25 Eylül 2011 Pazar

Haraşo

Moskof kominislerinin türk toplum yapısına vaki taarruzunun sadece doksan sonrası ile sınırlı kalmadığının şifresidir haraşo. Malum meclis Ankara'da ilk açıldığında dış alemden pek kimse iplemez onu. Öyle olunca ihtilalciyi ihtilalci tanır hesabı bolşeviklerden ve ittihatçılardan sevdalımız olan afganlardan ibaret kalır kordiplomatik erkan. Hatta meclistekiler tek bağımsız islam devleti biziz diyince ulu orta yerlerde, afgan elçisi be pezevenkler o zaman biz neciyiz ki burada yanınızda duruyoruz der.

Bolşevik Rusya elçisi tek başına gelmez elbet Ankara'ya. Koskoca sefaret heyeti ile birlikte gelir. Katipler, çalışanlar, eşler ve çocuklar. Yine bolşevikler alışık olunmayan şekilde kadın çalışanlara da sahiptir ve alışık olduğu şekilde türklerin gözleri yuvalarından oynar rus hatunları görünce. Zaten çük kadar bir kasabadır Ankara ve kısa sürede her yerde bu ruslar ve onların maceraları terennüm edilmeye başlanır. İşte haraşo bunlardan en şuh olanın, en afetidevranın kod adıdır. Zira haraşo ruscada güzel anlamına gelirmiş.

Millet meclisi evet memleketi kurtarmakla meşguldür tarih kitaplarına göre ama bu fazla zamanını almamaktadır aslında. Öyle olunce gündelik şehir dedikoduları meclisin ana faaliyet mevzularından biri olur ve haraşo ile maceralarının hesabı hem de gizli oturumda Mustafa Kemal'den sorulur. Haraşo'dan geriye adına yakılmış, bolşeviklerin geleneksel toplum yapımıza koyduğu dinamiti kanıtlayan bir beste kalır:

Moskova'dan çıkınca
Ankara düştü sevince
Haraşosun, haraşo
Aman bolşevik kızı

2 yorum:

sarapdumanlari dedi ki...

Zamanında sözlükte "haraşolar" üzerine iki entri yazmıştım. Müsaden olursa buraya eklemek isterim.

Haraşo:

1. ekim devrimi sonrası istanbul'a akan, özellikle kadın rus göçmenler için kullanılan tabir. 1990'lar için nataşa ne ise o yıllar için de haraşo hemen hemen odur. zafer toprak'ın dediğine göre tombala oyunu (ruslar loto der) bu dönem bu ruslarla birlikte türk kültürüne giriş yapmış. kafe-barlarda rus kadınlar oynatırmış oyunu. (yalnız biz 80'lerin yılbaşı gecelerinde bu oyunu portakal, çerez eşliğinde oynarken atalarımız afyon ve kokaini tercih edermiş.) işgal yıllarının abaza istanbul'u haraşoların gelişiyle bayram ederken muhafazakar yüzü de her türlü derdi sıkıntıyı bu gariban göçmenlere yüklemiş. sayıları bir dönem 167 bine ulaşan bu insanlar toplumda ve basında da tartışmalara yol açmış. celal sahir "biraz empati yapalım. bu insanlar evlerinden barklarından olmuş. ayrıca istanbul'da kalıcı değiller. hazır onlar buradayken kültürlerinden yararlanalım. aralarında büyük müzisyenler, edebiyatçılar var. yapmayın, etmeyin" dediyse de misal darülfünun öğrencileri "musibet" olarak gördükleri "islam dışı" tombala oyunuyla mücadele için ahmet hamdi başar önderliğinde dernek kurmayı tercih etmişler. bu oyunu oynatan mekanları heparlı gençler misali basıp "uyarmışlar". camilerde tombalanın kötülükleri üzerine vaazlar verilir olmuş. en nihayetinde haraşoları ve tombalayı bu mekanlardan söküp atarak ülkenin ahlakını ve istikbalini kurtarmayı başarmışlar.

2. "birkaç yıl evvel hani istanbul’a bir haraşo dökümü olmuştu. rusya’dan, bolşeviklerden kaçan binlerce rus istanbul’a gelince, ortalığı bir haraşo bolluğudur tuttu. öyle endâmlı, dalyan gibi, ilik gibi, yumuşak kiraz dudaklı, süzük gözlü rus dilberleri aramızda salınmaya başlayınca, çoğumuz da şafak attı. çürük yürekler derhâl abayı yaktı. rus dilberleri kendi paralarını yedikten sonra bir müddet de burada peydahladıkları baygın aşıkları yiyip bitirdiler. sonrada işi büsbütün başka çığıra döktüler. böyle bir kişinin değil, birkaç yüz kişinin birden parasını çekmek için bir çok yerlerde “bar” denilen gece meyhaneleri açtılar. orada şampanya içenlere çıplak vücûdlarla hizmet ettiler ve biraz keyif olanların son meteliğine kadar sızdırdılar. sonra da yaz geldi, denize döküldüler, bilhâssa florya’da güzel soyunma ve soyulma yerleri açtılar ve kışın beyoğlu’nda haraşoların tadını alan millet yazın da florya’ya döküldü. fakat bu daha keyifli idi. pisi balığı yumuşak, etli, canlı, kızıl saçlı, ışıl bakışlı rus haraşolarının çırılçıplak kum üzerinde yatmaları çoklarını çıldırttı. hele o zamanlar “matuçka” isminde bir rus dilberi florya’da kaç genci lokomotif gibi ardına bağlı çekti. bu matuçka ile daha kışdan, beyoğlu’ndan tanışırdım. bu kıvrak çapkın, çok güzel rus kızına bir gün:

- yahu dedim, nedir bu milletin senin elinden çektiği? seni gören ağa düşmüş balık gibi gözlerinin önünden ayrılamıyor.
inci dişlerini gösteren ve bakanları yakıp kül eden o meşhûr tebessümü ile cevap verdi:
- ama fena mı, dedi. bakın benim yüzüme, benim nerem çirkin?
doğru söze akan sular durur:
-ah canımın içi, dedim. senin gözüne de yüzüne de, sözüne de kâinat kurban olsun. gel bakayım şöyle yanıma."

“ah matuçka.” karagöz, no. 1811 (25 temmuz 1925). aktaran fatma türe.

Adsız dedi ki...

gizli tutanaklara netten sağlıklı erişim yok yoksa o oturumu arattıracaktım :)sahaflarda buldum emme sadece 1920 cildine 50 tl istediler. özellikle denikin ordusu yenildikten sonra ingilizlerin ilk etapta istanbul'a getirdiği bu göçmenlere dair senden daha güzel yazılar bekliyorum ben. ne bileyim bunların moskva'da filan dernekleri filan vardır belki. ellerine sağlık.