9 Nisan 2013 Salı

Okumak

Birbirimize sıkça sorduğumuz bir soru ikilisi: Ne okuyosun-Ne okumamı tavsiye edersin? Bazen dualist can sıkıntısından kurtulup karşılıklı bir muhabbete meze olsun diye, bazen de bir umut kendi sıkıntını aşmaya yol olur diye. Okumak kıvamını tutturursan tadından yenmez bir zaman öldürgeci olduğu gibi, tekrar tekrar aynı yemeği apayrı bir tadla yiyebilmenle de yenilenebilir bir besin kaynağı. Aynı kitabı farklı zamanlarda okuduğunda aldığın tad da değişir sanki.

Uluların ulusu Battlestar Galactica'daki tost makinaların en bi akıllısı Cavil Bırodır; yaratıcısına, beni insan gibi yarattın, Cylon Baseshipin penceresinden bir süpernova patlamasını temaşa ederken  orada milyonlarca renk dansederken ben insanların görebildiği sayıda renkle yetinmek zorundaydım laned olsun robotluğuma, i dont want to be human diye isyan eder:

http://www.youtube.com/watch?v=kwfBGoH9CR8&list=PLD6024E4317EC8FAA

Gözümüzün kusurluluğu bir saylon demese de malum. Malum odaklanma kapasitemizin yetersizliği nedeniyle gördüklerimizden birini seçip diğerlerini flu geçmemiz. Okumakta da aynısı oluyor sanki. Sanki o an zihnin hangi gözlüğü takmışsa o gözlükle okuyorsun aynı hurufatı, hurufattan mamul sözcükleri ve sözcükler hiç değişmese de sana anlattıkları değişiveriyor gözlüğün değiştikçe. Aynı sözcükte bambaşka manalara odaklanabilmek. Aslında orada şair bayrağa seslenmiyor da biz sesleniyoruz sanki bir öncekinde bayrağın direğine seslenmemize inat.

Kevorkyan'ın The Armenian Genocide A Complete History kitabını okurken Beşinci Kuvve-i Seferiye'yi bir imha kuvveti olarak sunduğunu gördüğümde ilk tepkim yok artık yalanın da kuyruklusu oldu. Öyle oldu çünkü ben beşinci kuvve-i seferiye'nin öyküsünü iyi biliyordum. Türk Anı Yazınındaki en akıcı kitaplardan biri olan ve kendi yazım macerası bile başlıbaşına bir öykü olan Yüzbaşı Selahattin'in Romanı'ndan okumuştum. Hani oğlunun  notlarını önce Kemal Tahir'e verdiği, onun bu notlardan Yorgun Savaşçı'yı yarattığı ve oğlunun nayır nolamaz benim babamın mücadelesi bu olamaz diyerek isyan edip aynı notları İlhan Selçuk'a teslim etmesi sonucu adı, adı olan bir roman ortaya çıkan Osmanlı Subayı Selahattin.

Bu romanda, Kevorkyan'ın yazdıklarının tersine, Bitlis'te, Muş'ta ermenilerin imhasına dair bir şeyler okuduğumu hiç hatırlamıyordum. Evet ermeni mevzuunda bir kaç satır vardı ama öyle katliamlar filan hiç yoktu. Zaten linkteki yazımdan da ayan beyan anlaşılıyor bu. Hemen kitap yığınlarından Yüzbaşı'nın romanını geri çıkardım ve tekrar hızlıca okumaya başladım. En kolay seçenek İlhan Abi'nin vatan uğruna sansürlemesi ihtimaliydi.

"Akşam olmuştu. Yemek yiyecektik. İçeceğimiz su, yanımızdan geçen Bitlis Deresinin suyuydu.
Bir nefer geldi:
-Kumandanım, suda bir sürü baş, kol, gövde var, dedi.
Hep koştuk.
Gerçekten Bitlis Deresinden insan leşleri akmakta...
Su adeta kızıllaşmıştı.
Tabii o gece bir şey yiyemedik.
İnsanlar savaşın ateşi içinde birbirlerini kesiyorlar, yüzlerce yıldan beri yanyana yaşamış olanlar, düşman gözüyle birbirlerini parçalıyorlardı."

Oysa esas sansürü benim zihnim yapmıştı. Müslümanlar katledildiğinde hemen o sıfatı cümle içine yerleştirenlerin iş ötekine gelince belirsiz sıfatla yazma taktiğini içselleştirmiş ve öyle okumuştum.

Bir başka gün, yine daha önceden okuduğum, Atanamayan Arabistan Padişahı Cemal Paşamızın kurmay başkanı Ali Fuat Erden'in Suriye Anıları'na bakınıyordum. Bilen bilir. 20. yy Türk İdarecisinin faziletlerinin şahsında mündemiç olduğu devasa bir abidedir Cemal Paşamız. Onun icraat anekdotlarını okumak bile idareciliğimizin tunçtan zafer heykelini canlandırmaya kafidir. İşte öylesine anekdotlara bakarken bir kıtlık anekdotu gördüm. Ali Fuat Erden, Havran-Şam güneyi- bölgesine zorla sürülmüş mültecilerin açlık ıstırabını görüp Paşasından Suriyenin tahıl anbarı konya ovası Havran'da müteşekkil buğday tepelemelerinden bu mültecilere yardım verilmesini rica ettiğinde Cemal Paşa gayet veciz bir yanıt veriyordu:

"Siz onların buraya niye sürüldüğünü anlamadınız galiba."

Birileri bana kitap tavsiyesi filan sorduklarında yanıt verememem bundan. Okuyacak, benim gözlüklerimle okumadığı için püfff bu muydu leyla diyecek ve ben her seferinde bir de benim gözümle görseniz demek istemiyorum galiba.

Okumak diyince, huruf diyince, sözcükler diyince. Cavil Bırodırla aynı dertten muzdarip hurufi'yi hatırlamamak olmaz.







10 yorum:

Burak Geylani dedi ki...

islamcı gençler yazları boş geçirmesin bunları okuyabilirler!! http://atillafikriergun.wordpress.com/2011/05/31/gencler-icin-tavsiye-kitaplar-ve-calisma-gruplari/

Burak Geylani dedi ki...

şefim ali bulaç'ın listesi nasıl? http://www.aliseriati.com/kitaplar.php?Makale_id=208&Kat_id=34

Adsız dedi ki...

Bazen kitaplıklara göz atan eş-dost -bunların hepsini sen mi, okudun, buyurur...- Gel gör ki bu yazının çıktısını alıp her kitaplık rafına iliştirsem o cümleyi kurana tamamını okutamazsın, ... işte budur benim cehennemin.

ARO ŞEF.

ebedi olur dedi ki...

süper bir liste bakmadan bile anladım düşün artık ^^

Adsız dedi ki...

kürd civan başka bi makale mi bulamadın

siempre dedi ki...

OKUMADIM

ebedi olur dedi ki...

senin gibi ömrünü iktidarı ele geçirmeye adamış bir bolşevikten yorum geldiğini görünce sitemin otomatikman linklendiği yer http://eksisozluk.com/dunyayi-ele-gecirmeye-gelip-geneleve-dusen-uzayli--2747203

Adsız dedi ki...

Abi cok iyi ya!

ebedi olur dedi ki...

çok sağol ama bok atıcı markoyu özledim :/

ebedi olur dedi ki...

çok sağol ama bok atıcı markoyu özledim :/