5 Eylül 2011 Pazartesi

Who Am I

20.05.2011 12:31

   gece yarısından sonra şov tivi siyaset meydanı programında, sırrı süreyya önder, algısı sistem tarafından çarpıtılmış ve normali bu sananlarla ki, ülkenin çoğunluğunu oluşturuyorlar, tartışırken tekrar aklıma geldi bu belgesel. belgesel çocukları diri diri atlas okyanusuna gömülmüş, torunları çalınıp asker ailelerine evlatlık verilmiş arjantinli annelerin mücadelesini anlatıyordu. hani daha geçen hafta haberlerde rastladığımız arjantinli işkenceci emekli subay falan filano şu kadar yıl hapse mahkum edildi haberlerinin gerçek olmasını sağlayan anneleri.

   zaten daha önce uzun uzun yazdığım için tekrarlamayacağım ama bana en etkileyici gelen anlardan biri beyaz saçlı annenin üniversite üniversite gezip öğrencilere ölen çocuklarını, kaybolan torunlarını anlattığı bölümdü. gidilen üniversitede öğrencilerden biri bence onlar da hak etti çünkü devletle silahlı bir mücadele veriyor, insanları öldürüyorlardı, yapılan doğru dedi. evet genç bir üniversite öğrencisi karşınıza geçmiş çocuğunuzun diri diri atlas okyanusuna gömülmesinin, torununuzun çalınmasının haklı olduğunu söylüyor. naparsınız?

   ağız dolusu küfürler edebilir, salaksın sen, manyaksın, yuh ulan bu kadar aptallık olur mu diye ağzınızdan tükürükler saçarak binbir hakaret yağdırabilirsiniz ona. hiç kuşkusuz kimse sizi bundan dolayı suçlayamaz hatta haklı bulur tepkinizi. ama o ak saçlı teyze asla ve asla kızmadı. o genç, çocuğunu öldürenlerin tıpkısının aynısı olduğu halde aynı yumuşak üslupla yapılanın yanlışlığını, kanunsuzluğunu belki yüzbininci defa bıkmadan, usanmadan tekrar anlattı ona. çünkü o arjantin'de okul okul salaklık testi için değil çoğunluğa davasını izah etmek için dolaşıyordu.

   sırrı süreyya önder'in karşısındaki insanların fikirlerini ifadesine; salaklara bak, yuh ben olsam patlatırdım ağzına bir tane diyenler, toprak altında yatan ölülerin hesabının sorulmasını değil bir dakikalık rahatlamayı tercih ediyorlar. kendileri tam tersini sansa da olan bu. çünkü her şeyden önce bir insan meselesi olan şeyi küfürle takviyeli biz-siz ayrımına hapsetmek sadece ve sadece ayrıştırmacı zihniyetin muhkemleşmesine hizmet ediyor. o teyze küçümsemeden, bıkmadan aynı şeyleri tekrar tekrar anlattığı için belgesel, eski muktedirlerin 30 yıl önce yaptıklarından dolayı  ömür boyu hapse mahkum edildiği mahkeme sahnesi ile bitti.

   oysa biz; etrafımızdaki arkadaşlarımıza, eşe dosta kendi ana babamıza bile, gün gibi aşikar hakikatı anlamaktan aciz oldukları için aptallıklarından dolayı kızmak yerine anlatmaya tenezzül etmediğimiz, iki denemede hemencecik bıkıp başka salaklar üzerinden onları aşağılamayı tercih ettiğimiz için kasaplar deresi hala ölüm gibi kapkaranlık.

   kayıplar keşke `who am i` diye sorabilseydi. maşallah türk kürt hepimiz kendi dilimizden sıyrılıp globalliğini ispatlamaya çalışan bir dünya vatandaşına dönüşür ve ingilizce bilgimizi ispatlamaya çalışırken, kısıtlı dilbilgimizle aynı şeyi söyler bulurduk kendimizi: human.

Hiç yorum yok: