29 Nisan 2012 Pazar

Almanlar Yapınca Biz De Yapmış Sayıldık Oder Ein Beitrag zu der Aussage "Beginnen wie die Engländer, beenden wie die Deutschen".

Ermeni Meselesi'nin halli birinci cihan harbine çok şey borçludur. Çok şey borçludur çünkü çözüm yolu bulunabilmesini, yapılanların yapılabilmesini bizatihi savaş ortamına borçludur ilk başta. Savaş İttihatcılar için gökte aradıkları fırsatı karşılarında bulmalarıdır. Denilebilir ki ittihatcılar balkan savaşı bozgunu ile anadoluyu mozaikten mermere çevirme fırsatının karşılarına çıktığını görmüş ama bunu nasıl becereceklerini bilmez haldeyken bu savaş onlara bekledikleri fırsatı sağlamıştır.

Yani ermeniler veya rumlar ne yaparsa yapsın anadoludaki günleri sayılıydı. İttihatçıların doğup büyüdükleri balkanları kaybettikten sonra bir kez dahi geri almaya çalışmamaları da bundandır. Bilirler ki balkanlar sadece sorun demektir. Oysa anadolu bal ve süt akan kenan diyarıydı.

Ama savaşın tek faydası aranan fırsatı sağlaması değildir. Eylemlerini ne kadar romantize ederlerse etsinler, ne kadar kendilerini ulusları adına haklı görürlerse görsünler hepsi yaptıklarının ağır bir suç olduğunu biliyorlardı. Savaşın en büyük faydası tüm ulusları bıktırıcı bir uzunlukta sürmesi ve daha sürerken patlayan bolşevik devrimi sayesinde yaptıklarının hesabını vermekten kurtulmalarını sağlaması olmuştur. Ermeni Kırımı eğer bu iş profesyonellik olarak görülecekse profesyonel açıdan olabilecek en az zararla en başarılı sonucun alındığı örnek bir projedir.

Yıllar önce Kürşat Başar yanılmıyorsam Akşam Gazetesindeki bir köşe yazısında; "ermenilere soykırım yapmamışızdır çünkü biz öyle planlı programlı bir millet değiliz, muhakkak kayırmalar ve disiplinsizlikler olurdu yapamazdık" minvalinde savunmuştu böyle bir şeyin olmadığını. Hiç kuşkusuz bunu söylerken Auschwitz'e varacak trenlerin, International Business Machine of Swiss üzerinden satın alınmış bir çeşit ön bilgisayar sayılabilecek delikli kart okuyucu makinalarla, dakikası dakikasına planlandığı alman tecrübesine dayanıyordu.

Zaten ermeni trajedisinin bir parçası da daha önce gerçekleştiği halde daha sonra gerçekleşen bir olay üzerinden ispat veya reddedilmeye çalışılması. Bu tıpkı İskitler türktür demek gibi bir şey. İskitler daha önce yaşadığına göre savlanacak şey türkler İskit asıllıdır olabilecekken tam tersine döner konu. Hal böyle olunca eğer benzeşlik kanıtlanmaya çalışılacaksa, ermeni meselesi yahudi meselesine örnek olmuşturu kanıtlamaya uğraşmak yerine pratikte yahudi kırımından ermeni kırımının bunun aynısı olduğu ispatlanmaya çalışılır ermenilerce ve yine türklerce de biz almanlar gibi yapmadık olumlarla savunma gerçekleştirilir, reel zeminden kopulur.

Kürşat Başar biz alamanlar gibi bir millet değilizli bildik argümanı kullanırken hemen hemen hepimiz gibi, yani türk milli eğitim tornasından geçmiş hepimiz gibi, temel bir eğitim körlüğüne düşüyor ve bunu hiç farketmiyor-farketmiyoruz bile. Türk milli eğitiminin büyük başarılarından biri de birinci dünya savaşında, türk savaş makinasının işleyişindeki alman katkısını -amacı ermeni kırımı olmasa bile- türkiyeli eğitilmişlerin zihninde başarıyla hiçleştirmesidir. Oysa askeri destek misyonunun ötesinde, o hani disiplinine hayran olduğumuz alamanlık, binlerce sivil mühendis veya benzeri yetişmiş işgücüyle de, savaş makinamızın esas dişlilerinden biriydi. Bu sivil güç o savaş makinasının kurursuz işleyebilmesi için tahsis olunmuştu.

Bu durumda argumentum ad alamandegilizlum otomatikman düşüyor. Peki alamanlar bu işin neresindeydiye geliyor sıra. İşte tam bu anda yine en başa, savaşın en büyük faydasına, tekrar geri dönüyoruz. Savaşın yitirilmesinin ardından almanyanın totalen kaputt oluşu, rejimin değişişi ve kaos ortamı, nasıl ki savaş ittihatcıları ve müslümanları yaptıkları insanlık suçunun hesabını vermekten kurtardıysa, alamanları da aynı şekilde yönetiminde etkin bir şekilde yeraldıkları bu makinanın yaptıklarındaki sorumluluklarından kurtardı. Daha doğrusu rollerinin ne olup ne olmadığının tartışılmasından kurtardı.

Çünkü nasıl ki biz müslümanlar birer Kürşat Başar olup biz alman değiliz olduysak aynı şekilde diğer taraf da yahudi kırımı ile özdeşleşme çabasında aynı hususu atladı. Daha doğrusu önceliği olayda alman sorumluluğu/sorumsuzluğuna vermek yerine ikinci dünya savaşındaki alaman aksiyonlarına verdi.

