22 Ekim 2012 Pazartesi

Türkiye Cumhuriyeti'nin Şeytanı

Türkiye Cumhuriyeti; binlerce yıllık geçmişimizle şartlanmış zihinlerimizde ilk anda akla gelmese de kendine türk diyen ve 19.yy'da bir müsteşrik tarafından türk genel bir ad olduğu için G(K)öktürk olarak isimlendirilen kabile konfederasyonundan sonra resmi olarak kendine "türk" adını veren ilk devlettir. 1913 yılında Batı Trakya'da kurulan teşkilat-ı mahsusa oyuncağını haliyle dikkate almıyoruz.

Türkiye Cumhuriyeti askeri veya siyasi alanda yöneticisi oldukları imparatorluğu idare etmeyi beceremeyip çökertenlerin, bu başarısızlığın sorumluluğunu üç beş kişiye yükleyerek sıyrılıp sanki onca faciaya sebep olanlar arasında onlar yokmuş gibi kurdukları ülkenin adıdır. Cumhuriyetin kurucu kadrolarının biyografileri incelendiğinde görüleceği üzere hiçbiri tarlasını, toprağını veya şehirdeki dükkanını bırakıp bu işe soyunmuş sıradan insanlar değillerdir. Hepsi ezici bir mağlubiyetle sonuçlanmış dünya savaşını yöneten idarede ya üst düzey bürokrat, vali ve benzeri kadrolarda sivil hizmet, ya da ordu, kolordu, tümen komutanı veya genelkurmayda yönetici kurmay olarak askeri hizmet sunmuş ileri düzey sorumlulardır. Daha da ötesi o zaman da sıklıkla vurgulandığı üzere çoğu eski iktidar partisi İttihat ve Terakki ile organik-inorganik bağlantılara sahip siyasi kadrolardır.

Kürtçe eğitim Burhan Kuzu'nun da ifade ettiği gibi şeytana uymaktır. Çünkü kürt, türkün değil ama Türkiye Cumhuriyeti'nin şeytanıdır. Nerdeyse hiçbiri aslen türk olmayan türkçülük meraklısı kurucularının da çok iyi bildiği gibi cumhuriyet tüm meşruiyetini türklükten devşirir. Türkiye Cumhuriyeti'nin türklüğü, parçası oldukları bozgundan sonra hiçbir meşruiyetleri kalmamış beceriksiz ve başarısız imparatorluk bürokratlarına muhtaç oldukları toplumsal meşruiyeti sağlayabilen, daha doğrusu üretilebilecek, yegâne ideolojik palto olduğu için seçilmiştir.

Hangi fikri akıma mensup olursak olalım aldığımız eğitim ve şekillenmiş zihnimizin bize söylediği, her ne kadar kötü şeyler yapılmasına sebep olsa bile, uluslaşmanın-ulus devlet olmanın kaçınılmazlığıdır. Bu algı tabandan tavana doğru yükselir gibi görünür. Yani ulus devlete meşruiyetini biz veririz. Oysa ideoloji aşağıdan yukarıya doğru değil, yukarıdan aşağıya doğru dikte edilir. Bu meşruiyete asıl ihtiyaç duyan toplumu yönetme hakkının kendine ait olduğunu savlayan ve bu savını desteklemek, toplumu ikna etmek zorunda olan iktidardır.

Bir iktidar düşünün ki "vatan savunması" dediği görev için gereken askeri sadece ipe çekme tehditiyle bulabiliyor. Bir iktidar düşünün ki "vatanı kurtarmak" için gereken kaynakları ancak tekalif-i milliye denilen zoralımlarla sağlayabiliyor. Kendisinde vehmettiği milli iradenin/meşruiyetin değersiz olduğunu bildiği için alenen yalan söyleyip monarşinin meşruiyetine sığınarak, onu kurtaracağını ilan ederek meşruiyet sağlayabiliyor.

