1 Kasım 2011 Salı

Gidelim Buralardan

Kazım Karabekir, harp okulunu ve ardından gidiği kurmay akademisini birincilikle bitirmiştir. Sicil numarası 1318(mezuniyet yılı)- P(iyade)1'dir. Misal Atatürk'ün 1317-P7 veya 8'dir yanlış anımsamıyorsam. Yani Karabekir döneminin en başarılı subay adayıdır. İttihat ve Terakki'nin koryüreği olan subayları harp okulundaki ruh halleri üzerinden (ne yer, ne içer, ne düşünürlerdi) analiz eden herhangi bir makaleye rastladığımı hatırlamıyorum. Birbirleri arasında sadece bir veya iki yıl fark bulunan, hatta bazen dönemdaş olanlardan kimi orgeneralliğe kadar çıkarken kiminin albaylıkta kalması nasıl yansımıştır acaba iç dünyalarına ve davranışlarına. Geçenlerde Marşal Kuzu Çakmak'ın Birinci Cihan Harbinde Şark Cephesi Konferansları kitabını okurken komutanlara dair dipnotlarda bu sicil numarası hususu başka bir açıdan da dikkatimi çekti. Neredeyse tüm ittihatçılar harbiyeyi ilk sıralarda bitirmişlerdi. Belki de artık kocamış bir kurda dönüşmüş Hamid'in tüm siyasi zekasına rağmen onları durduramama, maskara olma nedeni de buydu; ondan taraf, kullanabileceği hiç aklı başında genç kurmay yoktu elinin altında.



terü taze kurmay sınıfı birincisi karabekir


Karabekir, Nisan 1916'da Golç Paşa tifüsten ölünce Enver Paşa'nın ondan bir yaş küçük amcası Halil'in 6. Ordu Komutanlığına atanması üzerine onun yerine 18. Kolordu komutanlığına atanır. Halil'den miras kalan yaveri; önce Kemal Tahir'in Yorgun Savaşçı'sına, sonra -benim babam böyle biri değildi diyen oğlunun çabalarıyla- İlhan Selçuk'un Yüzbaşı Selahattin'in Romanı'na anılarıyla kaynaklık eden Yüzbaşı Selahattin Yurtoğlu'dur.





Bağdat'ın güneyinde savaş sürmektedir. Henüz bozgunlar yoktur ufukta. Hatta Osmanlı Ordusu Kut Ül Amare'de ingiliz ordusunu esir almıştır.



osmanlı ordusunun kut ül amare zaferi sonrası bağdat'taki geçit resmi


Geceleri karargahlarda, ona buna memleketime dair siyasi sohbetler yapılmaktadır. 1916 yılında bu sohbetlerin birinde; yaveri, Kazım Karabekir'e o ideolojilerüstü efsanevi soruyu sorar: Ne Yapmalı? Kazım Karabekir, gidelim buralardan, der. Gidelim buralardan, Anadoluya dönelim, kendi yurdumuza. Yaveri Selahattin çok şaşırır. Görevi o toprakları savunmak olan kolordu komutanı tüm buraları terketmekten bahsetmektedir. O sırada iki yıl sonra bunun zaten fiili olarak gerçekleşeceği aklına bile gelmemektedir. Evet kendi döneminin birincisi ve en parlak subayı olan Kazım Karabekir'in tek çözümü, gidelim buralardandır.


Bu sadece onun görüşü de değildir. Kazım Karabekirlerden Mustafa Kemallere, yani Enver'in reformları sayesinde 4 yılda 20 yıllık terfiyi kazanan genç generaller -enverin generalleri-, başkomutanlarının Gidelim Oralarasının tersine Gidelim Buralardancıdırlar. 1916 yılında arap isyanı başladıktan sonra ki, aslında 1918 yılındaki total bozguna değin asla kitlesel bir isyan da olmamıştır, ittihat ve terakki hükümeti bu isyanın yayılmasını engellemek, daha doğrusu arapların gönlünü bu imparatorlukta kalmak için almak yönünde bir çaba göstermemiştir. Ne arapları savaşa ortaklaştırmak için arapçayı resmi dillerden biri haline getirmiş, ne arap illerinde bir tür özerklik sağlama yoluna gitmiştir. Savaştan hemen önce arap politikacılara taahhüt edilen reformlar dahi uygulamaya alınmamıştır. Türk seçkinler ikiye bölünüktür: ya enver gibi gidelim oralaracıdırlar ki arap illlerini bırakıp onun yerine turana doğru genişletmek isterler imparatorluğu, ya da gidelim buralardancıdırlar ki çoğunluk bu görüştendir ve arapların ne halleri varsa görmesini, bizim anadoluya, o mitolojik cennete, çekilmemizi savunurlar.


Kazım Karabekir, Mustafa Kemal, İsmet, Ali Fuad. Sonradan Kuruluş Savaşının yönetici kadrosunu teşkil edeceklerin hepsi ama hepsi gidelim buralardancıdırlar. Peki 400 yıl yönetilen toprakların böylesine kolayca terkedilmek istenmesi nasıl bişeyin eseri olabilir acaba? Nasıl bir güdüyle toprak artışı için koşullanmış askerler o toprağın 2/3'ünü bu kadar kolay gözden çıkarır?


Çünkü gidelim buralardancılar hayallerinin esiri olmuşlardır. Bu hayale göre içinden süt ve ballar akan anadolu diyarı onları beklemektedir. Kadir kıymet bilmeyen araplar ülkede kalsınlar diye kan akıtılacağına ne halleri varsa görmek üzere terkedilmeli ve anadoluya dönülmelidir. (Şu sahne alabildiğine açık anlatır bu ruh halini: Mondros'un hemen öncesinde M. Kemal Halepteyken arapların orduya karşı hareketlendiğini duyunca birliklere geri çekilme emrini verir ve hıh ben de saf gibi bizde kalsınlar diye uğraşıyordum ne halleri varsa görsünler yapar) Bu geri millet başımızdan savıldıktan sonra en garbi ve asri bir millet haline gelmemiz çocuk oyuncağıdır. Türk çalışkandır, türk zekidir, anadolunun kaynakları da yeterlidir. Ama bu araplar gerilikleriyle, ilkellikleriyle hem bize ayakbağı olmakta hem de kadrimizi kıymetimizi, onlardan daha medeni olduğumuzu bile bilmemektedirler. Öyleyse istikamet onlarsız batıdır.


Kurucu kadroları bu ruh haline bürüyen etkenlerin ne olduğunu hemencecik sayıp dökmek mümkün değil. Sadece bu erkeklerin hepsinin ilkokulun bitmesiyle birlikte 11 yaş gibi yatılı askeri ortaokula girdiğini ve tüm ergenlikleri ile gençliklerini peşpeşe askeri yatılı okullarda halktan izole, yine bu okullar genelde suyun bu yakasında olduğu için anadoludan da izole geçirdiklerini, bir leyli meccani olarak bu hususun çok önemli olduğunu ve şimdiye dek hiç araştırıldığına rastlamadığının altını kalınca çizmek istiyorum.


Ümit Kıvanç'ın geçenlerde izlediğim meramını gayet güzel anlatan belgeseli 16 Ton'da, Kıvanç anlatır anlatır ve ve sözü Sixteen Tons şarkısına bırakır. Her seferinde bir başkasından dinleriz belgesele adını veren o madenci şarkısını. Yaklaşık 100 yıl önce bu ulusun üretebildiği en nadide beşeri sermaye karşılaştığı ulusal sorunla yüzleşmek yerine Gidelim Buralardan dedi. Düşündüler ki birer musa olup halklarının önüne düştüklerinde Anadoluyu Kenan Diyarı yapmak çocuk oyuncağıydı. Belki de bu yüzden, çocuk oyuncağı olduğu için, yaptıkları devrimin sosyal bünyelerde sebep olacağı bölünmeyi umursamadılar, ciddiye almadılar. Çünkü araplarlarla, o geri ve ilkel çöl bedevileriyle bir kere irtibat kesildiğinde kalan topraklarımız otomatikman zengin bir garp ülkesi olacaktı. Araplar; dinleriyle yahud kültürleriyle, geri medeniyyetleriyle uçmamızı engelleyen safralardı. Atıldıklarında yükselmek kaçınılmazdı. Etrafıma baktığımda şimdi yine gidelim buralardan şarkısının çaldığını duyuyorum.


Arka plan aynı. Yine bu ülkenin 100 yıl emek harcayıp yaratabildiği beşeri sermaye sorunla yüzleşip çözüme kavuşturmak yerine aynı mitin neredeyse tıpatıp aynısını aynı argümanlarla savunuyor. Tek değişen milletin adı. Kürtler olmasa otomatikman batılıyız zaten biz. Onlardan kesip ayırsak topraklarımızı AB bugün alırdı bizi. Kürtlere harcadığımız paralar cebimize kalsa zenginlikte tavana vurmuştuk çoktan. Bu geri kürtlerin feodal gelenekleri rezil ediyor bizi. Gidelim buralardan, ne halleri varsa görsünler biz kendi tarafımızda uygarlıkta fezaya çıkarız.


Oysa ne Musa kavmini götürebildi Kenan'a, ne de zaten içinden bal ve süt akan bir Kenan vardı. İşte bizim kenan serap çıktığı içindir ki Musamız Mustafa Kemal, genel sekreterine nereye baksam fakirlik görüyorum, bunaldım çocuk diye sızlanıyordu. Ama nasıl ki kenan'ın pof çıkması yahudilerin ömürlerince kendilerini kurtaracak bir mesih beklemesine engel olmadıysa bu serap da bizi engellemiyor. Biliyoruz ki kürtlerden bir ayrılsak; tek gram emek vermeden kavuşacağımız, anında avrupalı olacağımız, zengin olacağımız, otomatikman  kurtulacağımız bir cennet vatan batıda bizi bekliyor. O halde Kıvanç gibi yapalım. Bu sefer Kazım Karabekir değil Nazan Öncel söylüyor, Gidelim Buralardan:




8 yorum:

Adsız dedi ki...

Selam başgan,

Yüzbaşı Selahaddin'in romanını aynı sebeplerden okumasak dahi, aynı sonuçlara ulaşmışız. Ben de hep bunu düşündüm bu ve benzer birkaç kitabı bitirdikten sonra: Biz o toprakları neden terkettik? Biz Lozan'da neden bu kadar çabuk teslim olduk? Son derece gerçekçi ve bugünün bile ilerisinde teşhislerle iktidara gelen İTF, neden avucunun içine kadar gelen altın yumurtlayan tavuğu gırtlaklamakla yetindi? Mustafa Kemal gibi süper zeki bir politikacı ve gerçekten parlak zekalı bir liderin bunların farkında olmamasını aklım açıkçası almıyor. Neticede, senin de çok güzel özetlediğin gibi, 200-300 yıllık sorunlarımızı aynı atalarımız gibi ötelemek ile meşgulüz. Belki de bizim milletin yaptığı en güzel şey bu: Görmezden gel, nasıl olsa orada değildir.

Böyle bir yazı için seni çok ama çok tebrik ederim. ellerine sağlık...

ezikjakoben dedi ki...

abi tam bir old school ebedi olur yazısı olmuş. eline sağlık. titreyerek boşaldım.

ebedi olur dedi ki...

Sagolasin cigerim biliyon bu aralar surekli soruyorlardi gitsek super olmaz mi diye. Dedelerinin torunlari sonucta :-)

ebedi olur dedi ki...

@adsiz kardes her seye tamam ama kitabi sebeple okumaya hayir. Bir kitabi sebeple okursak alacagimizi alamayiz ondan. Tesekkurler ovgulerin icin sagolasin:-)

Adsız dedi ki...

Tarihte bir şey iki kere aynı şekilde yaşanmaz derler. Bugün Kürtlerin yaşadığı yerlerden çekilsek neden farklı olmasın?
Ülkenin en fakir ve geri kalmış kesiminden ayrılıp, kaynaklarımızı zenginleşmeye harcayabiliriz. Kürtler de kendi ülkelerini yönetirler. Onlar da böyle istiyor zaten.

Adsız dedi ki...

tarihi bir konuşmadan dramatize bir nane çıkarmaya çalışmışsın ama olmamış. osmanlı açısından arap isyanlarını bastırmak büyük risk taşırdı. üç beş ittihatçı heyula peşindeydi de Arapları hakir görüyorlar diye Arapları kendi kaderine terk etmedi, birinci dünya savaşının kritik cephesi doğu cephesi yani Ruslardı. bunun iki etkisi oldu ilki Bolşevikler Rusya'da devrim yaptı, ikincisi Türkler Osmanlı'dan ayrılıp Türkiye'sini kurdu. hatta Arapları bırakmaları onlara bu hediyeyi verdi. Kurtuluş savaşının niteliği de o sevgili koçero. yani bırakalım da ne halleri varsa görsünler sadece senin acaba bokumda nasıl boncuk bulurumun ile eş... ha bir de utanmadan aynı şeyi tarihsel, ekonomik durumu ile kürt siyasi hareketi ile özdeşleştirmen tamamıyla acaba ne sıçsam da blog yazısı olsunun ile eş... öptüm canım benim... kör akp düşmanlığın seni farklı kılmıyor.

ebedi olur dedi ki...

Ya tüm bunlardan Enver'in haberi olmamasına canım sıkıldı biraz. Hayır doğu cephesinin en kritik cephe olduğunu bilse, ruslar saldırırsa napcaz diyen mahmut kamil'e sivas'a kadar geri çekilin demez, kolordularca birliği avrupa'ya göndermezdi. Eminin inkılap tarihi kitabını okusa seninle gurur duyardı o da.

Adsız dedi ki...

bu eldeki imkanlarla ilgili degil mi? suleyman askeri felan psikopatik ittihatcilar zaten kafalarina sikacak kadar birakip gitmeye tersler diger daha akilli olanlari, biraz daha akli basinda olanlari, eldeki imkanlarla hedeflerin arasindaki ucurumu gorenleri, persembeyi carsambadan bilenleri icin evdekini de kaybetmemek icin birakip gidelim en akla uygunu gorunmus olamaz mi? bunu ittahatci geneli icin soyliyorum, mustafa kemal'in ajandasi cok daha farkli, cok daha onceden zaten o buralari kangren olarak goruyor, anlayis, zihniyet vs olarak adam zaten kafasini cok onceden kirmis o konularda ama ittihatci geneli elinde biraz daha reel olarak umutlu bir durum gorse birakmazdi bu sekilde donelim havasina girmezdi. cemal pasa'nin hatiralarindaki gibi daha anli sanli kanal harekati baslamadan kabul edilmis bir kaybetmislik, heves edilenle ona ulasmak icin elde olan imkanlarin arasindaki ucurumun daha basinda dikta ettigi piyango kaderciligi haleti ruhiyesi; kazanirsak fevkalbeser.. avrupa ile fark biraz daha az olsaydi cok degisik bir tarih olabilirdi, tipping point gibi