11 Kasım 2013 Pazartesi

Meleklerin Cinsiyeti Nedir?

Bilen bilir. Drittes Reich'a ve onun dolaysız sonucu Zweite Weltkrieg'e epeyce merakım var. Her suçu dine ve allaha yükleyenlere inat seküler insan aklının insanlığın sonunu getirmeye en çok yaklaştığı, mantık ilminde zirveye ulaştığı o dönemi okumayı ve üstüne tefekkür etmeyi severim.

İhtisas forumlarında gezinip o an ilgilendiğim hususlarla ilgili benden çok daha bilgili insanların yazdıkları arasında arama ve okuma yapmayı severim. Malum forum sadece türkler ve kürtler birbirlerine eziklik kussun diye değildir. Bir gün o forumlardan birinde bir italyan gencin isyanına şahit oldum. Genç arkadaşımız neden diye soruyordu diğer ülkelerden forumdaşlarına; Neden italyan askerinden nefret ediyorsunuz? Evet 2. Savaşta kötü savaşmış olabilir, savaşta kaybetmiş, küçük düşmüş de olabilir ama neden nefret ediyorsunuz ki? Yani almanlar gibi kitlesel savaş suçu işlemedik, hiçbir millete sadece o millet olduğu için kötü davranmadık, neden? Diye soruyordu ve haklıydı.

Yenilenin, hem de ağır biçimde yenilenin yenilişiyle dalga geçmek yetmez çoğu zaman. O zayıflık içimizde bir tür sineklerin tanrısı yaratır ve derin bir nefret de sarar bünyemizi. Öyle ki sırf bu kadar zavallıca yenildiği için dolu dolu nefret etmeye başlarız ondan. Mesela salak italyan ordusundan, mesela salak bizanslılardan.

Ders kitapları hala öyle mi bilmiyorum. Ama benim zamanımda tarih kitaplarımız bizanslıları nasıl kanırta kanırta yendiğimizi nakletmekle yetinmez, üstüne alay ederlerdi onlarla ve alaylarımız da içten içe ondan nefrete dönüşürdü. Zira eğitimimiz kahpe bizansa karşı 360 derece türk üstünlüğünün zihnimize nakşedilmesi ile başlar, peşinden bizanslıların zavallılıkla süslenmiş aptallığı ile devam ederdi. Onlardan nefret etmemizi sağlayacak örnekler serpiştirilirdi konulara. Bunlardan en favorisi de Meleklerin Cinsiyeti mevzusu idi. Malum hikâye, hani Fatih'in topları surları döverken bizanslılar içeride aptal aptal meleklerin cinsiyetini tartışırlar.

Düşman kapıdayken bunu tartıştıklarına göre, dünya gerçeklerinden uzak birer aptaldı bizanslılar ve bu kadar aptal olduklarına göre sadece yenilmeyi değil, nefret edilmeyi de hakediyorlardı. Bu kalıp sonradan siyasi analizlerde teşbihi bir anlam kazandı: Çok daha ölümcül bir sorun varken gereksiz bir şeyle uğraşmanın türkiş eksampılı oldu. Oldu ve bu vesileyle her seferinde bizanslı salaklığı üzerinden ibret almamıza yönelik anlatıldı durdu.

Sonra yıllar yıllar geçti ve bizans tarihi safsatasını bir kere kenara koyup Ruma Tarihi öğrenmeye merak saldım. Okudukça gördüm ki meleklerin cinsiyetini tartışmak rumanın salaklık veya aptallığından değil bizatihi varoluşundanmış, varoluşunun en önemli parçası oluşundanmış. Zira Konstantinopolis'in kuruluş nedeni, batı parçası darmadağın olurken Roma'nın doğu parçasının Ruma'ya dönüşüp ayakta kalabilmesi, bizatihi dindenmiş. Dajha doğrusu vatandaşlarınca hep öyle bilinmiş. Ruma bir çöküş uygarlığı. Yaklaşık bin yıl, hatta M.S. 395 yılını baz alırsak daha da fazla, süren varoluşunun bildik uygarlıkların ibnihaldunvari kuruluş-gelişme-bitiş çizgiselliği ile alakası olmaması ile de tek tarihte. Ortaya çıkışı bir imparatorluğun yok oluş dönemindeki parçalanması. Kuruluş ve gelişme dönemleri yok direktoman eksiden başlıyor yarışa.