Türklük temel öge olduğu içindir ki Türkiye Cumhuriyeti'nin temeli olan türklük tüm cumhuriyet dönemince kesintisiz yatırım yapılan yegâne alandır. Milli eğitim, milli kültür, milli fasulye etsetera etsetera tüm alanlarda cumhuriyetin en büyük yatırımı bu ideolojik alana yapılmıştır. Ortaasya'da kuruyan denizin kenarlarından başlayan tamamen uydurma türklük tarihi etrafında şekillenen kuruluş kabullerinin; devletin sahip olduğu onca ideolojik aygıta rağmen, insan aklına sığmayan, sığamayan saçmalığı karşısında yıkılacağı belli olunca türkislam ideolojisine evrilmesi muhteşem bir başarıdır. Türklüğün islamla soslanarak sabit kalması üzerinden tahkimine devam edilmesi, yazdığı/yazdırdığı tarih kitaplarındaki tüm tumturaklı küçümser ifadelere rağmen, osmanlının tarihinden dahi ekmek devşirilmesi belki Atatürk'ü üzerdi ama bu cumhuriyetin devamı için türklük zorunludur ve türklüğün devam edebilmesi için de onu islamla ambalajlamak gerekmiştir.

Bu zihni tahakküm öylesine sinsi ve ustaca bir kapsamadır ki cumhuriyetin zihni sınırları dışına çıkamayan, yani bu paltodan çıkan bütün siyasi akımların tüm janjanlı iddialarının son kertede akim kalması ve bizatihi kendilerinin bu cumhuriyetin bendelerine dönüşmelerinin nedeni de budur.  

Buna ilk yatırım yapan elbette cumhuriyet idaresi değildir. İmparatorluğun girdiği meşruiyet krizi nedeniyle meşruiyet devşirebileceği her çiçekten  can havliyle bal toplamaya uğraşan -bazen islamcı, bazen söğüt türkmencisi, bazen modernleşmeci- Ulu Hünkar Abdülhamid Han'dır. Ama ölmez bir eser haline getirmek cumhuriyet idaresine nasip olmuştur.

Üzerinden bu ideolojik palto alınmış bir Türkiye Cumhuriyetinin ilk başta cumhuriyetin sahibi ilan edilmiş türklerden yönelecek meşruiyet sorgulamalarına dayanması mümkün değildir. Türkiye Cumhuriyeti asgari bir burjuva cumhuriyeti dahi olmadığı için türklük olmaksızın ideolojik meşruiyetini sağlayamaz. Neyle sağlayacak? Canı istediğinde kendi vatandaşını döven-öldüren polisiyle mi, sadece ve sadece kamu kaynaklarıyla kendilerine bağlı sermaye yaratmaya dayalı serbest bile olmayan piyasa ekonomisiyle mi?

Türkiye Cumhuriyeti'nin dayandığı türklük sırf kürtlerin asimile edilmesi için değildir. Ondan daha da önemlisi türklerin nezdinde siyasi meşruiyetini sağlamak içindir. Türklük dediğimiz ve kurucu kadronun elleriyle varedip büyük bir milli eğitim başarısı olarak çoğunluğun değeri haline getirdiği ideolojik payanda tebânın iktidara itaat etmesine temel payanda olduğu içindir ki kim iktidara sahip olursa olsun kısa sürede bu payanda olmadan cumhuriyetin varolamayacağını anlar ve odasını Atatürk portreleriyle doldurup şeytanı kandırmaya/ikna etmeye girişir.

Cumhuriyetin varettiği türkçülük bildiğimiz ideolojik manada türkçülük değildir. Vazife türkçülüğüdür. O kadar amaca yönelik, o kadar kör gözüme parmağımdır ki, sınırları tahakküm edilmesi hedeflenen topraklar/misakı milli ile çizilmiştir. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti'nin kullandığı türklük ideolojisi bildik anlamda bir ulusculuk ideolojisi değildir. Türkçülükle alakasız bir şekilde muktedirlerin hakim oldukları topraklarda iktidarlarını meşrulaştıracak bir ideolojik tutamaktır sadece. Hititlerin, Sümerlerin, Friglerin şunun bunun türklüğü üzerinden sahte bir ırkçılık yürütülür, paralara bozkurt resmi basılırken halen varolan türk topluluklarına yönelik hiçbir faaliyet yürütülmemesi, manyak mısınız ya ne yapıyorsunuz siz diyen Zeki Velidi Toganların kovulması bundandır.

