9 Şubat 2013 Cumartesi

Bin Yıllık Yolculuk II- Genç Yollug Tigin'in Acıları

Bir yazarın en çok korktuğu şey eserinin başka birinin eseri olarak meşhur olmasıysa bunun Türk Edebiyatındaki ilk numunesi rahmetli Yollug Tigin'dir herhalde. Yapıtlarına -kelimenin tam manasıyla- kazıya kazıya imza atmasına rağmen eseri eserdeki kahramanının adıyla best seller olurken o derin bir unutulmuşluğa terkedilmiştir.

Orhun Anıtları dendiği zaman ülke eğitim sisteminden az veya çok su içmiş hemen herkesin zihninde "ilk"lik imgesi canlanır. Türk adının yazılı olarak ilk kez geçtiği bengütaşlardır onlar ve beraberinde Bilge Kagan'ın Çinliler şöyle kötü böyle kötü aman dikkatli olunları, Türk Oğuz Beyleri duyun işitinleri dans etmeye başlar hafızada. Oysa tarih kitaplarında Orhun Anıtları'ndan bizlere seslenişi her daim hatırlatılan, ismi çocuklarımızda isim, kahraman netboyslarımızda nick olarak yaşayan Bilge, anıtı dikildiği sırada altı ay önce uçmağa varmış bir ölüydü. Ama Bilge Kagan bin yıldan fazla zaman geçmesine rağmen sanki hâlâ diriymiş gibi o kadar yakından hitap eder ki biz onu dinliyormuş gibi oluruz ve kendi deyişiyle, bunların hepsini ben yazdım, Bilge Kagan'ın kızkardeşinin oğlu Yollug Tigin, diye imzasını atan yazar sıklık hatırlanmaz bile. Kendi eserinin etkileyiciliğinin kurbanı olur.

Türk kavramını kendi diktatörlüklerine ideolojik temel yapmış kalplerin diktatörlerinin ve ardıllarının zihni iğfal ettiği bir ülkede bu kazıtların edebi değeri ne yazık ki her daim yüklenen siyasi anlamına yenik düşmek zorunda. Oysa bu kazıtlar yüklenen güncelleştirilmiş politik anlamından sıyırılarak incelendiğinde, onlara nakşedilmiş eser, hitabet türünün muhteşem bir örneğidir. Rahatça söylenebilir ki Yollug Tigin'in M.S. 732-734 yıllarında yarattığı bu  yazılı Türkçe eserin bir benzerini Türkler kendi dillerinde yazılı olarak belki yüzlerce yıl sonra bile yaratamamışlardır.

Orhun Anıtları ve kazıldığı alfabe türk entelejansiyasınca bir bozkır medeniyyetinin kendi içinde ulaştığı zirve olarak nitelenmek yerine diğer rakip uygarlıklara karşı çıkılan sidik yarışında, o yarıştaki geç kalınmışlığın aşağılık kompleksini bastırmak için zaman makinası olarak kullanılır. Bazen o aşamayı yüzlerce yıl önce yaşamış roma ile yarış için geçmişe uçar, bazense kur'an gibi bir belagat şaheserini yaratan arap ile burun buruna koşturulurken görürsünüz onu. Hak ettikleri yerine hak etmedikleri ile süslenmeye çalışılır ve bu saçma yarış ile kendilerini rezil edenlerce rezil edilir.

Anıtların kazıldığı alfabe hapsedildiği sidik yarışından kurtarıldığında bir başka mucizeye işaret eder en mütevazisinden. Harflerin oktan türetildiği veya bu kadar gelişmiş bir alfabenin binlerce yıllık bir temele sahip olduğuna dair mirşangilimsi saçmalıklar bir yana bırakıldığında -harfler (Gök)Türk Kavminin simbiyonez ortağı Sogdlar'ın kullandığı alfabeden ve büyük ihtimal onların isteğiyle bizatihi sogdlarca türetilmiştir- alfabenin yayılım ve kullanımı başlı başına muhteşem bir iştir.

Bu alfabe ile kazılmış eserler o anıtlarla sınırlı değildir. O coğrafyanın kuş uçmaz kervan geçmez yerlerinde -sıklıkla- mezar taşları veya kayalara kazınmış biçimde yığınla yazı bulundu şimdiye dek. Burada muhteşem olan ne diyebilir insan. Hiçbir okuma-yazma öğretme tesisi veya atanamamış dahi öğretmeni bulunmayan göçebe bir uygarlıkta alfabenin bu kadar devasa bir coğrafyada tüm türki dilli kavimlere yayılabilmesi, pek çok insan tarafından yazılabilmesi, okunabilmesi; şu kağanın şurayı alması veya bu kağanın bilmem ne savaşını kazanmasından çok daha muhteşem bir olaydır. Tabii anlayana!

Yollug Tigin sadece Türk Edebiyatındaki ilk yok sayılan yazar değildir. Aynı zamanda ilk anlaşılamamaktan muzdarip yazarımızdır da. Kazıtlarda altını çize çize kazımasına rağmen sürekli yanlış anlaşılmıştır. Bu ise Bin Yıllık Göçü anlayabilmek için zorunlu ilk adıma götürüyor bizi: şimdiki 20.yy idrakimize aynen giydirilmiş 8.yy (Kök)Tür(ü)k börkünü çıkarmak. İdeolojik gayelerle kafamıza geçirilmiş bu börk çıkarılmadan göçü tam olarak anlayamayız. İstersek çok çok aşırı milliyetçilik düşmanı olalım, kategorik sakatlık bakışımızı ister istemez yamultur, yamultuyor da.

Yanlış anlaşılma en baştan başlar. Yollug Tigin kahramanı Bilge Kagan'ın ağzından bizim anladığımız manadaki Türk Milleti'ne seslenmez, Tür(ü)k Budun'una seslenir. Türk Budunu tıpkı Kırgızlar gibi, tıpkı Oğuzlar gibi, tıpkı Tabgaç gibi o coğrafyadaki budunlardan yalnızca biridir. Sonradan adına Türkçe denilen dili konuşan ve bundan dolayı Türk olarak isimlendirilecek budunların kendilerine mahsus ortak bir adı filan da yoktur. Dilsel benzerlik herhangi bir ortak millet düşüncesi yaratmaz bu göçebeler arasında. O yüzdendir ki Bilge Kagan kimi zaman salt kendi kavmine seslenir, kimi zaman da kendi kavmi ile egemenliğindeki diğer kavimlere. Türk Oğuz beyleri duyun işitin demez Bilge Kagan; Türk, Oğuz beyleri duyun işitin der.

Orhun Anıtları şimdiki Türk Milleti'nin atalarının Türk Milletine uyarı olsun diye diktiği abideler değildir. (Gök)Türk Kaganlığı'nın Türk Tarihindeki yeri çok ikirciklidir. Hem şimdi Türk dediğimiz tüm kavimleri egemenliği altında toplayan tarihteki ilk ve son siyasi varlık ve bundan dolayı adımızı verenimizdir, hem de bu toplamayı silah zoruyla gerçekleştirmiş baskıcı bir askeri tiranlıktır. Bu Kaganlıkta bizim hayal ettiğimiz anlamda kavimlerin eşitliği filan söz konusu değildir. Efendi Türkler vardır en tepede ve ötekiler vardır. Türk kavminin bile kendi içinde ak budun-kara budun/aristokrat sınıf-sıradan halk diye sınıfsal olarak ayrıldığı bir yapıda Türk kavmi dışındaki bizim şimdi türk dediğimiz kavimlerin statüsünün ne olduğu hayal edilebilir. Hatta hayallerimizi bizatihi Orhun Anıtları ile realize edebiliriz. Tonyukuk, Kültigin veya Bilge Kagan Anıtları şimdi Türk ortak adı altında toplanan kavimlere yapılan cezalandırma seferleri ve zalım abilerin onları nasıl yendiklerinin hikayeleri ile süslüdür baştan başa. Türk Kaganı Oğuzlar'ın Kaganı Baz Kagan'ı öldüren ceddinin mezarına dikilen Baz Kagan balbalı ile gurur duyarken kuzeyde dikilen başka bir kazıtta ise Oğuzlar Baz Kaganları için yas tutar. 