Kimbilir belki de öyle olduğundan saygıdeğer yurttaşları için var oluşu ve var kalışı hep bir tanrı mucizesi/tanrı eylemi olarak gözükmüş. Başarılar veya başarısızlıklar hep tanrıdan veya onun her şeye gücü yeten kutsal annesinden kaynaklı tanımlanmış. Öyle olduğu içindir ki Ruma'da iktidar grupları arasındaki her türlü politik mücadele de inanç postuna bürünerek ortaya çıkmış. Patrik Kosmoz Kutsal Kurtarıcı İsa'nın vık vıkına dair bık bık etmiş buna mukabil İmparator cık cık etmiş ve olmuş sana tüm halkın ikiye bölündüğü onlarca yıl devam eden bir toplumsal ayrışma.

Ruma Fatih'in topları surları döverken meleklerin cinsiyetini tartışarak nefret ettiğimiz salaklığına yeni bir kanıt üretmiyordu. Zaten bir ruma varsa meleklerin cinsiyetini tartıştığı için vardı ve Rumalı kimliği/Rumalı ruhu bizatihi bundan mamuldü.

2007 ilkbaharında bir kaç yıl önce powerpointte darbe sunumu hazırlayan generaller artık emekli oldukları için bu sefer askeri darbe yerine Mussolini'nin Roma Yürüyüşü taklidi bir mitingler silsilesi ile iktidarı devirmeyi planladılar. Akepenin oldum olası anlamak yerine reddetmekle uğraştığı öteki'nin yok sayılma hissinin öteki'nde zirve yaptığı bir ana denk gelince de kendilerinin bile ummadığı bir kitleselliğe ulaştılar. Tandoğan'da kalabalığı gören Hurşit Tolon bu sefer bu iş tamam diye avuç ovuşturuyordu gastecilerle birlikte meydana komşu otelin roofunda. 

Adına Cumhuriyet Mitingleri denilen miting dizisi seküler kitlenin varlık gösterme eylemine dönüşüp (akpistler asla ama asla roma dondurmacılarının meydanı doldurtma nedeni ile kitlenin doldurma nedeni arasındaki farkı anlamadılar) beklenmeyen bir kitleselliğe ulaşınca o zamanki Genelkurmay Başkanı düşman hizbin kazanacağı korkusuyla saçma salak bir muhtıra yayınlayarak bir devrilme olacaksa bile kendi kontrolünde olmasını sağlamaya uğraştı ve böylece girişim, batan titanikin son bir kez burnunu havaya dikmesine benzer şekilde, eski elitin sefilliğinin final bölümünün sergilendiği bir komediye dönüşerek sona erdi.

İnancım odur ki, geçmişte ne yapmış olursa olsunlar eski elitin iktidarı yitirişini onlar için yeterli bir ceza olarak gören RTE, güçsüz emekli amcalar olarak mütalaa ettiği bu şahısların nasıl bir tehlike yaratabileceğini anlayınca emekli-muvazzaf ayırmadan no mercy politikasına geçti. Neyse tam o günlerde Ekonomist Dergisi aşağıdaki kapağı yaptı.


                               Türkiye'nin Ruhu İçin Kavga...Şık ve zeitgeista uygun bir kapaktı.

Gerçekten de ilk başta kavga Türkiye'nin ruhu için yapılan bir kavgaya benziyordu. O ruha kimin hükmedeceğine ilişkin ilahi manalarla zırhlanmış kutsal bir kavga. Bir çeşit Haçlı Seferi ki iki taraf da haklı inancı temsil eden haçca kutsandığına inanıyordu.

Oysa iki taraf da, dışarıdan izleyenler de hepimiz ama hepimiz yanılıyorduk. kavga Türkiye'nin ruhu için değildi, Türkiye'nin ruhlarının kavgasıydı. Zira Türkiye'nin uğruna kavga verilecek tek bir ruhundan ziyade iki ruhun uğruna kavga verdiği tek bir bedeni vardı. Kavga ruhların kavgası olduğu içindir ki bir ruh öbürünü asla yok edemiyordu. Malum, ruha ve umuda kurşun işlemez gülüm.

Ruhlar manevi varlıklar olduğu için ölümsüzlerdir. Tanımlarda, kavramlarda, değerlere yüklenen anlamlarda somutlanırlar sadece. Meleklerin cinsiyetini tartışmak nasıl ki Ruma için varoluşunu izah ve ifade etmenin en tabii yoluydu bu ruhlar için de kendi kimliklerini belirleyen benzer meleklerin cinsiyeti tartışmaları var. Dışardan biri baktığı zaman o kadar ciddi sorun varken tartışılması anlamsız gelen sorunlar. Daha da kötüsü bu ruhlar da birbirlerine bakıyor ve öteki'nin kendine ait meleklerin cinsiyeti tartışmasını onun salaklığına bir kanıtmış gibi görüyor, alay ediyor ve alayı da korkunç bir nefrete dönüşüyor. Birbirimizi tanımlayan, birbirimizi öteki kılan değerler nelerse onlar aynı zamanda birbirimizden nefret etme nedenimiz. Böyle de güzeliz, böyle de çiçek.

Gelelim soruya: Meleklerin cinsiyeti nedir? Sorma niyetine bağlı sanki. Tapmak için mi, şaapmak için mi soruyorsun?






24 yorum:

Adsız dedi ki...

iyi ki bıraktınız şu tıvitırı:)

başka meşgaleleriniz varsa lütfen onları da bırakın da hep burada yazın inşallah

ebedi olur dedi ki...

hay hay IBAN TR12 0003 5555 5555 5555 ^^

yakkuli dedi ki...

yazıyla alakalı değil ama abi demir çubuk :/

http://www.dha.com.tr/bulent-bulduk-yaninda-calistirdigi-suriyelinin-demir-cubuklu-saldirisina-ugradi_551778.html

ebedi olur dedi ki...

yakkuliciim nihayet demir çubuk hakkı hakkınca kullanılmış. suriyeli kardeşlerimiz kendi gettolarını oluşturup daha modern donanımları tedarik eder hale geldiklerinde demir çubuk yerine keleşle delik deşik etti haberlerini göreceğiz inşeallah ^^

quad dedi ki...

Gezi ile birlikte olusan bu ulke icin mucadele etmeye deger havasi dagildigina gore soralim. Y.disinda yasayabilecek nitelikleri olan genc kesim neden hala tr'de yasamayi tercih ediyor genelde. Yani firsati olan bu memlekette durur mu diye bi inanis var ama kimsenin de kolay kolay ufak riskleri bile alip gittigini gormuyoruz. Anca bi sebeple gidenlerden aaa guzelmis burasi deyip donmeyenler var. Onun disinda bilfiil gitmeye calisan cok cok kucuk bir kesim bence. Ve soru da bu. Sence niye bu boyle sef? Nitelikli gozuken kesimin aslinda bi iluzyon oldugunun farkinda olmasi mi, yoksa yine ayni kesimin burayi birakip gidince (el altinda hali hazirda bulunan)imkan bakimindan cok zorlanacak olmasi mi? Yoksa bambaska bisey mi?

ebedi olur dedi ki...

aynı soru yıllar önce farklı bir varyantıyla geldi aklıma. eğer biz ortaasyadan gelenlerin torunlarıysak niye bu kadar sünepe bir biçimde doğduğumuz yere yapışıyoruz da başka bir yerlere göç etmiyoruz diye. tam bir yanıtım yok ama tahmin yap dersen a) bir şekilde elimizde olanları göze aldığımız risklerden fazla görüyoruz galiba(tembel ve sözelci olduğumuzdan) b) alamancı hikayesi (alamancı bir yörede büyümüş biri olarak baktığımda) çift yönlü olarak ufkumu daralttı diyebilirim. geçmişe yönelik pişmanlık denen mevzunun yalan olduğunu düşünürüm ama şimdi dönüp baktığımda jeopolitik önemi olmayan bir yerlere gitsem, en azından denesem, fena olmazmış :)

Adsız dedi ki...

Abi özledik be dön geri bak faysal geldi sen de gel. -Ustura-

ebedi olur dedi ki...

ya davarus kardeş nihayet kotalı netten kurtuldum en hızlı dizi izleme sitesi hangisi?

Milky Way dedi ki...

sef, geri don twitter'a. lutfen ya.

ebedi olur dedi ki...

milki hanım fazla tepkisel ve kötümser, bok gibi biri oldum. bir süre nadas lazım :)

Milky Way dedi ki...

bekleyenleriniz var :) sabredecegiz.

ebedi olur dedi ki...

çok teşekkürler. angara'ya değil ama angara bebe'lerine sevgiler :)

Adsız dedi ki...

Hocam, şu yazılarınızın sonuna "yazdır" linki ekleseniz de word le falan uğraşmasak:) Yalnız bunu yazdım sonra kendime küfrettim "adam yazmış o kadar hayrına sen de bi crtl F+ctrl v yapıver it diye" Elinize sağlık.

ebedi olur dedi ki...

teşekkürler :)

****Print tuşuna basmadan önce çevreye olan sorumluluğumuzu düşünelim****

buraya şirin hayvan resimleri gelecek

****gödtülü olsam aynı metnin ingilizcesi de burada olacaktı çok şükür deyilim****

Adsız dedi ki...

mükemmel yazı şef bey.
teşekkürler.

ebedi olur dedi ki...

teşekkür ederim mükemmel olan melekler :)

Habseligkeiten dedi ki...

"Zira Türkiye'nin uğruna kavga verilecek tek bir ruhundan ziyade iki ruhun uğruna kavga verdiği tek bir bedeni vardı. Kavga ruhların kavgası olduğu içindir ki bir ruh öbürünü asla yok edemiyordu. Malum, ruha ve umuda kurşun işlemez gülüm."


en çok bu kısmını sevdim.:)

ebedi olur dedi ki...

chunku bayansın!!

siempre dedi ki...

şahane

ebedi olur dedi ki...

üstteki yorum anayasa'nın ırki dini mezhebi ve cinsi ayrımcılık karşıtı 10. maddesi gereğince zorunlu olarak yayınlanmıştır.

site yönetimi

volta dedi ki...

hocam, sevan nisanyan'ın "hocam, allaha peygambere laf etmek caiz midir" derlemesinin sonunda meleklerin cinsiyeti üzerine cok hoş bir yazı vardı. ilk okudugumda da aklıma siz gelmiştiniz açıkcası.

blogunuzu sıfırdan okumaya basladım, bitiricem inş. saygılar sevgiler :)

ebedi olur dedi ki...

yazıyı okuduğumu hatırlıyorum ama o bölüm aklımda kalmamış. mesele meleklerse benim için ilgi çekici olan husus hıristiyanlardaki mikail ile müslümanlardaki cebrail arasındaki rekabettir :)

Adsız dedi ki...

oldukça ilginç ve güzel bir yazı. birbirinden nefret eden bu iki kitlenin (seküler, muhafazakar) gerilimi yeni bir patlama noktasına (ikinci gezi belki) evrilir mi? yoksa polisin daha sert müdahale ihtimali laikleri sindirdi mi? acaba başka bir yazıda bahsettiğiniz sünni ütopya pek de bir zarara uğramadan düşe kalka yoluna devam eder mi? epey soru oldu ama tek seferde sormak iyidir bence.

ebedi olur dedi ki...

patlamalar öngörülemediği için patlamadır ne desem yalan olur. türkiye'de gerçek anlamda bir hegemonyanın dünya savaşı veya devasa bir ekonomik kriz gibi izolasyonlar olmadan tam ve yıkılamaz şekilde inşası zor.