17 Aralık 2011 Cumartesi

Süreyya Operası ve Çağdaş Türkiye


Kadıköy'ümüzün çağdaşlık abidesi Süreyya Operamız ve banisi meşhur Süreyya Paşa


sureyyaoperasi.org adresinde mukim büyük başkan hep başkan selami başkan'ın açıklamasından:


"Değerli Sanatseverler, 




Ulu Önder Atatürk, “Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir. Bir millet sanata önem vermedikçe büyük bir felâkete mahkûmdur.” sözleriyle sanata verdiği önemi vurgulamıştır. 
Onun sözleri çalışmalarımızda en büyük referansımız olmuş, bu sebeple ülkemizin ve ulusumuzun geleceğine yaptığımız en önemli yatırımlarımızın başında Kültür Merkezlerimiz gelmektedir. 


Kadıköy Belediyesi olarak hizmete açtığımız ve faaliyetlerinin devamlılığını sağladığımız kültür ve sanat merkezlerimize Süreyya Operası’nı da eklemenin gururunu yaşıyoruz. 


Türkiye`de opera binası sayısının son derece az olduğu, İstanbul`da AKM dışında opera ve bale eserlerinin sergilenebileceği başka mekanın bulunmadığı bir ortamda Anadolu yakasına ilk opera salonunu kazandırmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Süreyya Operası’nın Çağdaş Kadıköy`e ve 2010`da Avrupa Kültür Başkenti olmaya hazırlanan İstanbul`a büyük katkı sağlayacağını düşünüyoruz. 


Eski milletvekili Süreyya İlmen`in Avrupa`daki opera salonlarından etkilenerek, Kadıköylüler’in kültürel ve sosyal ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla 1927 yılında yaptırdığı bina; Belediyemiz tarafından Darüşşafaka Cemiyeti’nden 49 yıllığına kiralanarak, eski kimliğine kavuşturulmuş ve siz değerli sanatseverlerin hizmetine yeniden açılmıştır. "


Süreyya İlmen gerçekten de nev'i şahsına münhasır biriymiş. Serasker Rıza Paşa'nın oğlu olmasından mütevellit orduda beşik paşası olmuş ama babasının deyişiyle masa zabiti olduğundan öyle harp sahalarında filan boy göstermemiştir. Daha çok dillere destan serveti ve hayırseverliği ile tanınır. İstanbul'un anadolu yakasında oturup da onun adını terennüm etmeyen yoktur. Süreyyepaşa Göğüs Hastalıkları Hastahanesi, Maltepe Süreyyapaşa Plajı ve Süreyya Operası. Torununun nakletmesiyle; çocuklarına, avrupa yakasındaki mallar sizin, anadolu yakasındakiler benim, demiş ve çeşitli kurumlara bağışlamıştır.

Süreyya İlmen 1927 yılında yukarıdaki açıklamada bahsolunduğu üzere sadece bu binayı yaptırmamıştır. Aynı zamanda milletvekili de olmuştur. Tutanaklar Dergisinden görüldüğü kadarıyla belediyeye dair teklifler vermekten daha ileride bir faaliyeti yok. Ta ki meşhur 1930 yazına dek. 


Cumhuriyetin kuruluştan itibaren tutturduğu iktisadi yol, zaten lozan yüzünden gümrük bağımsızlığı bile olmayan bir ülke olmaklığımız da dikkate alındığında, ağır bir hezimete uğramıştır. İthalatçıların yönetici kadroyu mamalayarak ülkeyi soğup soğana çevirdiği ve halkın nerede bir hırsız görse yakasında cehape rozetine rastladığı bir ülke. Türkiye daha 1929 başında henüz dünya ekonomik krizi patlak vermeden önce dahi ekonomik krize sürüklenmeye başlamıştır. Ancak dünya ekonomik buhranının etkilerinin ülkeye intikaliyle birlikte iş basit bir iktisadi kriz olmaktan çıkıp rejim açısından hayat memat meselesine dönüşmüştür.


Şimdi bize inanılmaz gelse de gerçekten rejim ileri gelenleri o yaz rejimin yıkılma tehlikesinden ürkmüşlerdir ve sonraki SCF tecrübesi göstermiştir ki haklılardır da. İşte Ulu Önder Atatürk de engin görüşlülüğü ile düdüklü tenceredeki düdük sesini hemen tespit etmiş ve rejimin sağlığı açısından bir çok partili demokrasi komedyasına, gaz tahliyesine, daha 1930 Nisan'ında karar vermiştir. Komedyadır çünkü serbest cumhuriyet fırkası'nın kuruluşuna dair yazışmalardan hangi kadroların fırkada yer alacağına değin neredeyse tüm süreç O'nun tarafından dizayn edilir. Adeta Tunçay'ın çok isabetli bir şekilde söylediği gibi Gazi kendi kendiyle satranç oynuyor gibidir.


İşte 1930 Nisan'ında alınan karar gelişmeler sonucu 1930 Ağustos'unda fiiliye taşınmıştır. Fırka için uygun görülen mebuslardan biri de Süreyya İlmen'dir. Müzmin İsmet Paşa muhaliflerinden olmakla bu posta layık görülür herhalde. Çok değil Kasım'da sadece üç ay sonra deneme sona erer. Ama o üç sıcak ay, üç yıla bedel geçer. Polisin İzmir'de vurduğu çocuğun ölüsünü Fethi Okyar'a doğru kaldıran onbinler haykırır: bizi bunlardan kurtar binlercesini sana kurban edelim.


Satranç oyuncusu scf-chf koalisyonu dahil bir sürü olasılığı tartar kafasında süreç boyunca. Verilen tüm garantilere rağmen iktidarını yitireceği korkusu baskın çıkar galiba ve masayı dağıtır. Ama oyunun perdesinin rejisörden gelen emirle indirilmesi sorunların perdesini de indirmez. Değişmez cumhurbaşkanı ve fırka reisi, halkın onca hizmete rağmen partisinden niye böyle nefret ettiğini bir türlü anlayamaz. SCF kendi kendini(?) feshettikten sonra meşhur 3 aylık yurt seyahatine çıkıp bizzat dinlemeye karar verir halkı. Madem fırkası ona gerçekleri aktarmıyordur o da her diktatör gibi halkını bizzat dinleyecektir.


Vardığı sonuç, iktisadi zorunluluk nedeniyle devletin işe el atmasını bir yana koyarsak, 7 yıllık cumhuriyet idaresinin halka değemediğidir. Kendisinin her cümlesinde muhakkak zikrettiği milli irade devrimleri kavrayamamıştır çünkü cehape bu devrimleri halka maledememiştir. İşte bu tespit 1930 sonrası türkocağından masonlara, kadın derneğinden darülfünuna tüm toplumsal örgütlerin kapatılmasının veya dönüştürülmesini/cehapeleştirilmesinin yolunu açmıştır. Devrimleri topluma mal etmenin yolu topluma giden tüm kanalların partice ele geçirilerek aynı görüşte olsa dahi parti dışında hiçbir ses bırakılmamasıdır çünkü.


SCF kapanınca macera başlarken fırkaya zimmetlenen mebusların akıbetleri de farklı farklı olur. Misal vakti zamanında cehape tek parti idaresinin totaliterliğine dair bir raporu gazi hazretlerine sunmak gibi bir suç işleyen Ahmet Ağaoğlu siyasetten tasfiye olunduğu gibi, belki de Serbest Fırka'nın ideologu olarak görüldüğünden, adına üniversite reformu denilen ama aslında tek partice yüksek eğitimin tasfiyesi olan 1933 reformunda üniversiteden de uzaklaştırılır. Bizim paşazade Süreyya Paşamız da bu siyasi hercümerce bünyesi dayanamadığı için iki ay izin ister meclisten ve reddedilince istifa ederek siyasi kariyerini noktalar.



Süreyya Paşa'nın Serbest Fırka anıları. Kitabın adı bile yeterince açıklayıcı


Bir mebusun meclisten izin istemesi garip gelebilir. Ama Serbest Fırka'ya Gazi Hazretlerinden izin almadan katılma suçunu işleyen, vakti zamanında istanbul valisiyken hanedanı istanbul'dan sürme kararının uygulayıcısı, Ali Haydar Bey'in mebusluğunun devamsızlık bahanesiyle elinden alındığı hatırlanırsa, Süreyya Paşa benzeri bir durumu engellemeye çalışmış ancak akıbeti görünce yiğitliği kendinde bırakmıştır belki de.



1994'den beri sürdürdüğü belediye başkanlığı görevi ile cehape republikanizmi ile osmanlı monarşisini bünyesinde meczettiğini ispatlayan sevgili kadıköy belediye başkanı, melih gökçek'in dava ortağı, hep başkan tek başkan Selami Başkan


Şimdi hep başkan tek başkan Selami Başkan'ımızın Süreyya Operası üzerinden Mustafa Kemal çağdaşlığına övgülerini okudukça Süreyya Paşa'nın gadrine uğradığı bir çağdaşlığın delili haline gelişini izliyor ve ay ben gülerim oluyorum. 


7 yorum:

Adsız dedi ki...

şef yazı güzel beğendim bu yazıyı. şukela.

ezikjakoben dedi ki...

olur gibi olmuş ama yine olmamış ^^

ebedi olur dedi ki...

ilk yorum bir liberalden ikincisi ise bir latent kemalistten ^.^

Adsız dedi ki...

yok şefim. ilk yorumu bırakan bir hanım izleyicilerinizden birisi. bulun hangisi :)

ebedi olur dedi ki...

iyi de nette hanım yoktur ki :p

Salieri dedi ki...

Pek mutlu etmeyecek seni biliyorum ama en beğendiğim yazılarından biri oldu bu :)) Sinema iken Çok film izledim bu Süreyya operasında. Bir de bu Süreyyapaşa'ya benzeyen Mahmut Kemal İnal var galiba, gerçi o pek siyasete karışmamış ancak yine de tutum olarak benzettim.

ebedi olur dedi ki...

yok ben liberallerin geçmişe dair yazdıklarımı beğenip bugüne gözlerini kapamalarına alıştım :) ibnülemin mahmut kemal daha farklıdır. nette son sadrazamlar kitabına ulaşabilirsin onun önsözünde epey detaylı anlatılır hikayesi hem de tanpınar'ın kaleminden.