18 Ekim 2011 Salı

Yaban'ın İletişim'i


Yakup Kadri uğursuz bir büyükelçidir. Hatta 1940 Mayıs'ında bir istanbul gastesinde taşak geçerler onunla, gittiği yeri kurutuyor yeni görev alacağı ülke panikte diye. Gerçekten de Tiran elçisidir Arnavutluk bir süre sonra italyanlarca işgal edilir. Prag'a tayini çıkar almanlar Çekoslovakya'yı yok eder. Bu sefer Hollanda'ya tayin olur, ülke bir sabah alman paraşütcüleri ile uyanır. Ama yazar olarak uğursuz değilmiş.


Tarih kalmamış aklımda. Bir veya iki yıl önce olabilir. İletişim Yayınları'nın kuruluş yıldönümü şenlikleri çerçevesinde gastenin birinde PR röportajları vardı da kurulduğunuzdan bu yana en çok satılan kitabınız sorusuna Yaban yanıtını vermelerine şaşırmıştım. İletişim deyince akla kemalizmle mücadele gelirken en iyi akarlarından birinin kemalist edebiyatın temel taşlarından birisi olmasına şaşırıyor insan.



İletişim'in en çok satanı Yaban ve yazarı Yakup Kadri mutlu günlerinde birlikte poz verirken


Yaban bilindiği üzere edebi kaygılarla değil ideolojik saiklerle yazılmış bir romandır, misyon romanıdır. Malum gençliklerinin en ateşli devrinde tüm felah ümmidlerini Abdülhamid'in devrilmesine bağlayıp İttihat ve Terakki'ye bende olanlar, on senede yüz seneye bedel hadiseler yaşanması sonucunda imparatorluk dizlerinin üstüne çöktüğünde yanılgılarını kabul etmemeninin yolunu -hem ittihata sövüp hem abdülhamidden af dilemeyecekleri üçüncü yolu- Mustafa Kemal'e bende olmakta bulmuşlardı. Bunlar aynı zamanda dönemlerinin kalburüstü kalem erbabı olarak, Mustafa Kemal onların edebi rakiplerini de zor yoluyla tasfiye ettiği için, daha da katlanmış şükran duygularıyla kendilerini kemalist inkılaba adamışlardı.


Bu adamanın gereklerinden biri de sonraki kuşakların zihni hegemonya içine kapatılmasında tuzak işlevi görecek misyon romanları yazmaktı. Yakup Kadri, bu misyon romancılığının en başarılı misyonerlerindendir ve Yaban da bu misyonun en verimli ürünlerindendir. Kitap geçmişten bugüne halk-aydın ayrılığının simgesi olarak görülmüş, yüceltilmiştir. Oysa bu roman halk-aydın ayrılığını eleştirmek için değil bu genel geçer klişe üzerinden kemalizmin aydın diktatörlüğünü meşrulaştırmak için yazılmıştır.


Roman 1932'de yayınlanır, olaylarsa 1922 civarında sonlanır. Yani  zaferle birlikte. O dönem Cumhuriyetin temel iddiası kendisinin o romanda geçen anlaşılmama haline son verdiğidir. Yazar da geçmişte kalmış bir günah gibi bitirir romanı. Oysa yayınlandığı dönem belki de o kopukluğun zirveye vardığı dönemdir. Yazarın daimi üyesi olduğu cumhurbaşkanlığı sofrasından görülmemektedir belki ama köylü bitik haldedir. Hemen hemen aynı yıllarda ankara hukuk fakültesinde istiklal savaşı zamanı bakanlık yapmış bir öğretim üyesi öğrencilerine şunu anlatır:


"Ankara'ya yakınlardan bir eşek yükü odun getirip satan köylüler var. Üç gün geliş, üç gün gidişten altı gün sürüyor yolculuk ve bir eşek yükü odunu 2,5 liraya satabiliyorlar. Eşeğin günlük yem masrafı 20 kuruş, kendi de aynı şeyi yiyor, kırk kuruştan altı gün 2,40 lira yapar. Sadece 10 kuruş kalıyor cebine arkadaşlar. Bu köylü sadece 10 kuruş için altı gün boyunca ser sefil olmayı göze alıyor, almak zorunda kalıyor. İşte yedi yılda cumhuriyetin köylüye verebildiği, verebildiğimiz. Bunu sakın unutmayın arkadaşlar."



Atamızın memleketin esas sahibi köylüyü kurtarma kararlığını ifade ettiği meşhur sofrası



1930 Ankara'sında Bâlâ kırsalından başkente böyle bir nakliyattan TAM 10 KURUŞ kalıyordu köylüye.


Yaban'ın misyonunu yazarının Politikada 45 Yıl adlı anılarını okumadan anlayamazsınız. Yazar 1922'den 1967'ye kadar olan politika serüvenini anlatır bu kitapta ve halk yoktur. Halka hiçbir şekilde dokunmadan yapılmış yarım asırlık politika. Bol bol Atatürk vardır, İnönü vardır, bolca milli irade, devrim, şu bu, cart curt vardır ama halk yoktur. Halk olmadığı için pişmanlık da yoktur. Yazar mesela küllen yalan olan 1925 Takrir-i Sükun'unu, yani onun terakkiperver muhalefetini bastırmakta kullanılışını, itiraf edecek gibi yapar ama hiç bir pişmanlık belirtmeden geçer gider. Onca yıl ülkeye hükmedildikten sonra hiçbir sikim becerilememenin suçu tam işler düzeliyorken atatürk'e ihanet eden ismet paşa'ya yüklenilmeye çalışılır. Artık insani hırslardan arınmış olması gereken bir yaşta yalan söylemekten bile çekinmez.


Yakup Kadri'nin 78 yaşında dahi tek derdi iç halkasına mensup bulunduğu iktidardan uzak kalmış olmaktır. Kemalizm veya tepeden modernleşme mitosu onun sorgusuz, sualsiz ve bittabi milli iradesiz o halkada bulunmasını sağladığı için kutsaldır. Yani Yaban'ın derdi zaten hiçbir zaman köylü ile iletişmek olmamıştır. İletişememek sadece ve sadece kendi mutlak iktidarının rasyonalize edicisi, hak verdiricisidir.


Tıpkı yayımcısı İletişim Yayınları gibi. İletişim Yayınları da aslında hiçbir zaman halkla iletişmek istemez, iletişemez. Mesele halktan uzaklık ise mesafe olarak Kemalizmden daha yakın değildir. Ama varoluşunu rasyonalize edebilmek için tam tersi yönden milli irade savunusu yapar. Geçen 80 yılda Yaban ancak Yakup Kadri'den İletişim'e evrilmiştir. Halktan uzak olmaya hala uzaktır ama artık köylüyü aydınlatmak vazifesini siyasi iktidarına bahane saymak imkanı bulunmadığı için siyasi alandan çekilmiş ve köylüye ağam beyim çekerek entel iktidar alanını muhafaza etmeye çabalamakta aynı aydınlatma, akıl verme işlevine devam etmektedir.

12 yorum:

sarapdumanlari dedi ki...

Uğursuz demişken... Özgür Rus edebiyatına 1934'te kelimenin tam anlamıyla noktayı koyan ünlü Yazarlar Birliği Kongresi'nde Türkiye'yi temsil etmiştir Yakup Kadri.

ezikjakoben dedi ki...

reis şu yorumları popup yapsana. bundan daha derinlikli yorumlar yapacağımdan değil de git gel olmasın işte.

ebedi olur dedi ki...

senden kıymetli mi aşk çocuğu yaptım gitti.

Adsız dedi ki...

Bir daşla iki guş.. hem kemalist elitler hem de sosyalist elitleri vurmuşsun. troçki sana hayran ebedi olur.

ebedi olur dedi ki...

Nasil becerdigimi de anlasam super olacakti.

Adsız dedi ki...

Son paragrafta sosyalistlere lafı gömmüşsün be gardaşım işte :)

ebedi olur dedi ki...

Abi emmeye gommeye karsi degilim ama oyle bir niyetle saapmadim ben.

Adsız dedi ki...

İyi yazı! Murat Belge'nin eniştesi miydi neydi bu karaosmanoğlu değil mi?

Adsız dedi ki...

Ben bu romanı okuyalı epey oldu ancak aklımda kalan kurtuluş savaşında herkesin, her şeyin de öyle "vatan, millet" havasında olmadığı yönündeydi; köylülerin perişanlığından da baya bir mevzu vardı. Romanı "gerçekçi" bulmuştum. İlk defa kağnı ile top taşıyan, ördüğü çorapları cepheye gönderen köylü tipinden farklı bir köylü vardı.

Çankaya sofrasında oturup köylüler hakkında ahkam kesme eleştirinize katılmıyorum; Zülfü Livaneli'nin "mutluluk" romanı da büyük ihtimalle boğaz manzaralı, röportaj için gelen gazetecilerin fotoğraf çekmelerinin istenmediği bir villada yazıldı. Bu durum "mutluluk" 'un köylüyü aşağılama amaçlı bir roman olduğu anlamına gelmez.

Dediğim gibi Yaban'ı okuyalı uzun zaman oldu ama aklımda kalanlarla yazınızda bahsettikleriniz çok zıt şeyler.

ebedi olur dedi ki...

Siz roman bağlamında konuşuyorsunuz ben bu romanın da bir parçası olduğu ideolojik düzlemde.

Adsız dedi ki...

Mübarek, bakanlık yapmış öğretim üyesi Yusuf Kemal Tengirşenk midir? Niye isim zikretmiyorsunuz muhterem?

ebedi olur dedi ki...

çünkü o sırada hükümet politikasına en ufak bir muhalefet derceden öğretim üyeleri "üniversite reformu" adı altında işten atılıyorlardı. ben o elemanın arzusuna saygı gösterdim ^.^