12 Ekim 2011 Çarşamba

Kimi Hindu, Kimi Yamyam, Kimi Bilmem Ne Bela



Yeni dönemi müjdelemek için pıtrak gibi açılan neomuhafazakâr üniversitelerimizden biri Milli Beraberlik Işığında Mehmet Akif Ersoy diye bir konferans düzenlemiş ve şehrin dört bir yanındaki belediye bilboardları doğaldır ki bunun ilanıyla donanmış. 


Mehmet Akif deyince herhalde en etkileyici şiiri olarak Çanakkale için yazdığı gelir akla. Hele hele bu şiirin savaşdan yüzlerce kilometre uzakta arap çöllerinde yazılmış olması daha da katmerler tadını, zira hissel vukufiyetin doruğuna ulaşır şair.


Şiir, üstadın düşmanı tarifiyle başlar. 


Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi. 

-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya. 

Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle 'bu: bir Avrupalı

Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi! 

Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer. 

Yedi iklimi cihânın duruyor karşında,
Ostralya'yla beraber bakıyorsun: Kanada! 

Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk. 

Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ... 
Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ! 


Neredeyse tek tek sayar düşmanları. Aslında düşmanların hepsi aynı uygarlığın parçasıdır: Avrupa. Sonradan istiklal marşında tek dişi kalmış canavar olarak metaforlaştırılan garp medeniyyeti yani. Üstad böylece muharebeyi bugünkü deyişle medeniyyetler savaşı haline getirir. Sadece şair değil aynı zamanda usta bir politikacı olduğunu da belli eder. 


Savaş bir medeniyyet savaşı haline getirilince hem ordu biranda tüm islam aleminin savuncusu haline gelir, hem de neredeyse tüm komutanların göğüslerini süsleyen demir haç nişanları, ordudaki alman askerleri, avusturya topları filan görünmez olur. Oysa osmanlı savaşa donanmasının rus donanmasına yaptığı ama başarısız olduğu bir baskınla girmiştir. Yani bu kez savunan değil mütecaviz olan odur. Ve islamı savunduğu resmedilen ordunun en tepesinden en dibine kadar yığınla alman vardır.


Bunları görmezden gelip şairin medeniyyetler savaşı iddiasını kabule yeltensek bile karşımıza bir başka engel çıkar: gerçekten rakip bir medeniyyet mi sözkonusudur, yoksa aynı gruptaki rakiplerin didişmesi midir yaşanan? Hani bolşeviklerin deyişiyle basit bir paylaşım savaşı mıdır olup biten? 


Birinci Dünya Savaşı'nda ağır yenilmemizin etkisiyle ki; bu biraz da verilen kayıpların anlamsızlığını halk nezdinde saklamayı, örtbas etmeyi amaçlar, bu savaş hep bir savunma savaşı olarak kodlanmıştır zihinlerde ve çanakkale ve bu şiir bunda epey pay sahibidir. Yani zorunlu bir savunma hali varmış gibi nakşedilmiştir zihnimizde. Oysa nasıl ki savaşa bizim baskın tarzında hücumumuz üzerine katıldıysak savaşta da hedefimiz asla ve asla savunma olmamıştır. Bu büyük bir yalandır. 


Osmanlı orduları savaş başladığında deyim yerindeyse dört koldan saldırıya geçmiştir. Doğudaki meşhur Sarıkamış Faciası, bir savunma harbi değil çarlık ordusunu imha edip kafkasları fethetmeyi amaçlayan bir hücumun sonucudur. Kanal Seferi ingilizleri durdurmak için yapılan bir savunma değil, Mısır'ı fethetmek için girişilmiş bir saldırıdır. 1915 nisanında yenilene dek iran içinde ilerleyen ve amacı iranı, afganı fethedip hindistan'ı işgal olan bir tümen dahi vardır. Savaşın kutsal bir savunma kılığına bürünmesi saldırılan her yerde bozguna uğrandıktan sonradır.


Peki biz rakip bir medeniyyet miydik Akif'in iddia ettiği gibi. Yani kötülerle savaşan iyiler miydik biz ve tüm bu sınır ötesi taarruzlarımız mazlumları kurtarmak için miydi? Bunun yanıtı da başlıktaki dizede:


"Kimi hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne bela..."

Bu dizeye sinmiş ırkçılığın yahut üstten bakışın Rudyard Kipling şiirlerinden hiçbir farkı yok. Mehmet Akif bir beyaz efendi nasıl bakarsa ikinci sınıf insanlara aynen öyle bakıyor; hinduya, yamyama ve bilmem ne belaya. Kaldı ki yamyam denilmesi sadece ve sadece zencilerin ne kadar ilkel olduğunu belirtmek için. Yani tüm o biz farklı medeniyyetiz, onlar tek dişi kalmış canavar artistik patinajları yerini üstün insanın aşağı insanı küçümsemesine bırakıyor. Aslında Mehmet Akif bunu bile bile yapmıyor. Kendi üstünlüğünü o kadar içselleştirmiş ki sadece müslüman olmasının kendini garplılardan farklılaştırmayacağını en fazla iki rakip haline koyacağını idrak edemiyor bile. O dönem tüm osmanlı aydınlarında olduğu gibi garple girilen kavganın şarkın efendisi kim olacak kavgası olduğunu bilmeme, kendini bundan muaf sanma hatası var.


Daha da üzücü olan bu dizede aynı zamanda islami ögelerle o kadar süslenmemize rağmen islamdan bihaberliğimiz var. Zira mehmet akif garba o kadar atar tutar ama hindu deyip küçümsediği insanların en az 1/3'ünün müslüman olduğunu bilmez bile. Yine kendisi yamyam deyip ırksal olarak aşağılar ama o fransız üniformalı askerlerin senegal'den geldiğini, yani müslüman olduğunu bilmez bile. Çünkü islamın muhafızı ünvanıyla mindere çıkan mehmet akif daha islam dünyasının hududunu bile bilmemektedir. O sadece kendi üstünlüğünü bilmektedir. Osmanlı islamın savunucusu demek aslında osmanlı islamın efendisi demektir akif dilinde.


Bu hususlar o konferansta konuşulacak mı, tartışılacak mı bilmiyorum, pek sanmıyorum da. Sonuçta milliyetçiliğin panzehiri olarak her fırsatta "ben ki arnavudum" diye başlayan dizesi öne sürülen bir şairin içkin beyaz adam bakışını ve ırkçılığını kim söylemek ister. Zaten okunmasının üzerinden bunca yıl geçmişken bile o muhteşem dizelerini ezbere döktürten bir şairi şucu bucu ilan etmek değil derdim. Ama bugün İstanbul Üniversitesi'nin açılışı var ve Başbakan Erdoğan, eminim ki sömürgecileğe, garba dair atıp tutmuştur orada en mehmet akifinden. Yani mesele mehmet akif'in farkedemediği ırkçılığı değil; bizim hala kimi hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne bela aşamasında kalmış ırkçılığımız. Çünkü mehmet akif tipi antisömürgeciliğin mazlum milletlere vaadettikleri hala garplılar yerine bizi efendi bilmelerinden ibaret.

2 yorum:

Adsız dedi ki...

haci, bu siir marmara nin mudafaasi icin osmanli ordusuna yazilmis. savasa neden girildigi o siirdeki zaman için onemsizdir cunku vakit topraklari koruma vaktidir. eger siir savasa girilmeden once yazilmis olsaydi dedigin gibi aslina uygun olmayan sekilde halki yonlendirme oldugu dusunulebilirdi.

ikincisi bu siir yine osmanli ordusu icin yazildigina gore islam medeniyetinin bas aktoru osmanli devletinden ve halifelikten dem vurulmustur. ordu icerisinde almanlarin bulunmasi (o siralar) kendi topraklarini koruyan askerler icin yine onemsiz bir ayrinti olurdu ve amaclarinin kutsal oldugunu dusunmelerini engellemezdi.

mehmet akif ve onun gorusundeki bazi aydinlar yapilari geregi kendilerini kucuk gormeyi kusur sayarlardi. yani onun buyuklenip kibirlilik alametleri sergilemesi esasinda kucuk olmadigini ispatlama cabasidir. bugun tayyip erdogan in yaptigi da budur.

son olarak mehmet akif in islam in nerelere kadar yayildigindan bihaber oldugundan bahsetmissin. ta peygamber devrinden itibaren hindistan a misyonerlik faaliyetlerine giderdi ashab. bin yil sonra bile mehmet akif in bundan bihaber oldugunu dusunmek saflik olur ancak. fakat hindular icerisinde amaci islami yuceltmek adina savasmak olmayan musluman kesim i hakaretlerinden ve siirlerinden ayri mi tutmasi gerekiyordu mehmet akif in?

ebedi olur dedi ki...

İşgal dönemi istanbul'unda şehirde devriye gezen senegalli askerlerin; ırz düşmanı, tecavüzcü vahşiler olarak tesmiye eden yazıları okumanızı tavsiye ederim. Köle veya ayakçı olarak hizmetinde bulunduğu sürece zencilerin tecavüzcü olduğu aklına gelmeyen istanbullu eşiti olarak karşısına çıkan zenci askerleri aşağılık vahşiler ve sapıklar olarak tasvir etmiştir. insanların sırf inançlarının teorik temellerine dayanarak ırkçı olmadığını savlamasına katılmamamı mazur görün.

Osmanlının karşısında savaşan müslümanlar olduğunu ya bilerek inkar edersiniz ki sizin hilal metaforunuza halel gelmesin ya da bilmiyorsunuzdur. Ben insaflı davranıp ikinciyi varsaydım. Zira ilki siyasi gayelerle gerçeği bilerek bükmek yani yalancılık demektir.