Türkiye Cumhuriyeti'nin türkçülüğü sadece ve sadece tahakküm cumhuriyetinin sınırları içinde ihtiyaç duyduğu meşruiyetin temini içindir. O yüzdendir ki İsmet Paşa azeri kaçgunları sınırdan ruslara geri verir, o yüzdendir ki aynı dili konuşan ve ideolojinin doğal olarak ilgilenmesi gereken soydaşlar yok hükmünde sayılır. Bizatihi imparatorluğun bakıyyesi olan balkanlılar bile yaşadıkları yerde türk olarak önem taşımaz cumhuriyetin sahiplerinin türklük anlayışında. Türklük bilincine ulaşamayan birilerine karşı nüfus fazlalığı sağlamak için misakı milli dahiline göç ettirileceklerinde cumhuriyetin gözünde soydaşlaşır, kutsanırlar.

Cumhuriyetin tüm tarihi boyunca sınırdışındaki türklerle ilgilenmemesi reklam ettiği üzere barışseverliğinden değil türkçülük anlayışının sırf kendi iktidarının meşruiyeti ile sınırlı tutulmuş tanımındandır. Bu tanımdan dolayı sınırdışındaki türklerin durumu türk milletinin emsal kabul etmez yüceliğine dair nutuklar atılırken akla gelmezken sınır içindeki kürtlere türkleştirmek için yapılmayan kalmaz. Kürt salt varlığıyla, bu imal edilmiş sahte türk cennetindeki şeytandır. 

Kürtçe eğitim sadece şeytana uymak değildir. Aynı zamanda uyduruk bir türkçülük üzerinden sağlanmış cumhuriyet meşruiyeti ve o meşruiyet sayesinde gönüllerince hüküm süren türk olmayan muktedirler için, İsrafil'in Sur'unun ötmesi, matrixteki kırmızı hapın bizzat türklere suppozituar olarak tatbiki demektir. 

Tarihçiler Osmanlı İmparatorluğunda devşirme müessesesinin gerileme devrinde sona erdiğinde müttefiktir. Bu, devşirme müessesesinin salt hıristiyanların devşirildiği bir müessese olarak görülmesinden kaynaklanan bir yanılsama. Devşirme müessesesi sadece dinsel bir dönüşüm müessesesi değildir aynı zamanda ebed müddet devletin, müesses nizamın topluma yabancılaştırılmış insangücü temin kaynağıdır. Cumhuriyet bu müesseseyi ihtiyacı olan kadroyu sıradan halkın çocuğunu alıp ona yabancılaştırarak idareci üreterek tam gaz devam ettirmiştir. Cumhuriyetin muhteşem bir devşirme kuvveti vardır ve bu kuvvetin macunu da türklüktür.

Ancak burjuva cumhuriyeti olma iddiasındaki hiçbir ülke maddi zemine oturmayan hissi menkıbelere dayalı uzlaşmalarla sakince yoluna devam edemez. İşte Türkiye Cumhuriyeti rızaya dayalı asgari bir maddi meşruiyet üretemediği ve türklük üzerinden üretilen kıyamet senaryolarına dayalı tahakküm cumhuriyeti olarak kaldığı içindir ki çürüktür. Bundan dolayı her on senede bir restorasyon sürecine girer. Kayan maddi zemin bol bol manevi ambalajlarla/türklük reklamlarıyla tekrar ayarlanır.

Geçmişten bu yana bu restorasyon süreçleri asker eliyle görülürdü. Ve her ne hikmetse restoratörlerin aşındığını vurguladıkları ilk şey hep "Atatürk Milliyetçiliği" olurdu. Ancak bu garabet tanımında içkin saçmalık nedeniyle ne kadar istense de restorasyon tutmaz ve on sene sonra tekrar bir restorasyon gerekirdi. Şimdiye dek bu restorasyonları askerin yapması sadece askerin restorasyon yapabileceğini göstermez. İşte yeni restoratör baştan ayağa sivil ama şeytan hâlâ aynı. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti idarecilerinin -ister asker olsunlar, isterse sivil- islamla soslanmış türklük meşruiyeti olmaksızın cumhuriyetin dağılmadan devamını sağlayacak hiçbir meşruiyet mekanizmaları yok.

Koskoca bir cumhuriyetin cumhurunu sonsuz sayıda kıyamet senaryosu ile korkutarak ki, sürekli korkutmaya ihtiyaç duyması nasıl da kutsal dinimizi andırıyor, türklük temelinde varettiği cennetimiz o kadar sağlam ki ez dı hez dıkım bile atom bombası tesiri yapabiliyor.

Hani Erkan Can, Gemide filminde der ya "bir memleket gibidir gemi" ve The Legend of 1900 filmindeki 1900 gibi hoşumuza gider dışardaki dünyanın belirsizliğine tezat gemide her şeyin yerinin belirliliği. Ama sen o gemiden çıkmak istemesen de, ne kadar restore edersen et, gün gelir kullanma ömrü biter.









10 yorum:

ezikjakoben dedi ki...

respect from gökoğuz yeri

ebedi olur dedi ki...

Komrat'a sevgiler hanfendi.

Adsız dedi ki...

yazın da gendin gibi güzel ulu ebedi olur.

ebedi olur dedi ki...

biz bizeyken kısaca tengri teg tengride kut bolmış türük bilge kagan diyebilirsin ciğerim

xalehaciebazer dedi ki...

I really like your writing. respect from the qurdistan

fabianernst dedi ki...

Haiffiten bir manevi Kızılbaşlık var galiba , ne bu isyankarlık ^.^

Adsız dedi ki...

O dönemde dış Türkler için bir şey yapmak demek SSCB'yi karşına almak demek. Senelerce süren savaştan, açlıktan, fakirlikten tükenmiş bir halkın son gayretiyle kurulan derme çatma bir cumhuriyetle Atatürk'ün cihangirliğe soyunabileceğini düşünmek abes. Atatürk'le Enver Paşa arasındaki en önemli fark Atatürk'ün adımlarını zamanında, sağlam atmasıdır. Laiklik bile bu ülkeye 1937'de anca getirilebilmişken Turancılık için Atatürk'ü pasif kalmakla eleştirmek ve buradan Atatürk'ün ve avanesinin aslında sahte Türkçüler olduğu yorumunu çıkarmak fazlasıyla zorlama.

ebedi olur dedi ki...

bu yazı hiçbir bilimsel doğruluk iddiası taşımaz. yazarın görüşü yanlış olabilir. amma bu sizin dediğiniz husus değil. sadece misakı milli sınırları içinde üstün bir türk milleti savını destekliyorsanız sizin bileceğiniz bir iştir ama kapıkule'yi geçince alay konusu olursunuz ve oldu da. kendi devrinde yaşayan türk ırkçılarının onun saçma ırkçılığına bakışını öğrenmek için dalkavuklar gecesi'ni okuyabilirsiniz http://tr.wikipedia.org/wiki/Dalkavuklar_gecesi bu linkte orada aşağılanan kralın aslında atatürk'ü simgelemediğine dair bir sürü zavallıca tevil göreceksiniz. seçim sizin tercih sizin.

Adsız dedi ki...

devletettürkiye aka memlük devletini atlamanız üzdü ebedi bey.

ebedi olur dedi ki...

atlamadım ama siz oradaki "resmi" ifadesini atlamışsınız. 1250-1387 arası hüküm süren kıpçak kökenlilere izafen memluk devletine devlet üt türkiye adını arap bilginler koymuştur memluklerin kendileri kendilerine böyle hitap etmemiştir.