Yazılanlar Bilge Kagan'ın bize değil kendi "Türk" kavmine seslenişi ve uyarısıdır. Kaldı ki allahtan değildir zira o anıtların dikilmesinden sadece yirmi yıl sonra o anıtlardan çok da uzak olmayan bir yerde dikili anıtlarda aynı dilde ve aynı alfabeyle kazılmış şu ifadeler ölümümüzü muştulamış olurdu: Türk Kaganını yendim, Katununu aldım...Türk Kavmi o gün tümden yok oldu...

Bu ifadeler ne rum kayzerinin, ne ermeni kralının ne de bir başka ezeli düşmanımızın. Adamın altından karısını almalı zafer haykırışımızın ne kadar eski olduğunu gösteren bu böbürlenmeler Uygur Kaganı Moyençur'un, kendine hitap edilmesini istediği şekliyle Tengride Bolmış El Etmiş Bilge Kagan'ın. O yüzdendir ki Bin Yıllık Yolculuk dediğimiz zaman, Türklerin Göçü dediğimiz zaman, en başta şu anda mevcut "Türk" imgesini zihnimizden, (gök)türk börkünü kafamızdan çıkarmamız şart. Aksi takdirde Türklerin Türkleri yok ettiği, birbirlerinin altlarından hatunlarını almakla övündüğü bir çılgınlıkta debelenmemek için çizdikleri hayali büyük imparatorluk haritalarını kafalarına göre Türk devletleri bayrakları ile boyayan mental retard proflar gibi oluruz.  Oysa vakit göç zamanı ve göçleri bizim soyut tanımlarımız, o tanımlara yüklediğimiz ideasal değerler değil bizatihi coğrafya belirler, somut koşullar belirler. Halkların tarihi bizim şimdi onları manevi anlamlara boğmamıza inat, Marx'ı mezarında hasetinden çıldırtacak kadar kaba saba ve materyalisttir.

Konu bin yıllık yolculuk olduğu için Göktürkler mevzuunda daha fazla yazmak konuyu dağıtmak olacak ama son bir hususa değinmeden olmaz. Göktürk Kağanlığı'nın ortaya çıkışı ve yıkılışı biraz Kürt Russel amcanın Stargate filmine benzer. Hele hele M.S. 745'deki yıkılışı  sonuna acayip benzer. Yalnızca piçler tanrının babaları olduğunu iddia eder ve bundandır ki yabandan bir anda fırlayan her muktedir ya tanrıdan, ya kurttan, ya ışıktan gelir. Gün gelir kurttan doğup efendi olan Türk'e karşı şimdi Türk dediğimiz kavimler(Basmıllar, Karluklar ve Uygurlar) dış destekle isyan eder ve AşiNa Ra'larını öldürürler. Hem sadece 350 yıl sonra Türk şöyle büyük millet, Türkçe böyle muhteşem bir dil diye diye tuğla kalınlığında kitap yazan Kaşgarlı Mahmud'a Türk'e adını verenlerle ilgili tek bir cümle yazdırmayacak denli unutulur giderler göçebe hafızalardan, hem de hükümdar ünvanlarında ve soyluluk hiyerarşisinde hatırlanmayan bir geçmişin nişanesi olarak yaşar eski tanrılar.

4 yorum:

Adsız dedi ki...

şef bey formspring sayfanızı tekrar aktifleştirecek misiniz? belki de halkımız sorularla imanınızı çalmak istiyor.

ebedi olur dedi ki...

tüh şifreyi unutmuşum ://

Çulsuz Kral dedi ki...

Derli toplu bir daha okuyayım derken farkettim. Şefim, Stargate filmini Kurt Russell'la özdeşleştirmeniz R. Emmerich'e Yollug Tigin muamaelesi gibi olmuş.ARO, meseleyi anlamamızı kolaylaştırdınız :)

ebedi olur dedi ki...

o mısradan bayrağa saygının çıkarılmasını anlamayan ama cık da demeyen şair kurnazlığının sessizliğe bürünmüş hali ^^