2 Eylül 2011 Cuma

Kendin Pişir Kendin Ye

17.09.2010 16:27

   kamyon şöförü baba ile çıkılmış hayat dersi seyahatlerinde bacak kadar çocuğun, sanki askeri lisede fethullahcıymışcasına sadece gözleri ile ettiği duaların konusudur. uzaktan ne zaman köşeleri paslanmaya başlamış tabelası gözükse çocuk allahım ne olur babam girsin buradan içeriye de pişirip yiyelim diye inşallah yarebbimli fıratca dualar eder kamyon orayı geçene dek. ve sanki karşılıksız kalan dua kendininki değilmiş gibi bir kaç km sonra yeni bir tabelayla aynı dua tekrar başlar. çocuk aklı sanki hepsine birden girip o etleri cızz cızz pişirip yeseler yiyebilecekmiş gibi gelir. ama hiçbirinde o kutsal direksiyon döndürme hareketi olmaz, kamyon düz devam eder yol boyunca. çünkü bu ders seyahatidir.

   bu ders seyahatidir. türkiye'de işçi babaların ilk işi çocuklarına ait oldukları sınıfın ne kadar aşağılık olduğunu anlatmak, hatta mümkünse uygulamalı göstermektir. bir kendin pişir kendin ye lokantasının önünden geçerken kazınır küçük zihinlere işçi sınıfının ne kadar boktan bir sınıf olduğu. işte çocuk bu yüzden babası gibi olmamalı, kendini kurtarmalıdır. baba kamyon ziganayı tırmanırken öksüre öksüre, çocuğa bilinç aşılar. kendi gibi olmak istemiyorsa kendilerinden olmaması gerektiğini anlatır. baba öğüdü önemlidir. önemli olmasa şimdi orada burada ahkam kesen onca insan kendinden aşağıdakilerden niye sanki nefret etmezse onlardan sanılacakmış gibi nefret etsin. hele ki bu aşağıdakiler bizzat babasının dahil olduklarıyken.

   yıllar sonra otoyolların içinde, sanki örümcek ağında ileri geri gider gibi beyaz ütülü gömlek ve şirket otomobiliyle seyahat ederken ya girilemeyecek kadar plastikdir kendin pişir kendin ye yerleri ya da sizin girecek vaktiniz yoktur hep bir nedenle. çocuk aslında allahı küçükken böyle duaları karşılıksız kaldığında yitirir. sadece bunu kabul etmek; tüm gökleri dolduran -almanya göklerini bile ollum- o koca sakallı dedenin olmadığını itiraf edecek cesarete sahip olmak için büyümeyi bekler.

Hiç yorum yok: