5 Eylül 2011 Pazartesi

Malazgirt Meydan Muharebesi

13.02.2011 18:03

   ruma imparatorluğunda egemenler arasında temel bir çelişki varmış. merkezde yerleşik bürokrat ve soylular ile taşrada yerleşik arazi sahibi asker/soylular arası çelişki. bunlar temel olarak aynı sınıf olsalar, hatta kendi içlerinde bolca geçişme olsa bile çıkarları arasında doğal bir uyuşmazlık varmış. konstantinopolis'de yerleşik ve imparatorluk aygıtını çekip çeviren yüksek bürokratlarla onları çevreleyen merkez aristokrasisi ordu ihtiyacını bir çeşit özgür köylü/askerler sayesinde karşılıyor ve yine geçimini bunların artık ürünü üzerinden aldığı vergilerle temin ediyordu. oysa taşrada yerleşik savaşçı soylular vergi yükü ile ezilen bu asker-köylülerin topraklarını satın alarak onları serfe dönüştürüyordu. böylece hem devasa arazi sahiplerine dönüşüyor hem de merkezin gelir ve insan kaynağını kurutuyorlardı. zira merkez onlardan vergi alamıyordu. daha da kötüsü arazileri arttıkça kendilerine bağlı orduları büyüyor ve sıklıkla isyan ederek tahtı ele geçirmeye uğraşıyorlardı.

   ruma imparatorluğu tarihi incelendiğinde görüleceği üzere çoğu hanedan bu şekilde taşrada güçlenip isyan eden ve merkezi iktidarı ele geçiren tekfurlarca kurulmuştur. gerçi sonradan onlar da merkeze eklemleniyor ve döngü tekrar başlıyordu. işte pek çok emperor bu döngünün tekrarlanmasını ve aynı şeyin başlarına gelmesini engellemek için taşrada-anadoluda yerleşik asker-soyluların önünü kesecek yöntemler uygulamaya çalışmıştır. en sık yapılan belli bir tarihten sonraki arazi alımlarının geçersiz kılınmasıdır mesela. böylece taşra aristokrasisinin asker-köylülerden gaspettikleri arazilerin köylülere geri verilmesi ve güçlerinin kırılması amaçlanmıştır.

   bu kadar uzun şunun için yazdım. malazgirt bizans için yıkımın başlangıcı değil sonucudur. geçmiş çelişkilerin bir sonucudur ve bu çelişkiler rumların mahvına sebep olmuştur. bulgarkasabı basil 1025'de öldükten sonra kardeşi vııı. konstantin de 1028'de ölünce makedonya hanedanı 1056'ya dek ülkeyi sembolik olarak yönetmeye devam etmiştir. empress zoe ve kızkardeşi şunla bunla evlenerek iktidarda kalmaya devam ederken aslında ülke soylularca yönetilmiştir. ancak bunların kendi arasındaki güç mücadelesi asla bitmemiştir. nihayet 1056'da hanedan sembolik olarak dahi sonlanınca bu mücadele gizli bir savaş halini almıştır. hani şu bizim bizans entrikası dediğimiz güzellik.

   sahneye yeni bir aktör-türkler- çıktığı esnada rumalılar kendi iç çekişmelerine gömülmüş bir haldedir. merkez imparatorluk aygıtı açısından anadoluyu taşralı soyluların veya türklerin ele geçirmiş olması önemsizdir. önemli olan kentlerin kralının ve iktidarın kendi ellerinde olmasıdır. hatta taşra partisinin burnu sürtüldüğü için türk akınları faydalı dahi olabilmektedir. işte tam bu esnada mevcut imparator öldüğünde taşra partisi, anavatanı-bunu kendi mülkleri diye okuyun- korumak için karşı hamle yapar ve dul karısını kendilerinden bir asker-soylu ile evlendirerek ortak imparator yapar ki onu hepimizi tanıyoruz: `romen diyojen`.

   romen diyojen, yalnızca gittikçe artan türk akınlarına karşı enerjik bir yanıt değil aynı zamanda ve daha da fazla taşralı asker-soyluların merkezdekilere karşı darbesidir. 1067 ylından itibaren bizansda yeni kavga onun şahsında yapılmaya başlanır. ama bittabii bizansa mahsus şekli nezaket ve entrika çemberleri ile.

   bu savaşa dair en büyük şanssızlığımız bizim taraftan katılanlardan tek bir allahın kulunun bile iki satır yazmamış olmasıdır. henüz böyle bir döküman bulunamamıştır. öyle olunca bir anda dilsizleşip karşı tarafın yazdıklarından bilgi süzmeniz gerekiyor. zira elimizde bizzat savaşa katılmış bizanslıların yazdıkları dahi mevcut. süzmek deyince ikili bir süzme gerekiyor. hem bize hemde birbirlerine düşman olduklarını unutmamak gerekiyor. yani bizans kaynakları türklerden çok birbirlerini suçlama yarışına girerler bu savaşa dair.

   neyse 1071 yılında iyi bir asker ama berbat bir bizans politikacısı olan romanes abi ordusu ile ilerlerken ilk şanssızlığı başkomutanı olan manuel komnenos'un yolda hastalanıp ölmesi oluyor. kardeşi sonradan aleksios komnenos olarak tahta çıkacak olan bu kişi de onun gibi taşra kökenli ve sadık bir müttefik. böylece etrafında aslında onu devirmek için fırsat arayan merkez partisi mensupları kalıyor. atlarımız hemedan'da kışlayacak soytarılığı da oradan çıkıyor. zira bunlar ona persleri gidip başkentlerinde yenelim baba diye gaz veriyor.

   işin komik yanı bugün biliyoruz ki alparslan temel hedef olarak tüm islam dünyasını egemenliği altında birleştirmeyi seçmiş biriydi. yani bizans ile özel bir derdi yoktu. hatta savaşmak istememesi filan da bundan. derdi son ayrı bölge olan fatımi hilafetini yıkıp sünni bir imparatorluk kurmak. yani bizi anadoluya bizans zorla soktu. en azından alparslan'ın böyle bir niyeti yoktu.

   savaşa gelirsek; ruma ordusu malazgirt önüne geldiğinde, diyojen stratejik bir hata yaparak önemli bir miktar kuvvetini tarkonietes komutasında ahlat üzerine gönderiyor. kalan birliklerden bir grup asker ileriye hareket ediyor ve türk öncüleri ile karşılaşınca yardım istiyor. yardım isteyen komutan gelen yardım birliğini yüzüstü bırakıp kaçıyor: ihanet 1. bunun üzerine romanes ordugahını terkedip hem onlara yardımcı olmak hemde artık savaşacaksak savaşalım len diye ilerlemeye başlıyor ki burası işte o bizim meşhur turan taktiği zamanı. saatlerce ilerlemesine rağmen selçuklu ordusuna rastlamıyor. meşhur a ve b şehrinden yola çıkan trenler meseli akla gelen diogenes artık geri dönelim yoksa geri dönüşümüz geceyi bulacak diyor ve bayrakla parolayı veriyor. işte tam bu sırada komplonun başrol oyuncularından artçı birlikler komutanı bu bayrağı imparator öldü diye tefsir ediyor: ihanet 2. o zamanlar kral ölünce yaşasın yeni kral olacağından ordu kaçar gideri. böylece ordunun gerisi dağılıp kaçmaya başlıyor.

