5 Eylül 2011 Pazartesi

Köle

15.06.2011 16:36

   bu kavrama hep batıdan doğuya doğru baktığımız için olumsuzluyoruz ve bundan dolayı türk islam tarihindeki önemini de tam olarak göremiyoruz sanki. gerçek anlamda "türklerin" köleliğini ve bu kurumun türk tarihindeki yerini izah eden ciddi bir eser hatırlamıyorum. oysa hani türkün nesilden nesile aktarılan bazı hususiyetlerinden bahsolunacaksa bu kölelik mevzuu da muhakkak eklenmeli. zira hala içimizde bir yerlerde kültürel bir özellik olarak yaşamaya devam ediyor.

   öncelikle türk köleliğinden bahsolunacaksa batı dizilerinin veya yazınının kafamıza çaktığı tüm tanımları silmemiz, kunta kinte perspektifinden tamamen arınmamız gerekiyor. aksi takdirde daha en başta islam tarihindeki ilk türk orijinli hanedanların tamamını kölelerin kurduğunu söylediğimizde kayış kopar. islam türk hanedanı üyesine farklı tabiyetten rakip bir monarkın standart küfrünün orospu çocuğu dercesine "köle çocuğu" olması boşuna değil. gaznelilerden ihşid veya tolunoğullarına dek tüm ilk türk islam hanedanlarının kurucuları köle. neredeyse 14.yy'a dek, yani türklerin islam alemince yerleşik bir millet olarak kabullenmelerine dek, bu köle sahipli devletler kurulmaya devam etmiş: memlükler, delhi türk sultanlığı. burada çerkeslerin türklere göre epey geç bir tarihte sahneye çıkmalarının onları bu tip kölelikte benzeş ama aynı zamanda farklı kıldığını da söyleyip `rudolfcarnap`'a selam etmek lazım.

   zaten türklerin iç islam dünyasına ilk ithali köle olarak. ancak bu kölelik bir nevi devşirme sistemi gibi asker olmak üzere. yani türk köleleri basit hizmet işleri için değil düzenin devamında hayati unsur olan asker gücü için ithal olunmuştur. müreffehleşen hükümdarlar müreffeh sınıftan asker bulamayıp kendi ezilenlerinden de asker devşirmeye korktuğu için kendilerine sadık kalması garanti köksüz türk kölelere müracaat etmiş. askeriyenin türklerin eline geçmesinin akabinde klasik olarak askerler o hükümdarlığa el koymaya, fiili de yönetmeye başlamışlardır. örneğin tuğrul bey 1054'de sünni islamın kurtarıcısı olarak bağdat sahnesine çıktığında, rakipleri ve oraların mevcut hakimleri de yine kendisi ile aynı dili konuşan türk kölelerdi.

   türkün köleliği bizim bildiğimiz manada olmadığı içindir ki hiç isyan filan duymayız. tam tersine başka köle isyanlarını bastıranlar türk birlikleridir. türk köleliği tam tersine ikbal kapısıdır. zira mevcut hükümdarlıkta yönetim birimlerine direkt olarak tırmanmayı sağlamaktadır. yani yönetici türkün zihninde kölelik, hükümdarın otoritesine tabi olarak daha aşağıdakilere hükümdar olma imkanı demektir. geleneksel türk idarecinin zihninde bu manadaki kölelik olumsuz anlam taşımaz.

   bu anlaşılmadan 19.yy ve 20.yy siyasi tarihimiz de tam kavranamaz. 19.yy ile birlikte türkün özne olma kabiliyetini yitirdiği anlaşılmaya başlandığında idarecilerimizin ilk başvurduğu çarenin kendi hükümdarlıklarına izin verecek daha üst bir merci olması boşuna değil. kah rusya'da kah ingiltere'de aranan ve en sonunda almanya'da bulunan bir yüce metbuu, sunulan koşulsuz köleliktir. enver paşa'nın arkadaşları tarafından dahi almanlara kölelik olarak görülen merbutiyeti bu türk geleneğinin yeniden üretimiydi sadece. bir türk islam idarecisi, onu devirecek güce sahip değilse, yöneticisinin sadık bir kölesidir.

   tek parti döneminin idarecileri, sahip oldukları ile yetinmeyi, yalnız onlara hükmetmeyi kabullendikleri için, ülkeyi soktukları dünyadan izolasyon sürecini dış koşulların da el vermesiyle 2. dünya savaşının sonuna dek sürdürdüler. ama aynı sorun yine kapıyı çaldığında, egemenlik alanlarına bir rus tehditi vücut bulduğunda ise yaptıkları öncekilerin yaptıklarının aynısı oldu. sonsuz itaat arzedecekleri yeni bir efendi aramak. çok geçmeden onu da buldular: abd.

   cehapenin son dönemi ve menderes dönemlerinde yeni efendiye yapılan yalakalıkları, sergilenen adi uşaklıkları okumak, herhangi bir ideolojik öz taşımaksızın sırf insan olmaklığınız itibariyle sizi utandırır. ya düşünsenize türkiye 1955 `bandung bağlantısızlar kongresi`'ne, sırf abd lehine karışıklık çıkarmak, ülkeleri birbirine düşürmek için katıldı. ellilerde abd ve rusya balkanları silahsızlandırmak için anlaştığında türkiye hükümeti bu komünistlere güven olmaz diye köpek gibi havlamaya çalıştı. peki kendilerine milliyetçi diyen insanlar böylesine alçaltıcı bir konuma inmeyi niye kabullendiler. zannımca yanıt yine bu köle kavramının kültürel algılanış farklılığında.

   adnan menderes salak değildi. o düşündü ve inandı ki kendisi ortadoğu'da abd-ingiltere ittifakına sonsuz bir sadakatle hizmet eden köle olursa, efendileri de ortadoğunun egemenliğini ona bırakacaklar ve türkiye, ortadoğu'nun bağımlı hükümdarı olacak. ancak o bu tip köleliğin sadece türk idare kültüründe mevcut bulunduğunu ve amerikalılar ile geri kalan dünya aktörlerinin bunun bayağı bir uşaklık olduğunu düşüneceğini akledemedi. örneğin kıbrıs meselesinde ingiltere'ye uşaklık ederken mısır ve diğer arap ülkelerinin 1956 süveyş saldırısında kullanılan ingiliz üslerinin ingiltere elinde kalmasına çalıştığından dolayı cephe alacağını anlayamadı. böyle olunca türkiye ortadoğudan adım adım soyutlandı. zira kendi müttefiği yalnızca kendisi gibi uşak görülen arap monarşileri kalmıştı.

   nato yine türk tipi köleliğin en güzide örneklerine sahne oldu. türk generalleri ve siyasetçileri nato'ya sadakatlerini ispatlamak isterken komik komik durumlara düştüler. örneğin bizzat nato varşova paktı ile detant ortamına girdiğinde bizim hükümetimiz ve askerimiz komünistler bir oyun planlıyor diye nato'ya akıl vermeye kalktılar. yine 1975 yılında sscb nato üyesi ülkelerden askeri heyetleri ülkesine geziye çağırdığında ve nato buna olumlu bakıp gidelim dediğinde bile türk genelkurmayı önce biz nato üyesiyiz olmaz dedi. ancak nato merkez, "abi siz harbi salak mısınız biz gidin diyoruz zaten" dediğinde gittiler.

   bu kendini güçlü bulmadığı için sonsuz derecede itaat eden ve karşılığında kendi yerel zulmüne ses çıkarılmamasını isteyen köle psikozu 1989'da duvarın yıkılması ile doruğa çıktı. yaşı yetenler hatırlayacaktır. askeri ve siviliyle tüm türk devleti dizlerinin üzerine çöküp yıllar boyunca stratejik önemlerinin azalmadığını söylemeleri için yalvardı efendilerine. o dönem gastelerine baktığınızda güvence gördüğü önemini yitirmiş bir kölenin utandırıcı ağlayışlarıyla süslüdür manşetler. abd'nin ortadoğu'ya girişine en çok türkiye cumhuriyeti sevindi. çünkü bunun kendilerine yeni bir stratejik önem fırsatı yarattığını düşünüyorlardı. geçen yıllarla birlikte menderes'in bölgesel hakimiyet düşü realite karşısında yenilince türk tipi köle gitmiş, yerini efendisinin götünden ayrılmayan `rüzgar gibi geçti` kölesi almıştı ve efendisinin kıymetini anlamasını istiyordu sadece.

   şimdi onca zaman sonra, tıpkı öncelleri gibi işe başlayan bir türk köle, hükümranlarının zaaflarından faydalanarak sanki sebük tiginmiş gibi adım adım bağımsızlığa doğru ilerliyor. balkondaki konuşmasında kendine ait olmayan ülkelerin şehirlerini zikrederek meydan okuyor. yandaşları tvitterda suriye illerinin valiliklerini paylaşıyorlar harala gürele. oysa geçmişte bu tip bir fetih iddiasına kapılan kölenin cezası kendi kellesinden ibaretken artık tüm ülkede aynı hesabı ödüyor bilmiyor. tıpkı sevinin diye emrettiği humus'lardan çok değil 90 yıl önce arap kadınların başımıza döktüğü kızgın yağlar eşliğinde kaçtığımızı bilmediği gibi. üstüne üstelik kendi içi cayır cayır kürderken çıkıyor bu yola. köle kumarbazlaşıyor yavaş yavaş ve kazanacağı ortadoğu fatihi ünvanına karşılık masaya bizi sürüyor.

Hiç yorum yok: