6 Ocak 2012 Cuma

Pontus İlüzyonu I : Turkish Music Box

Geçmişle yüzleşmek, hele hele bu insan canı üzerinden yazılmış bir geçmişse, hele hele  atalarınız suçlanıyorsa hiç kolay değil. Öyle ezbere evet biz yapmışızdır diyenler bana hiçbir zaman samimi gelmedi. Onların çoğu tek bir kitap dahi okumadan bugüne dair hırslarını geçmişten tatmin etmeye çalışanlar gibi geldi bana. Çünkü öylesine bencildirler ki kabul ettiklerini beyan ettikleri suçların doğal sonuçlarını, farketmeden, en az redciler kadar kuvvetle reddederler de çelişkilerini anlamazlar bile.

Zordur çünkü dedelerinizin politik gayelerle insan katledenlerden olabileceğini kabul etmek, bir başka zamanın sırp çetnikleri gibi ulvi gayelerle etnik temizlik yaptıklarını savlamak ihtimali kolay yutulur lokma değildir. O yüzden ilk başta tüm gücünüzle inkâr edersiniz, benim atalarım bunu yapmış olamaz dersiniz, başka kitaplardan deliller bulmaya çalışırsınız, biz kazandık, dedelerimiz ölmedi ya o yüzden tüm bu suçlamalarınız diye kızarsınız.

Bu da öyle bir öykü işte. Kişisel bir geçmişle yüzleşme öyküsü. Kişisel olduğu için de herhangi bir politik doğruculuk veya yazdığım gerçeğin ta kendisidir iddiası taşımıyor. Samsunlu bir ceysın'ın harfden müteşekkil argonotlarıyla çıktığı bir pontus seyahati. Zamanda, hani şu harika şarkıda söylendiği gibi solgun, sessiz, gri bir koridorda çıkılan yolculuğun üşüten öyküsü sadece.


...

Samsun'da büyümek demek nereye baksanız İLKADIM, GAZİ ve benzeri isimlerle karşılaşmak demektir. Aslında Samsun ve İlkadım kültünü bilmek için samsunlu olmaya da gerek yok.

"Samsun ve havalisinde birçok Rum köyleri Türkler tarafından hergün tecavüze uğramaktadır."

Şu yukarıdaki cümleyi veya onun çok az değiştirilmiş benzerlerini ki, Atatürk'ün Samsun'a çıkmasını sağlamışlardır, herhalde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olup duymamış olan yoktur. Sanmam ki çocukluğumuzun kuranı sübhaneke bile bu ayet kadar çok kıraat edilmiş olsun. İlkokuldan itibaren bu cümle ile başlayan ve Atatürk'ün aslında apaçık bir rum yalanı olan bu tecavüzleri engellemek için görevlendirilerek Samsun'a çıkışıyla sonlanan başlangıç paragrafını yüzlerce, belki de binlerce defa okuduk hatta ezberledik.

Aslında türkler değil rumlar saldırıyordu. Bunlar hep asılsız rum propagandasıydı diye devam ederdi konu anlatımı ve sonra birden bu pontusculuk meselesi ortadan kaybolur, Ulu Önder yurdu kurtarmaya girişirdi. Tam olarak kaybolmazdı da aslında. Kitapta sıra iç isyanlara geldiğinde hafifçe başını kaldırır ve Merkez Ordusu başlığında bir paragraf olarak gözükürdü: en büyük isyandı, öyle ki merkez ordusu adıyla ordu kurulmak zorunda kalınılmıştı isyanı bastırmak için. Ama delibaş mehmet ile 150 adamının Konya'da çıkardığı isyana bile neredeyse bir sayfa ayıran kitap, bu en büyük isyanı tek bir somut çarpışma haberi vermeden 1922'de isyan bastırıldı diyerek noktalıyıverirdi.

Her şey normal bir günde archive.org'da gezinirken başladı aslında. İnternete net 1.0 dan bu yana şahit olanlardan olduğum için, ömrümün nice güzel siteyi bir saat sonra bulamamakla geçmesi nedeniyle, ilgimi çeken bir döküman bulduğumda ilk yaptığım indirmek oluyor. İşte orada da binlerce dökümandan gözüme kestirdiklerimi indirirken o meşhur Black Book'u gördüm. Pontus Trajedisine dair üst başlığıyla hazırlanmış meşhur yunani propaganda kitabını yani.

Kısa bir kitap olduğu için indirip hızlıca göz gezdirmeye başladım. Semt semt, köy köy Samsun'dan sürülen veya öldürülen pontuslu sayılarını veriyorlardı. Yer adları şu an hala kullanılan adların aynısıydı. Yani yaşadığım mahalleler filan. Ama sayılar çok yüksekti muhakkak yalan olmalıydı sonuçta propaganda kitabıydı bu ve bunlar olsa zaten biz bilirdik. Sonra yok edilen kilise sayılarını veriyordu kitap. 500 civarında kiliseden bahsediliyordu metropolitlik bölgesinde.

Ekrandan kafamı kaldırıp nerede bu kiliseler diye sorduğumu hatırlıyorum. Çünkü ilaç niyetine dahi olsa tek bir ortodoks kilisesi yoktu şehrimde. Daha da tuhafı şehir merkezinde bir mevkinin adı Kilise idi ama orada bir katolik kilisesi vardı ortodoks değil. Ne olmuştu bu kiliselere? Tamam belki propaganda kitabında yazdığı gibi 500 değil 200'dü veya 100'dü yahu isterse 10 olsun. Ne olmuştu? Tabii o sırada Dr. Rıza Nur ile Topal Osman arasındaki şu diyalogu bilmiyordum henüz:

-  Ağa Pontus'u iyi temizle
+ Temizliyorum
-  Rum köylerinde taş üstünde taş bırakma
+ Öyle yapıyorum ama kiliseleri ve iyi binaları lazım olur diye saklıyorum
-  Onları da yık, hatta taşlarını uzaklara yolla, dağıt. Ne olur ne olmaz, bir daha burada kilise vardı diyemesinler
+ Sahi öyle yapalım. Bu kadar akıl edemedim.


Sonrası. Sonrası hızlı bir ip yumak hikayesi. Sonrası klasik bir beş aşama hikayesi. Kiliselerden sonra akla peki cemaat ne kadarmışın düşüşüyle başlayan, genelkurmayın yayınladığı 1914 resmi nüfus sayım istatistiklerinde doğduğum büyüdüğüm şehrin merkezinde çoğunluğun rum olduğunu okumamla perçinlenen ve basit bir soruyu kendime ilk defa sormamla iki nokta üstüste olan: peki Atatürk Kurtuluş Savaşını başlatma şansına, Samsun'a çıkma fırsatına Pontus Rumlarının aslında kendileri saldırırken müslümanlar saldırdı diye iftira atması ve müttefiklerin de bunu doğru sayması sayesinde kavuştuysa, peki gerçekten de rumlar böyle mütecavizlerse, koskoca ingiliz ordusu böyle bir yalanla tam teşekküllü bir ordu karargahının anadoluya geçmesine niye izin verdi? Kendi yalanlarına inanacak kadar salak mıydılar?


Hani ilüzyon için göz yanıltması derler ya, işte bir anda yıllardır içinde yaşadığım ilüzyonun muhteşemliği karşısında secde ettim. Tüm olayları, meşhur kurtuluş savaşını, yıkılmaz cumhuriyeti, her şeyi ama her şeyi başlatan olay olmasına rağmen, ilkokul birden üniversite son sınıfa dek tüm eğitimimiz 19 Mayıs'la başlamasına rağmen bu olayı hiç merak etmemiştim. Kaldı ki ben hesapta tarihe meraklı biriydim. Bactria Krallığındaki adamın dünyanın en ağır altın sikkesini bastırmış olmasını bile merak edip öğrenmiştim ama içinde yaşadığım şehirin tarihindeki bu belki de en önemli olayını merak bile etmemiştim, ettirilmemiştim. Pontuslular, Atam Samsun'a, şehrime çıksın diye meydana çıkıyor sonra fır yokoluyorlardı. Gerçek bu kadar göz önündeyken biz her yıl derslerde bunu okuyarak başlarken hiç merak etmiyorduk bile bu pontuslu "çetelere" ne olduğunu. Şehirde bazı bölgelere kara samsun veya gavur samsun diyorduk çocukken ama hiç aklımıza o gavurlara ne olduğunu sormak gelmiyordu. Ailelerimiz de hiç konuşmuyordu bu konu hakkında hem de hiç. Bu kadar muazzam bir ilüzyondu içinde yaşadığımız, seyrettiğimiz.


Pontus öyle bir ilüzyondu ki ermeni meselesinde bile onca şey yazılıp çizilmişken dahi mutlak sessizlik hali varolmaya devam ediyordu. Doğru düzgün yayın bile yoktu. Ciddiye bile alınmıyordu adeta. Sonra ne olup bittiğini araştırdıkça tıpkı Costa Gavras'ın o güzel filminde olduğu gibi bir turkish music box çalmaya başladı yavaşça yanı başımda.


                                       






9 yorum:

twitter/kugurbaga dedi ki...

Takip ettiğim bir blog değil ama twitter'da takip ettiğim kişilerden biri yazının linkini paylaşınca okuyayım dedim ve bu yazıya bir çift laf etme gereği duydum.

Öncelikle şunu söylemem gerekir ki bir halkın hafızası asla silinemez. Her devrimin kendi tarihini yaratması gibi, Türkiye ulusal devrimi de bu ülkedeki tarih kitaplarını kısmen çarpıtmış, farklı bir tarih uydurmuş olabilir ama bir halkın hafızası asla silinemez, yeniden biçimlendirilemez. Böyle birşey biyolojik olarak da mümkün değil. Şehrin çoğunluğunu oluşturduğu iddia edilen Rum nüfusun Samsun'daki yaşlı insanlar tarafından dahi hatırlanmıyor olması bu iddianın ucuz bir palavra olduğunun doğrudan kanıtıdır.

Sadece Samsun değil, Anadolu'yu karış karış gezmiş olan "yerli-yabancı" tüm seyyahların ortak söylediği şey Anadolu'nun tüm şehirlerinde müslüman nüfusun çoğunluk olduğu yönündedir ki Osmanlı bile Anadolu'ya Anadolu derken Avrupalıların bu coğrafyaya "Türkiye" demesinin sebebi de budur. Misal Evliya Çelebi'nin Samsun hakkında yazdıklarını okuyabilirsiniz. Evliya Çelebi'nin de Samsun'u çoğunluk olarak Türk ve Müslüman göstermek isteyen ittihatçı, ırkçı, elitist bir beyaz Türk olduğunu iddia edecek kadar cozuttuysanız yazının kalanını okumayın, geçin. Bu topraklarda çoğunluk unsur yüzyıllardır Türk ve Müslüman unsurdur.

Ayrıca Pontus isyanını askeri yönden küçümseyerek sanki hiç gerçekleşmemiş olabileceğini iddia etmenize de sesli güldüm. 1920'nin meclis tutanaklarını inceleyebilirsiniz, Pontus isyanına bir Kolordu'yla müdahale edilmiştir (3. Kolordu). Isyanın boyutu bu kadar vahimdir. Samsun metropolithanesindeki ele geçirilen Pontus Savunma Derneği'nin tüzüğünde 20 yaş üstü her erkeğe silah dağıtılması kararlaştırılmıştır. Bu silahlar dağda tavşan avlamak dağıtılmamıştı tabii.

Yazının başında Atatürk'ün ingilizlerin izniyle Samsun'a çıktığı iddiasının da hiç bir geçerliliği yok. Bunu islamcıların bir hezeyanı zannederdim ama sosyalistlerden de bu hezeyana sahip kişiler çıkıyormuş demek. Yazılarına Rıza Nur'un anılarından alıntı yapıp kaynak göstererek zaten bu yazının islamcılarla aynı tastan beslenerek hazırlandığı belli. Rıza Nur'a ait olduğu iddia edilen anılar 1960'ta ortaya çıkarılması için British Museum'a teslim edilmiştir. Soru 1; Türkçü bir insan anılarını neden British Museum'a emanet eder ? Soru 2, bu anıları British Museum'dan teslim alıp ortaya çıkarıp yayınlayan kişi Abdurrahman Dilipak denen şeriatçı, yobaz zerzevattır. Bir Türkçü anılarını ortaya çıkarması için şeriatçılara mı güvenmiştir ? Soru 3; Rıza Nur'un anıları 1968 yılında ortaya çıkarışmıştır, 1960'dan 68'e kadar Dilipak neyi beklemiştir? Yoksa anıların üzerinde oynamalar yaparak, kendi arzuladığı şekilde bir eseri ortaya çıkarmak için mi harcanmıştır bu 8 yıl ? Lafın kısası; Rıza Nur'un anılarına dayanarak tarihsel gerçeklik ispat etmeye çalışmak herşeyden önce tarih bilimine tecavüzdür.

Son olarak; Rumların silahlı mücadeleye girişerek müslüman Türk köylerinde katliamlara girişmesi, bu yolla müslüman nüfusu korkutup kaçırarak ve sahte olarak düzenlenmiş nüfus kayıtlarıyla Karadeniz sahil şehirlerini Rum şehirleri gibi gösterip burada ayrı bir devlet kurma planı aynen Ege'de de uygulanmış bir senaryodur. Benim halkıma karşı bu tür faaliyetlere girişen bir halkın başına, plandığı şeyin aynısının gelmesi zerre umrumda değildir. Evrensel bir hukuk ilkesi olarak meşru müdafaa, bu duruma cuk oturmaktadır. Birisine yumruk atmaya çalışan kişi, amacına ulaşamayıp yumruğu kendisi yerse, yumruk atan kişi suçsuz sayılacaktır veya duruma göre cezası önemli ölçüde indirilecektir. Karadeniz sahillerinde yaşanan olay da bunun bir benzeridir.

twitter/kugurbaga dedi ki...

Şunu da ekliyim, Lozan görüşmelerinde Pontus isyanının bahsi bir kere bile geçmemiştir, bu konu görüşülmemiştir ve hiç bir maddesinde de Pontus lafı geçmemektedir. Ege'deki, Istanbul'daki Rumlar ve doğudaki Ermenilerden o kadar bahsedilmişken Pontus konusunu unutmuş olamazlar. O halde şunu söyleyebiliriz sanırım, Karadeniz bölgesinde Rumlara yönelik abartıldığı kadar bir mezalim olmamıştır. Evet sürgün olmuştur ama bugün bazı Rumların şovenistçe savunduğu gibi bir soykırım asla olmamıştır. Pontus, Küçük Asya ve Ermeni soykırımlarının üçünü birden tanıyan tek ülkenin Yunanistan olması da bu iddianın kuru bir şovenizmden ibaret olduğunu gösteriyor.

Sürgün konusuna gelince; birbirlerine karşı silahlı olarak örgütlenecek kadar birbirinden nefret eden halklar bugün hala içiçe yaşamaya devam etseydi kalıcı bir huzur ve barışın tesis edilebilmesi mümkün müydü sizce ? Yapılması gereken neydi ? Gırtlak gırtlağa birbirine giren bu halklardan savaşı kaybeden sürgüne uğramasaydı bugün o topraklarda hala etnik çatışma ve gerilim had safhada olurdu. Sürgün bu tür durumlarda mecburidir, önemli olan sürgüne tabii tutulan insanların can ve mal güvenliğine sağlamaktır.

ebedi olur dedi ki...

uzun yorumunuz için teşekkürler. yazının başlığında ilüzyon kelimesinden sonra gelen I roma rakamı ile bir oluyor. yani basit bir mantıkla yazının daha devamı var anlamına geliyor. klasik advanced inkılap tarihi kitabı kompozisyonunuz yabancısı olduğum bir metin değil. ama sizin farketmediğiniz I in de ifade ettiği gibi yazının devamında geçecek şeyleri burada zikretmek anlamsız olur. iki hususu not düşmekle yetineceğim.

kaynaklarınızda bir tarama yaparsanız m. kemal ve karargahına ait osmanlı izin yazısına ve arkasındaki gordon bennett imzalı ingiliz vizesine ulaşabilirsiniz zira o tarihte ingilizlerden izin almadan boğazdan çıkabilmek namümkündü. iki seyyahlarınıza selam söyleyip genelkurmay sitesindeki arşiv belgeleriyle ermeni vıdı vıdısı isimli serinin ilk cildini pdf formatında açarsanız osmanlı devletinin 1914 yılı nüfus sayımı sonuçlarını ilçe ilçe arap alfabesi ile osmanlıca, latin alfabesi ile osmanlıca ve şimdiki türkçe ile görebilir hangi şehir merkezlerinde kimin çoğunlukta olduğunu kıytırık fasa fisolar yerine bizatihi sizin kutsal devletinizin beyanıyla görebilirsiniz.
iyi günler.

twitter.com/kugurbaga dedi ki...

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/4/4e/Proportions_des_populations_en_Asie_Mineure_statistique_officielle_d1914.png

http://www.scribd.com/doc/39163384/Arsiv-Belgeleriyle-Ermeni-Faaliyetleri-Cilt-1

Asıl epic fail olduğunuz kısım da orası zaten. Daha ilk yazınızda da genelkurmay sitesinden bahsetmişsiniz de fark etmemişim. Buyrun yukarda pdf formatının linkini verdim, 601. sayfadan itibaren bakın. Samsun'da çoğunluk gayet Türk'tür. Siz belgeleri yanlış okumuşsunuz. Ayrıca 1914 nüfus sayımı sonuçlarının Fransızlar tarafından grafik şeklinde hazırlanmış bir baskısı da var, ona da bakın. Tüm Anadolu çapında müslümanların çoğunluk olduğu görülüyor. Samsun yöresinde Rum nüfus da var ama Rumların iddia ettiği gibi çoğunluk olmaktan çok uzaktalar.

Atatürk'e gelince; sizin de dediğiniz gibi o dönemde boğazlardan çıkabilmek için ingilizlerden vize almak gerekiyordu. Padişah tarafından özel emirle gönderildikleri için boğazlardan geçiş iznini rahatça alabilmişti Atatürk ve yanındakiler. Katıksız bir ingiliz uşağı olan Vahdettin'in gönderdiği adamlardan ingilizler niye şüphe edip izin vermeyecekti ki ? Sanki Atatürk ingilizlerin adamı olarak Anadolu'ya geçmiş gibi bahsediyorsunuz. Şu söylediğiniz şeyin Atatürk'ün elini ceketinin içine sokup çektirdiği bir iki fotoğraftan dolayı Atatürk'ün mason olduğu iddia eden şeriatçı çaresizliklerinden pek farkı yok.

ebedi olur dedi ki...

epic epic ne? heee ben samsun "şehir merkezinde" rumların çoğunluk olduğunu yazdığımda senin benim kaynak belgelerimden "samsun ilinin tamamında" türklerin çoğunluk olduğunu gösterdiğinde düşülen halmiş yani. teşekkür ederim makbule geçti. topal osman'a baki selamlar.

sokaktaki adam dedi ki...

@kugurbaga
"Pontus, Küçük Asya ve Ermeni soykırımlarının üçünü birden tanıyan tek ülkenin Yunanistan olması da bu iddianın kuru bir şovenizmden ibaret olduğunu gösteriyor."


...üçünü birden reddeden tek ülkenin türkiye olması da bu iddianın kuru bir şovenizmden ibaret olduğunu gösteriyor mu peki?

Quadros dedi ki...

Bizim kutuk nigde'de hala. 100 yildir aldiracagiz zor oluyor muhabbeti olur ama hala aldiramadik cok sukur.

Reis su senin dedigin listeye baktim da ilginc illerden biriymis nigde. Sehir merkezinde 2 muslumana nerdeyse 1 rum dusuyormus. Lakin birak senin verdigin samsun orneklerine benzer bir durumu tek bir rum lafi duymadim ben. Ne bir bina ne bir sokak hatirliyorum rumlara atif yapilan. Tek bir kilise var bildigim onu da kamyon parki olarak kullaniyorlar. :)

Quadros dedi ki...

Hatta bak soyle bir sey buldum. Kapadokya'daki kiliseleri incelemis adam.

http://jfa.arch.metu.edu.tr/archive/0258-5316/2009/cilt26/sayi_2/249-277.pdf

2 kilise daha varmis nigde merkez'de sanirim. Hatta birisi gubre deposu olarak kullaniliyormus kiraci tarafindan.

ebedi olur dedi ki...

music box filminin sonundaki müzik kutusunun açılıp lange'ın babasının savaş suçlarını kanıtlayan fotoları gördüğü muazzam sahnenin klibi teliften silinmiş galiba. en yakın bunu bulabildim.

http://www.youtube.com/watch?v=Rwzc9nPXIZs