13 Kasım 2011 Pazar

Die Verordnung des Reichspräsidenten zum Schutz von Volk und Staat'dan Commedia Il Duce'ye

Tarihin hatice değil netice odaklı bir bilim olmasının en büyük kurbanlarından biridir Il Duce. Bugün kime söylesen ismini, hemen yüzde tebessüm oluşur ama bu adam faşizmi icat eden adamdı. 1000 yıl süreceği savlanan drittes reich'ın aryan güneşi o kadar güçlü parladı ki avrupa ufkunda; onun emekleri önce silikleşti, sonra da kaybolup gitti.

Eğer faşizmin telif hakkını almayı akıl etseydi; varisleri, sadece türkiyeliler sayesinde bile, dünyanın en zengin insanı olabilecek olan büyük fikir adamı Il Duçe yine bir "balkon konuşması" yaparken.

İnsanlar ne zaman ikinci dünya savaşı öncesi evropa hakkında, kıta çapında esen otoriteryen rejim sağnağı hakkında kelam etmeye kalksa işe 1929 büyük bunalımından başlamayı sevdikleri, böylece kolayca olayı teorize ettikleri için, çoğu kez Il Duce'nin 1922 yılında iktidara geldiği unutulur veya görmezden gelinir.

  
Hitler daha münih birahanelerinde saati 50 pfenig'e konuşma yapıp rızkını kazanmaya uğraşırken Mussolini 1922 ekim'inde roma yürüyüşü ile iktidara geçmişti bile.

Sosyal bilimlerin Duce'ye zulmü sadece iktidara gelişinin esas sanatçı sahneye çıkmadan önceki ney taksim sayılmasıyla sınırlı değildir. Komik yıkılışı nedeniyle onun tüm evropaya nasıl ilham verdiği de görmezden gelinir. Herhalde sosyal bilimci şöyle düşünür: Ben şimdi bu palyaçonun henüz palyaço olduğu anlaşılmadan önce tüm avrupayı etkileyen bir lider olduğunu söylersem kimse daha sonrasında dediklerimi ciddiye almaz.

Oysa daha Hitler'in sıçtığı bok Spree Nehri'ne varmadan önce Mussolini başardıklarıyla, başarmış göründükleriyle tüm evropaya ilham vermişti. Pek çok ülkede kurulan aşırı sağcı hareketler, hitler'den değil ondan ilham alıyordu, yine pek çok ülkedeki otoriter bolşevik karşıtı rejimler de onun başarılarına öykünüyordu. O zamanki bizim tek parti basını bile buna dair nice yazı veya haberle doludur. Mussolini ne zaman ki yayılmacı emellerini açıkça deklare etmeye başladı, işte o zaman öykünülen değil korkulan bir lider oldu. Şimdi italyan ordusu hakkında üretilen fıkralar ne anlatırsa anlatsın savaş meydanında rezil olana dek italyan ordusu tüm komşularını korkutmuştur. Misal 1934 yılında avusturya diktatörü dolfuss öldürüldüğünde hitler'in anschluss'u ta o zaman gerçekleştirmesini engelleyen O'nun avusturya sınırına yığdığı birliklerdir. Türkiye Cumhuriyeti, O'nun On İki Adalar'dan sıçrayarak akdeniz bölgesini işgal etmesinden ölesiye korkmuş ve 1939 yılında Arnavutluk'u işgal edince bunu korkusunun gerçekliğine delil saymıştır. 1939 Kasım'ında İngiltere ve Fransa ile imzaladığımız ittifak anlaşması Almanya'ya değil İtalya'ya karşıdır.

Şimdi söylesen kimse inanmaz ama İtalyan Ordusu 1939'da tüm komşuları için korku kaynağıydı.

Ne zamanki 1940 Haziran'ın da İtalyan Ordusu savaşa girer, İtalyan faşizminin aslında nasıl da bir palyaçoluk demek olduğu o zaman ortaya çıkar. Yıllar geçtikçe o herkesin korktuğu, kimilerinin de öykündüğü Il Duçe karikatürleşir rejimiyle birlikte. Nihayet 1943 yılında devrildiğinde artık yok hükmündedir. Oysa ne söyledikleri, ne de yapmayı istedikleri o zafer günlerinde herkesin adını saygıyla andığı zamanlardakinden farklı değildir. Sadece bir perde yırtılmış ve kralın çıplak olduğu görülmüştür.

Adalet ve Kalkınma Partisi, 2007 sonrasında Ergenekon üzerinden yarattığı kendi  Die Verordnung des Reichspräsidenten zum Schutz von Volk und Staat'ı ile yani Reichstag Yangını Kararnamesi ile birlikte adım adım hegemonyasını kurumsallaştırırken hep üstün bir aklın sahibiymiş gibi geldi bize. Her yaptıkları bir başka zafere kapı açıyordu çünkü. Tıpkı 1000 yıllık üçüncü rayhın kuruluş güneşinin gözleri kamaştırması gibi. Bunun hala geçerli olduğu savlanabilir. Hitler'in iktidarının yasal tabanı iki dökümana dayalıydı 1942'ye dek. İlki yukarıda söylediğim yangın kararnamesi, ikincisi ise Mart 1933'de çıkarılan Yetki Kanunu. Bu kanun Hitler'e tüm devlet yapısını kararnamelerle düzenleme hakkını veriyordu. Şu meşhur Kanun Hükmünde Kararnameler yani. Hitler, 1942'de idam ettirmek istediği bir generali idam edemediğinde çıkarttığı ve O'nu her almanın yaşamı veya ölümü hakkında tek karar verici kılan kanuna dek bu iki belge ile yönetti ülkeyi.

İşte akpist iktidar da benzeri bir yetki kanunu geçirdi tüm bakanlıkları yeniden organize edebilmek için ve bunu kelimenin kendi manasında son dakikaya kadar kullandı. Ezici bir meclis çoğunluğu ile iktidar olan bir lider niye ayrıyeten kararnameye ihtiyaç duyar sorusunun yanıtı zaten alenen ortada. Onun emrince parmak kaldırıp indiren şuncacık yasama kırıntısı bile anlamsız geliyor ona. Ancak her şey böyle pörfek giderken son aylarda garip bişiler olmaya başladı.

Akpist Bakanlar, destekçilerinin bile görmezden gelmeye çalıştığı komik beyanlar vermeye başladı. Bugün İçişleri Bakanı'nın her demeci yaşı yetenlere Yıldırım Akbulut'u anımsatıyor. Enerji Bakanı hayal dünyasından ahkam kesiyor. Başbakan sanki ilkokul çocuğuymuş gibi atatürk ilkelerini sesli olarak tekrarlıyor. İktidarını gerçek anlamda tehdit edebilecek tek bir unsur bile kalmamışken, belki de bu yüzden, akp iktidarı mussolinileşmeye başladı. Söyledikleri o kadar absürd ki gülmekten başka bir şey gelmiyor elden. Yine öylesine muktedirler ki bu absürdlükler bizim hayatımızı belirliyor. 


Sanki 1000 yıl süreceği varsayılan, Krupp çeliği gibi bir alman disiplini ile teşekkül etmeye başlayan sünni rayh hızla bir Il Duçe parodisi olmaya dönüşüyor. Bu iktidar yıkılıyorvari bir sözcü iddiası, ulusalcı sayıklaması değil. Dediğim gibi Il Duçe İtalyası içeriden ziyade, dışarıda yaptıkları sonucu ne kadar palyaço olduğu meydana çıktığında çıplaklaşan bir kraldı. Bu iktidar da hala bize karşı çok güçlü ve yıkılamaz görünüyor. Ama tuhaf bir biçimde ciddiyetsizleşiyor iktidar, commediaya dönüşüyor. Hem de bunu yetki kanunu ile gücünün doruğuna çıktığında yapıyor, belki de bundan dolayı yapıyor. Mussolini absürdlüğünün alman teknolojisi ile birleştiği bir frankeştayna dönüşüyor iktidar. Başrolde Zaman gastesi olduğu halde yandaş basının son yaptıpı haberlerin bildiğin zaytung tadında olması ise tuzu biberi bunun. İcraatlarıyla canınızı yakma gücüne sahipken tepki olarak gülmekten ölebiliyorsunuz sadece. 


Gerçi çok da şaşmamak lazım. Ne de olsa rahmetli Mussolini'nin de "balkon konuşmaları" meşhurdu.



9 yorum:

ezikjakoben dedi ki...

okumadım

ebedi olur dedi ki...

demek yazım rahatsız etmesi gerekenleri rahatsız etti !!!111

erjn dedi ki...

elinize sağlık

erjn dedi ki...

çok güel olmuş. eskisi kadar buraya yeni yazı yazmıyorsunuz sanırım.

ebedi olur dedi ki...

sözlük daha interaktif bir ortamdı burası daha izole olduğu için aynı sıklığa ulaşmak zor hele hele başka ortamlarda da bu sanal enerjiyi boşaltırken.

eleanor dedi ki...

elinize sağlık,sonuçta erdoğanın öykündüğü ebedi şefinde öykündüğü birileri vardı :)

ebedi olur dedi ki...

öykünme için heykeller var ve heykel gibiler var :)

siempre dedi ki...

şefim şahane olmuş

ebedi olur dedi ki...

o senin temiz kalbin :p