5 Eylül 2011 Pazartesi

Şeker

15.02.2011 12:43

   alamancı halamın izinlerde bize gelmesi kahvaltılarımızın zulümle dolması demekti. bir zeytini üç lokmadan daha önce bitirmek ağır azarla cezalandırılırdı. ben sakallı pezevengin sırıttığı doyçemark pangınotun uğruna hemen uyum göstersem bile zavallı kardeşim bu inadı anlayamaz ve her seferinde azar işitirdi. halamın çocukluğu ikinci dünya savaşının yokluk zamanlarında geçmişti. şimdi belki meşhur bir ss junkerschule'nin yanıbaşında oturduğunu bilmiyordu ama kendi ikinci dünya savaşı hala bitmemişti. hala o yokluk günlerinin tekrar geleceği korkusuyla yaşıyordu.

   şeker dediğimiz zaman da onu bu memlekette tarihsel bağlamından koparıp ele alamazsınız. hani fw maillerde bazen gariban mehmedin karavana listesi gelir kahramanlık destanı niyetine. o aslında onların zavallılık belgesidir. çünkü aç karnına ölüme gönderilen bu çocuklara verecek hiçbir şey olmadığı için dayamışlar kuru üzümü. şeker birinci dünya savaşında en az bulunan emtialardan biridir ve çok değerlidir. çünkü tamamen ithaldir. çünkü ithalat yerleri de dünyanın öbür ucudur. o yüzden refik halit anılarında lüküs yerlerde gördüğü pastaları öyle şehvetli anlatır. öyle olunca da tek ikame maddesi kuru üzüm olur.

   şekerin bu bulunamazlığını veyahud bizim muhtaçlığımızı şuradan anlarız, resmi tarih kitaplarında cumhuriyetin ilk ekonomik teşebbüsü diye hep alpullu şeker fabrikası yazar, uşak şeker fabrikası yazar. ilk yapılan işlerden biri şeker pancarı üretimini teşvik ve kendi şeker fabrikamızı kurmak olmuştur.

   yirmi yıl sonra savaş tekrar eder. 20 yıl önce cephede yokluklara isyan eden subaylar şimdi iktidardadır. hani bu sefer işler farklı yürür diye beklersin. heyhat t.c. boşuna tekerrür cumhuriyeti değildir. bu sefer savaşa girilmemesine rağmen yine yokluklar, yine açlıklar yaşanır. acıdır acı olmasına ama gerçektir. türkiye savaşa girmemesine rağmen açlıktan insanı kırılan tek ülkedir tüm dünyada. ilk savaşın subayları 30 kolordu askeri seferber etmeyi bilirler ama idarede sıçarlar. 1914-1918 istanbul'unun istihkar, karaborsa ve vurgunculuğu aynen yine yaşanır. yokluklar yine yaşanır ve şeker yine başroldedir. kemal kılıçdaroğlu'nda reenkarne olan biricik dürüst liderimiz bülent ecevit mesela çayını şekersiz içerdi. bunu elegans bir zevk olsun diye değil ikinci dünya savaşında şeker yokluğundan mecbur kalıp alıştığı için yapardı. zira şeker yokluğunda el mahkum dudak gardiyandır.

   milletler öyle adam smithlerin veya tilmizlerinin iddia ettiği üzere rasyonel tüzel kişilikler değildir. her zaman geleceğe doğru bakmazlar. çoğu zaman geçmişten kalma çapaları vardır. işte şekerin bu yokluğu veya bu yetmezliğidir ki her yanımızda bunca şeker fabrikası kurdurdu bize. hani kemal dervişin gelip bunlar çok rererö deyip kaldırdığı, azalttığı şeker tarımı veya endüstrisi, hani şimdi glikozcularla çenç edilen bu şeyler sadece köylüye para verelimden çıkmadı. halamın yaşıtları, hani onun gibi çocukken şeker yiyememişler bir şekilde karar odaklarına yerleştiklerinde, o geçmişin anıları yüzünden yapalım, kuralım, destekleyelim dediler.

   şeker ayrıca tüm tadına rağmen kanlı bir zamazingodur da. şeker, sanayi devrimi şeker pancarını rantabl hale getirene dek şekerkamışından elde edilirdi. afrikadan temel köle talebi karayiplerde kurulu ispanyol veya ingiliz plantasyonlarında şeker üretimi içindi. şeker yüzbinlerce köle tarafından onların kanı ile üretildi. ameriganların pamuk kölesi talebi ancak 18.yy sonlarında ingiliz sanayi devrimi etkisi ile pamuk talebi başlayınca yükseldi. bu arada ingilizlerin sanayi devrimi etkisi ile kendi yurtdaşlarını proleterleştirmeye yönelmeleri ile köleliği zalım bir şey olarak görüp kaldırmalarının zamanının çakışması da ne yüce tesadüftür.

Hiç yorum yok: