29 Ekim 2012 Pazartesi

Yemen Ellerinde Ahm-Et Davudoğlu

"Dışişleri Bakanı Ahmet DavutoğluYemen'in başkenti Sana'da Türk şehitliğini ziyaret eti. Davutoğlu, yaptığı konuşmada, gönüllerinden, vicdanlarından aldıkları bir talimatla buralara gelip, buraların sömürgecilerin eline düşmemesi için Yemen'de toprağa düşen 300 bine yakın şehide Anadolu'dan selam getirdiklerini belirtti..." 

Açıklamanın tam metni için dıklayınız.


Yazdığı stratejik derinlikteki kitabıyla tanınan Profesörümüz Doktorumuz Ahmet Davudoğlu'nun yukarıdaki paragrafta yer alan açıklamasının tek bir ama tek bir kelimesi bile doğru değil
Kendini dış politika uzmanı sayan, herkesin bilgisini övdüğü bir şahıs, kıytırık bir lise öğrencisi seviyesinde bilgiye/cehalete sahip ve bu kişi ülkede savaşla barışa karar verecek çemberin en merkezindeki bir postta oturuyor. Bu cehaleti görünce aklıma gelen ilk şey inşallah gerçekten de bu dediklerinin doğru olduğunu sanmıyordur, inşallah kendini müslüman talleyrand filan sandığı için yalan söylüyordur oldu. 

Başlangıç olarak -tek yanlı yazılmış olmasına rağmen- kısa bir Osmanlı Yemen'i özeti için şu tezin giriş bölümleri okunabilir.

Açıklamada geçen hususlara sondan başlayalım: Yemen'de kaç osmanlı askerinin öldüğünü kimse bilmiyor. 1999 Ağustos Depreminde kaç kişinin öldüğünü bile bilmeyen Türkiye Cumhuriyeti'nin selefi olarak Devlet-i Aliyye'de toplam bir istatistik yok. Yani türk tipi uçuş serbest. Türk tipi uçuş şudur: türk matematik özürlü olduğu için küçük sayılardan hoşlanmaz, hep büyük sayılarla konuşmak ister. Hani her selam veren kızı dost muhabbetinde verdi listesine koymak gibi işte. Misal 1918 Şubat'ında kaçan ermeniler bayburt şehrinde 500 türkü mü camilere doldurup yaktı. Az gelir gözümüze bu. Daha derinden hissetmek için binlerce der çıkarız. Öyle olunca bu mevzuda da yüz binden açılıyor kapı sonra uç uçabildiğine. Nasılsa uçmaya gümrük yok. Vaktinde istatistik olarak bile kıymet verilmemiş o askerleri sayınız kırk bin olsa yeterince etkileyici olmaz diyip bir kere daha öldürme ayıbı.


Bu askerlerin Yemen'in sömürgecilerin ellerine düşmemesi için öldükleri bölüme gelince iş monty python skecine dönüyor ve bakanımızın andığı o şehitlerin ruhlarından izin isteyip götümle ben delice gülmeye başlıyoruz. Ahahah senelerin İmam Yahya'sı bir anda sömürgeci Lord John oldu iyi mi. Çünkü değil osmanlı üzerine allame olmak, basit bir tarih okuyucusu bile olsanız yemen isyanları denen olayları bilirsiniz, bu anmaya konu Yemen'deki osmanlı askerlerinin sömürgecilerle savaşmadığını, yemenlilerin ayaklanmalarını bastırmak için oraya gönderildiklerini bilirsiniz. 

1849'da Yemen'in yeniden fethinden sonra 1911 yılına dek osmanlı neredeyse hiç durmaksızın yemen yerlilerinin özellikle Zeydi İmamları liderliğindeki dağlık bölge halkının merkezi yönetime karşı talepleriyle -bizim deyişimizle ayaklanmalarıyla- uğraşmış ve nihayet 1911 yılında Daan Antlaşması ile, kurmayları arasında İsmet İnönü'nün de bulunduğu Ahmet İzzet Paşa, İmam Yahya'nın koşullarını kabul ettikten sonra isyanlar dumuştur. O yüzdendir ki türküde 1912 balkan Savaşı'ndan sonra kaldırılan redif'in sesi vardır.

1914-1918 arası birinci cihan harbinde VII. Kolordunun ki, yerel koşullar izin vermediği için seferber bile edilememiştir, Aden'deki ingilizlere karşı verdiği, kahramanca ama bedir mahalle kavgası ebatındaki mücadele hariç tutulursa osmanlı askeri her daim yemenlilerin bizzat kendisi ile savaşmıştır, yemen halkıyla savaşmıştır. Yemen halkının isyanın bastırılması, bölgenin osmanlı idaresinde kalması için savaşmıştır. 

Cehaletin şahikası sonda. Neymiş anadolulu askerler gönüllerinden, vicdanlarından aldıkları talimatla oralara gitmişler. Ne acıdır ki ortadoğuya nizam vermeye girişmiş profesör daha osmanlıda zorunlu askerlik olduğunu bilmiyor. Daha da üzücüsü yemen türkülerinden haberi bile yok. Yahu hani kemalistler halka uzaktı siz değildiniz. Daha toplumun ortak hafızasından dökülen türkülerle irtibatı bile olmamış. Zenginimiz bedel öder askerimiz fakirdendir'i duymamış bile. Yemen türküleri ölümü anlatır çünkü Abdülaziz zamanında Trabzon'dan zorla askere alınmış 900 zavallı çocukla kalkan gemi on sene sonra limana sadece 50 kişiyle geri döner. Çünkü Yemen'e atılan çocuklar köylerini kuşatan nizami ordunun dipçik darbeleri altında zorla askere alınmış, nakdi bedeli ödemeye gücü yetmeyen garibanlardır. Bu çocuklar tıpkı küçük enver gibi cahil ama başkalarının canı üzerinden attı mı mangalda kül bırakmayan hükkamların dipçik zoruyla yemen'e zorla gönderdikleridir.

Yemen, gerçeği baz alacaksak binlerce osmanlı gencinin -gidenler arasında sadece türkler yoktur araplar da vardır ya karıştırmayalım şimdi-, uzaktaki bir yerde sikindirik hükümdarlıklarını ispatlamak isteyenlerin oranın asıl sahipleri olan yerli halkla anlaşmak yerine güçlerini ispatlamak kaygusuyla bitmek bilmeyen çatışmalarda heba oluş öyküsüdür. Oysa bakanımızın bal damlayan ağzında parlak iman haleleriyle süslenmiş bir zafer tacına dönüşüyor bu. Peki bu nasıl oluyor, olabiliyor?

Tarihin gerçekte bilim olup olmadığına dair fikirler muhtelif. Ama tarihin iki özelliği var ki tartışılmaz: 1) Tarih sappına kadar ataerkil, 2) Tarih sağ değerlerle tahkim olunmuş bir alan. Hal böyle olunca tarih eğitimi de bu iki özelliğin yeniden üretilmesi oluyor, eğitim erilleşmiş toplumların orospusuna dönüşüyor. Tarih eğitiminin vazifesi, tarihi becerikli bir orospu yapmak ve müşterisini -toplumu- memnun etmesini sağlamak.


Tarih, işinde mahir bir orospu gibi sürekli sizin(cinsiyeti ne olursa olsun er-leşmiş bir toplumun) gururunuzu okşamalı. Sikiniz küçükse bile sudan bahanelerle ne kadar kocaman olduğuna inandırmalı sizi. Ne kadar iyi siktiğinizi, ne kadar usta olduğunuzu, ne kadar muhteşem yüzyıl olduğunuzu söylemeli ve ikna etmeli sizi. Dönüşmeli, mesela bir anda balkan hıristiyanına veya yemen arabına dönüşmeli ve ah osmanlı muhteşem sikiyorsun diye inlemeli. Sen gittikten sonra senin sikin kadar tatlısı gelmedi, seni çok özledim osmanlı diye haykırmalı. Ki siz tarih dersinden koltuklarınız kabarmış, ne kadar büyük bir millet olduğunuza iman etmiş çıkın. Böyle çıkıyorsanız orospu vazifesini hakkıyla yapmış demektir. Türkiye'de tarih eğitimi çok kaliteli bir orospudur. Çocukluktan başlayıp gençlik çağımızın ortalarında biten tarih eğitiminden aklımızda kalanlar; ne kadar iyi siktiğimiz (saymakla bitmeyen zaferler), herkeslerden kocaman sikimizin yarattığı kıskançlık(herkeşler bize düşman) ve asla asla erken boşalmadığımızdır(her şeyi doğru yaptık kusur bizde değil) sadece.

Bittabii bu genel bir çerçevenin ötesinde daha özel amaçlara da sahiptir. Bunu ise en güzel yenilgilerde görürüz. Yenilgiler tarih pastamızın krem dö la krem tabakasıdır. Hangi yenilgilerin seçileceği, bunların genel böbürlenme içine nasıl konumlandırılacağı ustalık gerektirir. Cumhuriyet dönemine baktığımızda iki yenilginin özellikle önplana çıktığını görüyoruz: ilki Yemen, diğeri ise Sarıkamış. Yemen'de halk hafızasından türküler yoluyla süzülen bir facianın rejimin ideolojik hedefleriyle birebir örtüşmesi varken, Sarıkamış ise rejimin kurucusunun şahsından kaynaklanan kuruluş dönemi gerekleriyle ideolojik bir müstahkem mevkiye dönüştürülmüş.

Yemen Faciası, anadolu askerinin kanının hiçbir alakası olmayan yerde boşuna akıtılmasının sembolü olarak cumhuriyetin kurucu önkabullerine tam olarak denk düşer. Hem hain, nimet kadri bilmez araplar vardır hem de amaçsızca dökülen mehmetçik kanı. Öyle ya cumhuriyet cumhura artık kendisinin kanını boş yere dökmemeyi vaad etmektedir. Bu yüzden yemen türküsü en bi sevdiğimiz türküdür. Bize tıpkı cumhuriyetin de şikayet ededurduğu gibi arapların ihanetini haykırır, sınırlarımız içinde usluca durmamızı söyler. Cumhuriyetin Yemen İsyanları ve dahi Yemen Türküsü üzerinden eski ideolojik yapılanması -ve konuya dair başka şeyler de- kısmen şu yazıda belirtilmiş

Sarıkamış Yenilgisi, sayılara dair uydurmalar bir tarafa bırakıldığında bizatihi cumhuriyetin iki numaralı mareşali Fevzi Çakmak'ın, cumhuriyetin harp akademilerinde verdiği dersteki, ifadesiyle zafere ramak kalmış bir yenilgidir. Yine Sarıkamış'taki ölüler yine aynı cephede -salgın hastalıklar nedeniyle- önlenebilecekken önlenememiş kayıpların yanında devede kulaktır. Tarihte pek çok örneği olan yenilgilerden bir tanesiyken niye seçilir, niye böylesine güçlüce altı çizilir. Çünkü Sarıkamış, cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün en büyük rakibi olarak gördüğü Enver Paşa'ya karşı liderliğinin tahkim edilmesidir. Sarıkamış'a vurdukça maceraperest enver karlara gömülürken realist Atatürk bir güneş gibi yükselir yurt semalarında.

Bu yenilgilerin geçmişteki acılara dair haklı bir iç çekişten değil ideolojik tercihten dolayı kutsanması ve amacın dedelerimizin yasını tutmak değil tarihin orospumuz olarak bize hizmet etmesi olduğu en güzel bu iki seçim'in şu an yaşayageldiğimiz ideolojik dönüşümünde saklı. 

Tahakküm Cumhuriyeti'nin seksen yıllık seyrinin sonunda duvara dayanmasının ardından başlayan akpist restorasyonda yine aynı iki olay yavaş yavaş bir dönüşüme uğruyor. Akpist Restorasyon, içerdeki temel kimlik çelişkilerinin hiçbirini halledemeden (ne laik-müslüman, ne de türk-kürt halkları/hakları) belki de halledemediğinden cumhuriyeti dışarıdan sıvamaya girişti. Ama dışarıdan sıvayabilmek için on yıllardır içeriden örülmüş duvarların yıkılması lazım.

Yemen, açıklamadan kolayca anlaşılabileceği üzere bir hiç uğruna nesillerin yitmesi olmaktan çıkarak sömürgecilere karşı gönüllü ve fedakârca bir mücahede haline dönüşüyor. Dönüşüyor çünkü artık Yemen'deki şehitliklerden yeni nesillerden de aynısının beklenebileceği bir haklı savaş pozisyonunun uçsuz bucaksız genişliğini gösterir bir işaret kulesi yükselirken, Sarıkamış eski cumhuriyetin lanse ettiği Enver'in ahmaklığı olmaktan çıkıp yine her koşulda her ne olursa olsun milletimizin vatan uğruna zevkle katlanacağı fedakârlığın timsaline, yani yine tekrarlanması vatanseverliğimizin kanıtlanması için çocuk oyuncağı olan bir kahramanlığa dönüşmekte.

Yemen, valisinin Abdülhamid'e resmi yazıyla, aylardır ne para ne yiyecek geldi bu yazıma da olumlu karşılık dönmezse buraları bırakıp geri dönüyorum, dediği bir çöl bataklığından bizi sömürgeciliğe karşı yardıma çağıran Saba Melikesi Belkıs'ın sarayının çöl serabına, Sarıkamış, donmuş ölüleri aç köpeklerin yediği bir buz cehenneminden bizi gerektiğinde yinelenmesi gereken bir fedakârlığa çağıran ışıl ışıl bir kar sarayının camdan serabına dönüşüyor. Bu cumhuriyette hep iki film birden.

20 yorum:

siempre dedi ki...

abi ayıp değil mi böyle küfürlü yazıyorsun?

ezikjakoben dedi ki...

elli sayfa yazı yazıp bir kere muharrem ince diyemeyen zihniyeti tel'in ediyorum.

ebedi olur dedi ki...

yarın hakkın divanına varınca/hakkını alır muharrem ince ://

ebedi olur dedi ki...

dünden beri düşüne düşüne sokcak laf diye bunu mu buldun foterkafalux domesticus anatolicus alawius!!

ezikjakoben dedi ki...

ben sikişli kısımlarını çok beğendim. hatta bittikten sonra geri dönüp oraları birkaç defa daha okudum. tebrikler. harika.

ebedi olur dedi ki...

anlıyorum. ilkinde balkanlı sırp, ikincisinde yemenli arap olarak mı okudunuz acaba? seçilen roleplay üzerinden anket yapıyorum da.

ezikjakoben dedi ki...

hep osmanlı olarak okudum

ebedi olur dedi ki...

Bir malatyalı için okumanın ne denli büyük bir işkence olduğunu tahmin edebiliyorum. Azminizi taçlandıran bu başarınızı tebrik eder, tekrarlarını dilerim.

ஜ Xâle Hêci Êbâzêr ஜ dedi ki...

şefim okuyunca aklıma bizim lisenin tarih hocası geldi. ermenilerin milletimize çektirdikleri anlatıyordu hocam gerçeği sizde biliyorsunuz bizde demiştik de ee gerçeği anlatınca benim 2 yavruma kim bakacak evlat demişti de. hiç öyle aklıma geldi

ebedi olur dedi ki...

hiçine selamlar xale :)

Adsız dedi ki...

freud bu yazıya tesadüf edebilse gözlerinin yaşını silmek için ancak killi topraklara kapanırdı herhalde. bir önceki yazıyla birlikte çizilen portreyi ebedi okunacaklara ekledim.

eksi b. sixdouze dedi ki...

ana bacıma okutacaktım ben bu yazıyı yaa!

ebedi olur dedi ki...

markonun esprisini sattığına göre durumun markodan bile kötü demek ki ://

ezikjakoben dedi ki...

benim durumum iyi. bahara evlenirim bile. nikah şahidim olursun.

ebedi olur dedi ki...

ne sen leylaydın ne de ben mecnun bu durumda şahitlik olayı düğün taban altın takım fiyatlarına bağlı. kapıyı tam altından, hele hele CUMHURİYET altınından açacaksanız...

Adsız dedi ki...

Kimle evleniyorsun? Urus mu Yermeni mi Gurcü mü?

ebedi olur dedi ki...

marko arkadaş kahramanlık yapana dek ad alamayan eski türklerin soyundan geliyor bi yardımcı oluver.

Adsız dedi ki...

malatya pötürgeliyim. uygun bir şey olsun bitte

Adsız dedi ki...

bir zamanlar gönüllerin cumhurbaşkanı olan lütfü oflaz yazılarınızı okuyor mu bilmem ama, sırf bu yazıyı okusa yakın çevresine "ebedi olur'un bundan böyle ebedi okur'uyum" diye söz oyunları falan yapardı kesin:)

bu ne harika yazıdır böyle yahu!

teşekkürler

ebedi olur dedi ki...

teşekkürler. o yahu bir yerden tanıdık geldi ama çıkaramadım :)