bir tanesi vardı ki, çocuğuz nerden bilelim Reagan amcanın eski bir aktör olarak şeytan imparatorluğuna red dawnlı, red oktoberli ilmi ve filmi cihad açtığını. İşte bunlardan biri de Goliath Yaşıyor'du. Şimdi netten baktım orijinal adı Goliath Awaits'miş.



1939'da II. Savaş başladıktan hemen sonra amarigaya doğru giderken alaman denizaltısınca torpillenen lüks yolcu gemisi Goliath'ı anlatıyordu tv filmi/dizi. Yediği torpillerle batan Goliath'ın yolcuları bir şekilde hayatta kalırlar. Hatta hayatta kalmayı bir üst aşamaya taşıyıp denizin altında kendi uygarlıklarını kurarlar. 40 yıl filan sonra 1981'de tesadüfen keşfedilir enkaz. Sonrası Goliath'da kendi düzenlerini kuran kaptan ve ekibinden müteşekkil kurtarıcı oligarşinin dışardan gelenlerin düzenlerini bozmasını engelleme çabaları. Konusu dışında hafızamda görüntü olarak sadece dizinin sonunda kavgayı kazanan Goliath yolcularının dış dünyaya çıkış sahnesi kalmış.

Filmin sonunda yolcuların dış dünyaya çıkmaları zaten normal sonuç. Ama benim anlayamadığım bir; denizin altında hapis kaldıklarında  kaptan ve hempalarının bildikleri dış dünyadan farklı bir hegemonya tesisi, iki; dış dünyayla temasa geçildikten sonra da aynı ekibin hegemonyalarını koruma uğraşıları ve belli bir süre de başarılı olmaları.

Tek Parti dönemine dönüp baktığımda artık en çok merak ettiğim şey rejimin siyasi olarak hegemonlaşması değil. O kolay iş. Politik pratikler üzerinden adım adım tekleşmesini takip etmek mümkün. Zati başta Mete Dedeninki olmak üzere buna dair epeyce kitap da var. Benim merak ettiğim hegemonyanın insanlar nezdinde kurumsallaşması, kültürel olarak çatılması. Ona dair ne yazık ki gerçek anlamıyla mevzuuyu tam burasından kavrayan bir çalışma görmedim. Hep siyasi olanın peşine takılıp gidiyor insanlar haklı olarak. Zırt tarihinde bu partinin kapatılması, pırt tarihinde şunun cehape içine alınması falan filan. Peki aslında demokrasiyle uzaktan yakından alakası olmayan bir diktatörlük kendini, üstelik cumhurun belirleyici olduğu bir çeşit demokratik cumhuriyet olduğuna inandırarak, sosyo-kültürel alanda nasıl meşrulaştırabilmiş, reelin tam tersine bir görüntü nasıl reelin yerini alabilmiş.

Eğer o ülkenin yaşayanları dış dünyadan habersiz olsalar bunu anlamak mümkün. Ama tıpkı goliath ilk battığında hegemonyayı kuranların dış dünyadan gelmiş, dış dünyayı bilen insanlar olması gibi bu ülkede de dış dünyayı bilen insanlar vardı kuruluş esnasında. Yine tıpkı Goliath 40 yıl sonra dış dünyayla temas kurduktan sonra bile iç hegemonyayı devam ettirmeye çalışanlar olması gibi bu ülkedekiler de dış dünyayla temas ederken devam edebildiler hegemoniye.

Sadece politik, yasal, askeri veya polisiye güce yani bir tür fiziksel şiddet tekeline dayansa hegemonyanız biliyoruz ki en sonunda karşıt yönde yükselen bir muhalefetle açık çatışma haline girmek suretiyle dağılıveriyor veya kadife peçesini sıyırıp atıveriyor. Oysa bu tek partide asla öyle olmadı. Öylesine başarılı bir şekilde sosyo-kültürel olarak içselleştirilmiş bir hegemonyaydı ki asla o aşamaya gelmiş bir muhalefet varolamadı. Hatta bugün bile Erdoğan'ın muazzam milli irade başarısının ardında anne-baba-akrabai taallukatımızın nesilden nesile aktardığı "bu ülkeye yeni bir atatürk lazım"cılığın kültürel ağırlığını hissetmiyor muyuz?

Seksenlerde ülkemizde bir ansiklopedi salgını vardı. Orta halli akrabaların evlerine misafirliğe gittiğimizde çocuğumuz okusun kontenjanından alınmış bu ansiklopedileri hayran hayran okur, eğer akraba yüzümüzün yeteceği biriyse alır eve götürürdüm. Yıllar yıllar sonra ülkemiz yabancı referans kitapların yaygınca satılabileceği ekonomik kalkınmışlık düzeyine ulaştığında o hayran hayran okuduğum ansiklopedilerin bu kitapların serbest nazım türünde çalınıp çırpılmasıyla oluşturulduğunu gördüm. Bilginin kaynağı ile buluşmadan şekillendirilmek ok. Peki bilgi ile buluştuğumuz halde niye hayır yüzeye çıkacağız diyemiyoruz filmin sonunda. Nasıl bir mekanizma var ki bir çeşit sanal kuzey kore ile üstelik gönüllüce çevreliyoruz kendimizi ve abedede yaşıyoruz sanıyoruz. 

Muhakkak ki tek partinin başarısında dış dünyanın iç'i etkileme gücünü sıfıra yakınsayacak derecede kendi iç'inin sorunlarına boğulmasının da rolü vardı ama diyorum ya bu salt fiziksel bir şey değil bir tür sevgi olayı ercan. Hem de öyle bir sevgi olayı ki anka kuşu misali her bitti dediğinizde kültürel kodlarının küllerinden yeniden doğuyor. Tevrat ne kadar götünü yırtarsa yırtsın buradakinde David ölüyor, Goliath yaşıyor.




25 Ocak 2014 Cumartesi

Ya Katil Uşak Değilse

Ortada bir ölü var. Hukuk boylu boyunca uzanıyor görkemli Manor of Turkey Republicimizin ana salonunda. Böyle diyince insanlar haklı olarak düzenle adaleti birbirine karıştırıp ne yani eskiden hukuk var mıydı diyorlar. Oysa bir hukuk sisteminin varolması ile onun adil olup olmaması bambaşka şeyler. Hukuk adına medeniyyet dediğimiz ve amacı insanın varoluşunun anlamsızlığını kamufle etme olan oyunumuzda en baştan beri sistemin devamını sağlayan kilit taşı. Bu kilit taşının kimlerin egemenliğinde olduğu veya adilliği ayrı konu. Aksine bir durum olsaydı insan despotluğunun zirvesi sayılan hitler almanyası veya stalin rusyasında da hukuk olmasına gerek olmazdı. Oysa Hitler bile insanların kaderleri üzerinde hukuken tam hakim olamadığı söylenince Mart 1942'de meşhur yetki kanununu çıkardı, çıkarmak zorunda kaldı. Dedim ya medeniyyet hukuksuz varolamaz since leviathan.

İşte şimdi o medeniyyetimizin olmazsa olmazı hukuk görkemli konağımızın ana salonunda, coşkulu bir partinin en muhteşem anında, boylu boyunca ölü halde yatıyor. Konağın şu anki sahibi ve partiye onun davet ettiği başka hiçbir şekilde bu partiye dahil olamayacaklar -partinin konseptine uygun olarak- gasteci, tivici, müsteşar, bakan, işadamı, danışman, belediye reyizi, mütayit, entel vesaire kılığında oldukları halde cesedin başında durmuş heyecanla tartışıyorlar olayı.

Önce parti en coşkulu anındayken ölünün salonun ortasında belirmesinden şaşırmış, bu da nereden çıktı ya olmuşlardı. Öyle bir coşku ki; milyar dolarlar, bin yıllık imparatorluk hayalleri, Şam'da fetih cuması kılmalar, Hedef 2071ler havalarda uçuyordu. Oysa bir anda konağın pencerelerinden esen soğuk rüzgarla ürperip ölüyü farkettiler ortalarında yatan. Artık o şoku atlattılar ve kendilerini davet eden ev sahibiyle birlikte tüm güçleriyle bağırıyorlar: katil uşak, katilin uşak olmasından başka bir ihtimal yok, evet evet muhakkak katil uşak başka kim işler ki bu cinayeti...

Bakın bakın hukuğun nasıl öldürüldüğünü görüyor musunuz, polis ilgisiz şeyleri ilgili gibi gösterip yasal operasyon kisvesine sokmuş ve hedefteki kişileri de olaya dahil etmiş. Sonra savcılarla ortaklaşa iddianameyi biçimleyip kendi yargıçları üzerinden tutuklayacak. Aynı anda sosyalıyla eskisiyle tüm medyası olmayanı olmuş gibi gösterecekleri bir algı operasyonu ile kişilerin kötü ünlerinden faydalanıp suçlamaları hakikat haline koyacaklar. Yıllar sonra bu suçlamalar düşecek olsa bile olaylar insanların zihninde ilk anda yaratılan imge ile kalacak yer miyiz biz ülen diye yırtınıyorlar. O kadar panik halinde ve o kadar çaresizler ki şecaatlerini arzederken sirkatlerini söylediklerini, konağı ele geçiriş hikayelerini açık ettiklerini farketmiyorlar bile. 

Gerçekten de ilk bakışta şüpheler uşağın üzerinde toplanıyor. Salonun uzak bir köşesinde, tüm bu söylenenleri yapması imkansızmış gibi halsiz ve yaşlı, duruyor uşak. Benim işim sadece "hizmet" diyor inatla. Benim işim sadece hizmet. Gözünde belli belirsiz bir parıltı var. Ama halsizliğine rağmen suçlamaların artışıyla birlikte bir hışım dönüyor konağın sahibine ve yakışıyor mu şimdi bunları söylemek hepimiz oradaydık be diyor, hepiniz oradaydınız be diyor.

Evet ilk bakışta şüpheler uşağın üzerinde toplanıyor ama yine de metodlu ilerlemek lazım. Hukuğun öldüğünü yeni gördük peki gerçekten de yeni mi ölmüştü? Yoksa zaten bayağı bir süredir orada yatıyordu da bize dokunana dek biz mi umursamamıştık? Hem bu ölümden çıkar sağlayan kimlerdi kuzum? Mesela Konağın sahibi bu konağı eski sahiplerinden nasıl ele geçirmişti? Diyelim ki uşak yaptı. Tüm bu ele geçirme boyunca yanı başında olan ve ona "hizmet" eden uşağının yaptıklarını bilmiyor muydu konağın sahibi? Yoksa zaten uşak verilen emirleri mi yerine getiriyordu sadece?

Evet klişeler işe yaradığı için klişedir. De gri hücreleri çalıştırmak lazım mon dieu. Ya katil uşak değilse...