3 Haziran 2013 Pazartesi

Fatih-Harbiye Arasındaki Tireden Köprü

İnsanlar çoğu kez siyasi seçimlerin kazanmak için yapıldığını sanar ve taraftarlık açısından bakıldığında öyledir de. Oysa siyasi seçimlerin düzen açısından vazifesi insanların mevcut düzenle umut nikahını tazelemesidir. O umut tazelemesi sayesinde bir sonraki seçime kadar nikahlı kalırsın. Çünkü bir akit yapılmıştır ve akitte taahhütler karşılıklıdır. Sen vatandaş olarak düzende kalma taahhütü verdiğin içindir ki düzen yıkıcı olduğunu iddia eden siyasi hareketler sürekli boykot filan der ve sonrada sandığa gitneyen kim varsa kendi partisine üye kaydeder ^.^
.
Yine siyasi seçimler bir umut verebildiği sürece nikah kıymaya yarar. Bu umudu kaybeden seçmenler için nikahın hiçbir hükmü kalmaz. Geçmiş bir kaç seçimde akpistler "öteki"lerin bu kazanma umudu ile haklı olarak dalga geçtiler. Çünkü modateyzelerinin varolduğunu sandıkları ülke sadece zihinlerindeydi ve akpartinin veri koşullar altında seçim kaybetmesinin imkanı yoktu. Ama aynı akpistler böyle yaparak kendi ayaklarına ateş ettiklerini bir türlü anlamadılar. O modateyzelerindeki hayal onların sistem içinde kalmalarının da garantisiydi. 

Eğer diğer tarafın hiçbir umudu yoksa seçimde aldığınız oy %50 değildir ki. %100'dür o oy ve tıpkı parkta çocukların ellerindeki tüm misketleri ütmüş başarılı çocuk gibi önce sevinç kaplasa da içinizi diğer çocukların oynamaktan vazgeçmesiyle yalnız başınıza %50'nizle kalırsınız ve öteki olmadan o %50'nin ne kadar da anlamsız olduğunu anlarsınız. 

Hele hele siz bu düzenin kitleyle ilişkisini salt seçime indirgerseniz, basit bir kazandı kaybettiye indirger ve bu devletin seksen yıl boyunca düşman olduğu cemaatleri yine bir şekilde sistem içinde tutmak için ne manivelelar, ne süleymanlar geliştirdiğini nohut kadar beyninizle algılamazsanız o parkın nasıl da bir anda boşaldığını hiç anlamazsınız zaten. Park boşaldıktan sonra ne yaparsan yap parkta bir boka yaramaz. 

Biz -fırat'ın bu tarafındaki biz- akparti döneminde ayrılmadık baştan beri hep Fatih-Harbiye'ydik zaten. Dur ağzımı büzüp entelcesini söyleyeyim: tourn kauntıriydik. Ancak ne kadar ayrı olursak olalım o tireden kurulmuş köprü üzerinden gitti geldi fatih-harbiye tramvayı. Belki de sistemin hakimlerinin eski ötekilere bir şekilde umut vermeyi başarmış olması yüzündendi ne bileyim. Ama oy oy artışların elde kağıt kalem yazıldığı günleri biliyorum ben Fatih Durağında. Tramvayın tekeri 2 oy kımıldasa bile dünyalar bizim olurdu.

Oysa köprü yok oluyor artık. Fatih-Harbiye arasındaki tireden köprü çöküyor. Hani sayın başbakanın deyişiyle asla sandıktan çıkamama hali var ya o köprüyü dinamitliyor. Kazananın, hep kazanacak olanın, bunu farkedip sistemin devam etmesi, köprüdeki tire'nin sağlam kalması için çaba sarfetmesi lazımken tam tersine kendi galibiyetinin galibiyet olması için varolması zorunlu ötekiye hakaret etmekle, aşağılamakla meşgul. Oysa hiç düşünmüyor eğer dediğin gibi seçim sandığı senin benim üzerimdeki tahakkümünün onay merciiyse ben mazoşist miyim ki oraya aidiyet hissedeyim. Sonu tecavüzle bitecekse beni o nikaha nasıl razı edebilirsin ki.

Akpartili veya ona oy vermiş arkadaşlar bu tencere tavalı eylemleri haklı olarak 28 Şubat'a benzetiyorlar ve peşinden de kendilerinin devrilmesine yönelik bir komploya geçiş yapıyorlar. Oysa artık o tencere ve tavalar iktidarın devrilmesi ve bir askeri cunta gelmesi için çalınmıyor. Köprünün yokoluşunun kutlama bandosu onlar. Fatih-Harbiye arasındaki tire bizzat bu ülkenin başbakanı olan ve özellikle bu sıfatla saygı gösterilmesini emreden insanca yok ediliyor ve öteki de bunu kutluyor.

Eğer bir şekilde faydalanacağın bir sistem yoksa dahil olunmasına da gerek yoktur. Nikahın tazeleneceği seçimlerin sonucu başbakanın dediği gibi belliyse ve kazanan bu seçimleri kazanmayana hakaret etmek için kullanacaksa seçimin bir anlamı kalmamış nikah boşa düşmüş demektir.

Son günlerde Fatih-Harbiye arasındaki tireden köprü yok oluyor artık. Öteki'lerin artık hayin gericilerce işgal edilen mustafa kemalin müreffeh ülkesini geri almak gibi bir gayeleri kalmadı. Herkes başbakan gibi %50 olduğunu biliyor o oy oranının ama umursamıyor ve o %50 işlevsizleşiyor. Demokrasiyi sadece sandık zanneden birisi parktaki tüm misketleri üttü ve senelerce hahaha nasıl üttüm dediği için diğerlerinin parkın başka tarafına doğru gittiğini anlamıyor bile.

Hafıza insanın lanetidir. 1984 ağustos eruh-şırnak'tan sonra ne söylemişse muktedirler birebir aynısını şimdi başbakandan ve o %50'sinden duymak insanı bunaltıyor. Çapulcular, dış mihrakların uşağı, şunun bunun kuklası, pişman olan/olacak kandırılmışlar, kullanılan zavallılar. Kelimesi kelimesine aynısı mı olur lan. Ama oluyor işte. 30 yıl önce karşı tarafı dinlemek yerine aşağılamak bize ne kazandırdıysa şimdi de %50'nin sahibine onu kazandıracak. Çünkü benzer benzerle tedavi edilir.

Aslında başbakanın sevinmesi lazım. Dediğini yapıyoruz. Alkolikler, çapulcular, kızını başka erkeklerin kucağına oturtanlar velhasıl dünyadaki tüm kötülüklerin müsebbibleri aldık içkilerimizi evimize, harbiye'ye gidiyoruz. Hani bizim burada hiçbi eylem yok ki yok ki diyip dil çıkaranlar polisin gaz bombasına inat insanların sokak sokak kendi harbiyelerinin sınırlarını çizdiklerini zaten onların oralarını işgale çalışmadıklarını farketmiyor bile.

Biz evimize giderken ve bak gidiyorum haaa derken o hala Joe Dalton hesabı kıpkırmızı bir suratla bizi azarlamakla meşgul...Olduğunu sanıyor oysa Avarell Dalton misali dinamiti patlatan tulumbaya benzer zamazingonun üstünde oturuyor. Fatih-Harbiye arasındaki tireden köprü başbakan ünvanlı ve bu ünvanını çok çok önemseyen kişinin hassas dokunuşuyla kayboluyor.