   hani ahlat önünde bıraktığımız bizans ordusunun külli kısmı vardı. hah işte onlara savaşın başladığı haberi varıyor. bunun üzerine normalde naparsın savaş meydanına koşturursun di mi. hayır eğer bizanssa bunu yapmıyorsun. yine merkez partisinden komutan birliklerini alıp tam tersi yönden kaçıyor: ihanet 3. bunu okuyan varsa büyük ihtimalle hocu o kadar yazdın, kafa siktin ama hiç türkler yok. bu nasıl selçuklu-bizans savaşı demiştir herhalde. işte ordunun gerisinin dağıldığının haberi alparslan'ın ana ordusuna ulaştığında türkler ve müttefikleri meydana çıkıyor. kalan gücüyle ordugahına dönmeye çalışan diogenes ordusunun kanatlarında belirip apaçi dansı yapmaya başlıyorlar. romanes ve ordusu kuşatılıp dilim dilim kesilmeye başlanıyor.

   türkler klasik taktikleriyle kuşattıkları düşmanı oklarla delik deşik ederek yaklaşıyor yaklaşıyorlar. saatler süren savaş sonucunda bizans ordusu yavaş yavaş kan kaybeden bir yaralı gibi ölüyor ve ölüyor. nihayet bizim meşhur romen diyojen tüm kahramanca mücadelesine rağmen atı öldürülerek esir ediliyor. bu büyük savaş gerçek bir göğüs göğüse meydan savaşı vuku bulmadan sona eriyor.

   merkez partisi mensupları romanes'i ve aslında kendi memleketlerini satarak hızla başkente dönüyorlar. zira esas mücadele yeni başlıyor. çünkü konstantinopolis'de bir darbe örgütleyerek iktidarı taşra partisinden geri alacaklar daha. uğradıkları en büyük şok alparslan'ın gerçekten de romanes'e ummadıkları kadar misafirperver davranması, onu serbest bırakması ve bir kaç önemsiz bölge hariç hiçbir toprak talebinde bulunmaması. dedik ya aslında alparslan'ın kafasında anadoluyu fethetmek diye bir niyet en azından o sırada yok. merkez partisi ve taşra partisi kavgası 1081'de aleksios komnenos tahta çıkana dek sürüyor. bu on yıl boyunca taraflar, 1072'de selçuklu tahtı için girdiği mücadeleyi kaybeden ve anadoluya gönüllü bir sürgüne giden kutalmışoğlu süleyman'ı ve diğer türk beylerini kullandıkları bitmek bilmez bir savaşa tutuşuyorlar. her taht iddiacısının bizimkilere bedel olarak anadoludaki şehirleri sunduğu bir savaş hemide. nihayet aleksios komnenos tahta çıktığında süleymanşah üsküdar'da suluyor atlarını ve zaten uğruna kavga edilecek bir rum anadolu kalmamış ortada. o da dönüyor papadan yardım filan istiyor ki başka hikaye.

   ama bu savaşa dair en ilginç husus, bizzat bizans kaynaklarının alparslan'ın gerek savaş öncesi gerek savaş sonrası sergilediği hususları öve öve bitirememesidir. harbi harbi adam bize efsane gibi gelen şeyleri yapmış. hem barış istemiş hem de yenik imparatora kimsenin inanmadığı kadar iyi davranmış. hatta çocukları everip dünür olalum baboli bile demiş. okuduğum hiçbir bizans kaynağı ona dair tek bir kötü kelam sarfetmiyor.

   bu savaşa yüklenen anadolunun kapılarını açma olayı kısmen doğru bana göre. çünkü bizans içine girdiği kaotik ortamdan ancak on yıl sonra çıkıyor ve elde kıyı kesimleri hariç anadolu kalmamış artık. ama bu savaştan daha önemli olan husus selçuklu içi taht kavgaları sonucu kaybeden hanedan mensuplarının veya yeterince taltif edilmediğini düşünen beglerin soluğu burada alması ki bu kadar rahat bunu yapabilmeleri de yine bu savaş sonucunda bizansdaki iç mücadelelerin dikiş tutmaz hale gelmesi nedeniyle. yine aynı yere gelmiş oluyoruz.

Hiç yorum yok: