20 Aralık 2011 Salı

Erdoğan's War - Kansızlaştırılmış Turan Taktiği

Turan Taktiğinin başarısı, uygulayanların neredeyse aile mesleği olması kadar rakiplerinin yüzlerce yıl boyunca aynı oyunu yutmasından da kaynaklanıyordu. İşin daha da komiği savaştan önce düşmanlarının bu taktiği uygulayacağını biliyorlardı da. Ama bir kere savaş başladığında ve içgüdüler konuştuğunda, o içgüdüleri onları galibiyet umuduyla doğruca tuzağın ortasına sürüklüyor ve kendilerine engel olamıyorlardı.

Turan Taktiği dediğimiz şey; rakibinizin sizin izin verdiğiniz sürece, sizin bilerek açtığınız boşluklarınıza sızması ve bu sırada kendi pozisyonunu kaybetmesi olarak basitleştirilebilir. Normal bir savaşta sağ kanat-merkez-sol kanat diziliminde maça başlayan rakip ordu, sizin bu taktiğinizle kendi bile farketmeden, yavaşça sağ ve sol kanat derinliğini yitirerek merkezde toplanmaya başlar ve sizin sağ kanatınız ile sol kanatınızın onu kuşatıp yenmenize uygun hale gelir. Kanatlarınız düşmanın arkasında kapandığında ise rakip olmuş bir meyve gibi kucağınıza düşer.

Bu durumda taktiğin uygulanması için en önemli, belki de tek şart, karşı ordunun sizin merkezinizde geri çekilerek açtığınız boşluklara kuşkulanmadan ilerlemesi, hatta ve hatta sizin yenildiğinizi sanarak daha da hızlı ilerlemeye başlamasıdır. Hızlı çünkü hız, kazanırken veya kaybederken eş düzeyde denge bozucudur. Hızını arttırdığında merkez konsantrasyonunu ve kanatlar bağlantısını kaybeder. Zaten kanatlar da açığın görüldüğü merkeze doğru koşmaya başlar ve kontrol rakipten çıkmış olur.

Turan Taktiği'nde zaferi belirleyen en önemli an ise geri dönüş anıdır. O anın çok doğru seçilmesi gerekir. Zira erken bir geri dönüş anı düşmanın rehavetinden çabuk uyanarak yine direngen hale gelmesini sağlayacakken, geç kalmış bir geri dönüş anı ise merkezin artık gerçek bir kaçışa dönüşmüş sahte kaçısını durduramayacaktır.

Bu son KCK operasyonlarına baktığım zaman gördüğüm Erdoğan'ın aynı turan taktiğini uyguladığı oluyor. Daha doğrusu onun kansızlaştırılmış bir çeşidini. Akordu; Merkez'de hükümet, sağ kanatta gülenistlerce domine edilen polis-medya grubu, sol kanatta hukuk güçleri olarak yerleşti savaş meydanına. Karşısında ise; merkezinde KCK'nın, sağ kanadında BDP'nin, sol kanadında PKK'nın yer aldığı bir ey rakib vardı.



Erdoğan, her gerçek türk-islam başbuğu gibi önce teslim önerdi. Rakip reddetti. Bunun üzerine taktik açısından o en önemli olan şartın yerine gelmesini sağlamak için analar ağlamasın davulunu çalmaya başladı, o meşhur kürt açılımını başlattı. Bizim haberimiz yokken arka tarafta PKK liderleri ile Türkiye Cumhuriyeti'ni yöneten sivil iradeyi temsil edebilecek en yüksek profilli bürokratlar görüşüyordu. Rakibin merkezi Erdoğan'ın açtığı pozisyonlara doğru ilerlemeye başlarken sağ ve sol kanatlar da merkeze doğru yanaşmaya başladılar.

Erdoğan, sorunu çözme iradesini terennüm ettikçe, sivil bir çözümden dem vurdukça, hele hele gizli görüşmelerin ışığında, kürt hareketi için legal alanla illegal alan arasındaki ayrım giderek flulaştı ve ayrımı terkederek ilerledi. Erdoğan merkezde boşluk açtıkça rakip o boşluklara sızdı. Hükümet yanlılarından bazıları şikayetler ettiler halkı örgüte teslim ediyorsunuz diye. Hükümet tınmadı, bekledi. Şimdi Silvan Olayıyla birlikte turan taktiğinde saldırı aşamasına geçtikleri görülüyor. Silvan'da olanların önemi kendi başına taşıdığı anlamın ötesinde erdoğan ordusuna o geri dönüş işaretini vermesinden kaynaklanıyor.

Merkezde AKP ile karşı karşıya bulunan ilerlemiş unsurlar sağ ve sol kanattan darbelenmeye başlandı yavaş yavaş. Merkez, sağ kanat da iyice kendisi ile birleştiği için kalabalık bir halde. Sol kanattaki PKK nispeten kuşatmanın dışında. Çok denediler o meşhur önce silah bırakılsınlarla ama olmadı ve artık o çembere dahil olmadan başladı turan. Zaten turan taktiği asla ve asla tüm  düşmanı imha etmek amaçlı bir hannibalimsi taktik olmamıştır. Çembere alınma esnasında bir kısım düşman çember dışında kalabilir. Önemli olan onların çemberi dıştan yarmasına, kuşatılmışları kurtarmasına izin vermemektir.

PKK bugünlere gelene dek onlarca defa savaş ilanı tehdidinde bulundu ve sonra erteledi. Öyle ki sonuncusunda da aynısı olacak sanıyordu insanlar. AKP dahi bunu düşündü, cesaret edemeze getirdi. Bu sefer öyle olmadı savaş ertelenmedi, ilan edildi. Ama öyle anlaşılıyor ki Ahmet Altan'ın da dediği gibi ilan edenler dahi ilan edeceklerini düşünmüyormuş. Herhangi bir planları olmadan ilan ettikleri savaş üzerlerine çöktü. İronik ama sürekli barış sözü edip duran devlet aylardır savaşa hazırlanırken, sürekli savaş ilan ederiz diye tehdit edenler barışın geleceğini düşündükleri için uzun vadeli bir savaş planlaması yapmamışlar bile.

O yüzdendir ki şimdi merkezdeki bdp-kck yığınlarının üzerine sağ kanattan gülenistler ve basın, sol kanattan ise hukuk yürürken tek yapabildikleri şehirlere inip esas tehdit gördükleri polisi vurarak çemberi yarmaya çalışmak. Oysa böyle bir hazırlıkları olmadığı için her şehir eylemleri sivil kayıpların verildiği fiyaskolara dönüşüyor. Çemberse  biraz daha daralıyor.

Kansızlaştırılmış turan taktiği haliyle kanlı bir savaş yöntemi değil. Kimse ölmüyor. Yani etraf kirlenmiyor, yabancıların dikkat çekilmiyor. Öyle olsa herkes bilecek neler olduğunu, sorular soracak quo vadis diye. O yüzdendir ki, demirtaş ne derse desin, BDP ve KCK mensupları  zaferin eşiğine gelmişken bir anda isabet eden okla yere doğru düşen asker gibi anlamayan bir yüz ifadesiyle biniyor ring aracına. Başlarına geleni anlamaya çalışıyorlar. Oysa legal makamların bağlı olduğu komiserler olarak daha düne kadar sanki legal bir örgütmüşcesine yazışıyor, konuşuyorlardı. Baydemir'in sorgusunu okuyup da metne nüfuz eden devletimsi tonlamayı hissetmeyen var mı? Oysa sanıyorlardı ki devletin filan da haberi(onayı) vardır. Ne olduğunu anlamıyorlar bile. Anlasalar bir tepki geliştirirlerdi ama turan taktiği o kadar başarılı işliyor ki her yeni düşenle daha da fazla kuşatıldıklarını anlayabiliyorlar sadece. Ölüm yok, ölüm olmayınca bu kansız taktiğe nasıl tepki göstereceklerini bilemiyorlar.

Turan taktiği düşman orduyu tamamen imhayı değil yenmeyi amaçlar. Düzenini bozmayı, bir daha rakip olmasını engellemeyi amaçlar. Erdoğan Hükümeti onbinlerce insanın Diyarbakır'da bir sivil kalkışma sonucu kamu binalarını işgal etmesinden, 1000 gerillanın birleşip bir karakolu tamamen yoketmesinden daha fazla korkuyordu. Nasıl ki Malazgirt'te Alparslan, ruma ordusunu yok etmeyi amaçlamıyor, sünni dünyanın tek hakimi olmaya ve bu uğurda fatimilerle kapışmaya giderken kendisine engel olmaya kalkan rumalıları halletmek zorunda kalıyorsa, aynı şekilde Erdoğan da rakibini yok etmek istemiyor. Derdi ortadoğu liderliğine oynarken ve bu uğurda şialarla dahi savaşmaya hazırken aşil topuğundan vurulmayı engellemek. O da söyledi; asimilasyon bitti artık, kürt yok bitti artık. Ama Dengir Mir Mehmet Fırat'ın  bir gastede olanca açıklığıyla ifade ettiği gibi onun zihnindeki sınırlar aşılmamalı. O'nun zihnindeki sınırlar içerisinde kaldığı sürece kürt, kürtlüğünü saklamadan özgürce at koşturabilir. Tek derdi bu, zihniyle sınırlı kürt varoluşunu kabul ettirmek muhatabına.


Bu yazıda çok büyük bir eksik var. Türkiye'nin kürt sorununun onsuz asla ve asla konuşulamadığı biri eksik. Ki turan taktiğinin başarılı olmasında onun da önemli bir yeri var. Aylardır Abdullah Öcalan yok meydanda. Tam olarak turan ordusu kuşatmaya başladığından bu yana yok ortada. Bizzat müsteşarlar tarafından mektuplar taşınarak ordunun komutası altında kalması sağlanmışken en çok ihtiyaç duyulan anda komutan ortadan kayboldu. Hareket mensuplarının bir türlü nasıl bir karşı koyuş gerçekleştireceklerini bilmeden her gün yeni bir hamleye muhatap kalmaları, edilgenleşmeleri de bu yüzden sanki. İnsan MİT Müsteşar Yardımcısının kısa yazın derken attığı kahkahaları bile başka türlü algılamaya başlıyor.

Akpistlerin PKK ile pazarlıkları, görüşmeleri ve şimdi yaşananlar aslında şu damar şarkıya çok benziyor. Her şey başka başka, söylenen başka, planlanan başka.

Kaderimde hep güzeli aradım
İçimdeki "sazlar" başka, "söz" başka

Hayalimde canlanırken muradım
Duvardaki "resim" başka, "sen" başka

Gökyüzünde otağ kurdum oturdum
Yeryüzünde "hayat" başka, "ruh" başka

Bu sevdadan artık ben de yoruldum
Yaz yağmuru, kış yağmuru bambaşka









8 yorum:

Quadros dedi ki...

Hacim eski zamanlara ozendim sana bi mektupla ulasmayi uygun gordum.

http://politicaeconomia.wordpress.com/2011/12/21/ebedi-olur-reise-ek/

Adsız dedi ki...

paint terk

ebedi olur dedi ki...

reyiz mektup demişsin ama misak-ı milli içi ile dışı arasında posta farklı işliyor :) yazın güzel olmuş eline sağlık.

ebedi olur dedi ki...

ismek painti bu ondan :)

Salieri dedi ki...

Başgan, yine güzel bir yazı olmuş. RTE'nin baştan beri gelinen noktayı planladığını düşünüyorsun anladığım kadarıyla. Merak ettiğim, kan dökülmeden, savaşılmadan bir uzlaşma denemesi, yolu başka nasıl olabilirdi, işin çakallığını değil de samimi olanı nasıl olurdu?

Yani ilk başta muharebe meydanında değildik sanki; Habur'a kadar gayet güzel sivil sivil ilerliyordu süreç.

ebedi olur dedi ki...

hayır salieri, erdoğan'ın kafasındaki plan değil planlardan biri olduğunu düşünüyorum. orada dengir fırat'ın dedikleri önemli. karşı taraf rte'nin kafasındaki sınırlar içinde kalsaydı bu plan yürürlüğe sokulmazdı. burada sorun rte'nin kafasındaki sınırın kemalistlere göre daha ileri ama bu insanların yıllardır bedel ödediklerine göre çok geri olması ve yine osmanlıvari ağaçtan yaptım al tarzı üsten buyurgan olması.

ezikjakoben dedi ki...

her şey olacağına varır

ebedi olur dedi ki...

kul sıkışmayınca hızır yetişmez.