Kişisel olarak benim için ermeni kırımının olup olmadığı tartışması, tarihin arka odası misali bugüne herhangi bir etkisi olmayan bir tartışma olabilirdi. Dediğim gibi o kadar başarılı bir projedir ki bu topraklara yazılı kaydı en eski düşülmüş bir ulusu bu toprakların tarihinden silmiş atmıştır. İnanmayan gavur haritalarında doğu anadolunun coğrafi yöre olarak1920lere kadar adlandırılmasıyla sonrasına baksın. Geçmişte kalmış bir olay olabilirdi; eğer ait olduğum milletin zihninde, başarıyla sonuçlanması-cezalandırılmaması nedeniyle, tekrarlanması arzu edilmeyen ama tekrarlanırsa da çok zararı olmayacak bir endlösung olarak kodlandığını düşünmeseydim. Oysa Ermeni Meselesi tam olarak da bu yüzden geçmişe dair değil bugüne dair bir mesele. Çünkü onlarca yıldır türk milletinin kanaat önderleri, sözde ideolojileri ne olursa olsun, usul usul kürtlerin ermenileştirilmesi dediğim bir projeyi yürüterek, yangın halinde son çare misali fikri planda bu eski projenin yine aynı başarı ile tekrar edilmesi için gerekli zemini hazırlamaya uğraşıyorlar. Katiller cinayet yerine döndü ve kayzer söze aynı oyunu eski elemanına karşı kurmayı ihtimal dahilinde tutuyor.

Ben böyle diyince bazıları olur mu ya öyle bişi diyorlar, abarttığımı düşünüyorlar. Kimbilir belki haklıdırlar. Ama 1909'da taşnaklarla ittihatçıların 31 mart isyanına karşı yanyana savaştıklarını, hatta 1912 seçimlerinde ittifak yaptıklarını görenlere de çok değil üç yıl sonra ermeni ulusunun anadoludan ebediyyen kazınacağını ve bunun bahanesinin taşnaklar olacağını söyleseydiniz size götüyle gülerdi.

Bu projenin başarısı için olmazsa olmaz koşul büyük bir kaos ortamı olduğu gibi- ki savaş esasen budur- aynı zamanda büyük bir müttefiktir de. İşte ermeni meselesinin hallinde alamanların durduğu yer bunun için de önemli Acaba her cephede yanıbaşımızda  savaşan, savaşmanın ötesinde doktor, mühendis veya uzman işçi olarak makinamıza destek olan ve aslen yöneten alamanlar, müttefikimiz olmanın verdiği özgürce hareket etme izni sayesinde bu olan biteni nasıl gördü? Gördüyse nasıl gördü? Görmenin ötesinde bizatihi planlayıcı mıydı? Artık bunu öğrenmek bir tık ötede. Taner Akçam ve afedersin ermeni dostları bu hizmeti gerçekleştirmiş ve alman dışişleri bakanlığı raporlarını bir sitede toplamışlar. Daha da güzeli almanca dışında ingilizce ve türkçe olarak da erişmek mümkün:

http://www.armenocide.de/armenocide/armgende.nsf/WebStart-En?OpenFrameset

Raporlarda en çok komiğime giden şey, ittihatcıların halk arasında ısrarla bu iş alaman izni ve desteği ile oluyor söylentisini yayarak projeye meşruiyet kazandırdıklarını ve ümmetimize güven verdiklerini görmek oldu. Alamanlar biteviye üstlerine böyle diyorlar sonra iş başımıza kalacak diye dert anlatmış durmuş. Komiğime gitti çünkü ittihatçı dedelerimiz de kürşat başar gibi, bizim gibi düşünüyormuş. Bizim millet bu işi becereceğimize inanmaz iyisi mi alaman patentli diyek de kendilerine güvensinler, inansınlar yapmışlar.

İstiklal şairimiz Mehmet Akif, Aralık 1917'de Kudüs'ün ingilizlerce işgal edilmesi üzerine Viyana'da kiliselerin çanlarının çalmasından acı acı şikayet eder, hesapta müttefikiz ama düşman kazandı diye sevindiler, kahrol batı al sana islam ümmeti der anılarında. Oysa şarimiz çok değil iki sene önce bir hıristiyan millet müslümanlarca ortadan kaldırılırken aynı hıristiyanların bunu suskunlukla geçiştirdiklerini söylemez hiç. Gerçi o ermeni meselesinin halli üzerine de bir şey söylememiş galiba. Hiç rastlamadım, okumadım. Her halde köprünün bitiminde ırzlarına geçileceğini anlayan 13 yaşındaki ermeni kızlarının elele tutuşup kendilerini murat ırmağına atmalarının ümmetin bekası sözkonusu olduğunda, garb medeniyetinin kafasına kafasına çaktığı, insanlık terimiyle alakalı olmadığını düşünmüş olacak. Tıpkı o zamanki hemen hemen tüm aydınlarımız gibi. Tıpkı bugün yine bizden ulusumuzun bekası için talep edildiği gibi.

8 yorum:

siempre dedi ki...

yorum yaptım niye yayınlanmıyor !!!111

ebedi olur dedi ki...

bekleyen tek yorum buydu olum.

Adsız dedi ki...

ya bırak allasen. ben de yorum yazmıştım. wilhelm souchon dedim küfür ettim sonra sahnei fecai dedim.

ebedi olur dedi ki...

yalancı darülbedayiye vasfi rıza zobu olsun mu?

varyemez amca dedi ki...

tufan burda da mı var:(

ebedi olur dedi ki...

yunus emre'nin sarı çiçek eydür: tufansız yer mi var :))

Adsız dedi ki...

tecavüzden elele tutuşarak 13 yaşındaki köprüden atlayan kızlar tabiri iyi bir acındırma politikası olmuş.
daha fazla böyle tamlamalar kullanmalısınız.

alp

ebedi olur dedi ki...

dedenin yaptıkları değil de yaptıklarının anlatılmasına mı bozuluyorsun. su iç geçer.