5 Eylül 2011 Pazartesi

Azucena Villaflor

22.01.2011 22:16

   arjantinli bir anne. 1976 yılında oğlu karısı ile birlikte bir gece yarısı askerlerce götürülmüş. bunun üzerine bir anne olarak oğlunu aramaya başlamış. aylar geçmiş ama hiçbir bilgi edinememiş. onun yerine kendi gibi başka annelerin de olduğunu görmüş çocuklarını arayan. bunun üzerine diğer onüç anneyle birlikte buenos aires'in en merkezi meydanında yürümeyi önermiş. zira devlet başkanlığı sarayı bu meydandaymış. 30 nisan 1977'de meydana inmişler. yürümeye başlamışlar çünkü devir askeri darbe dönemi olduğu için durmak demek gösteri demekmiş ve yasakmış. böylece sonradan `madres de la plaza de mayo` adıyla tarihe geçecek anneler ilk kez görünmüşler meydanda. yaşlı başlı kadınları meydanda dört dönerken görenler onlara mayıs meydanı delileri demiş.

   10 aralık 1977'de, insan hakları gününda bir gazete çıkarmış kayıplara dair villaflor ve arkadaşları. aynı gece üniformalı birileri gelip alıp götürmüş onu usma'ya. usma -ordu mekanik okulu-, bizim ankaradaki yabancı diller okulu gibi darbecilerin işkence merkezi. oraya gitmek demek kaybolmak demekmiş ve o gece kaybolmuş azucena villaflor. neredeyse otuz yıl sonra, 2005'de arjantin adli tıp ekibi bulmuş ondan geriye kalanları yanında başka iki annenin kalanlaıyla birlikte`:12 anne kaybolmuş böyle`. otopsi raporunda yüksek bir yerden düz bir satıha hızla düşmüş denilmiş ki ben tercüme edeyim:

   azucena villaflor, yani 53 yaşındaki anne, sırf çocuğunu aradığı için önce usma'ya götürüldü. bir kaç gün işkence edildi. tırnakları söküldü, elektrik verildi ve tecavüze uğradı. tıpkı binlerce benzeri gibi. sonra işkenceciler ki, hepsi allah inancıyla donanmış vatansever katolik müminlerdi, hınçlarını aldıklarına karar verdiklerinde ilaç verilerek uyuşturuldu, bir uçağa bindirildi ve çırılçıplak soyuldu. soyuldu çünkü onu tanımlayacak bir iz kalmaması gerekiyordu. alfa noktasına gelindiğinde ise 5.000 metre yüksekten diri diri atlas okyanusa atıldı. trajik olan bunun şimdi uçaktan atılmasına neden olan oğlunun başına gelenin aynısı olması. yani anne oğlunun izini en azından ölüm yolunda bulmuş olmuş.

   kalıntıları plaza del mayo'ya gömülmüş.


   hani bugün cumartesi ya, mutki'de bulunan ceset sayısı yirmiyediye ulaşmış diye duyunca aklıma cumartesi anaları ve bu kadın geldi. gerçi bizim yüzdeyüz doğru bilimsel bilgilerimiz var. kürt anaları onlarca doğurduğu için çocuklarını sevmez, onlar için üzülmez. ama olur ya yarımkan kürt varsa aralarında`:ermeni kırması olduğundan yanlış olmasın`, kürtlüğe aykırı ama üzülen varsa yirmi yılı aşkın süredir ciğerlerini yakan ateş acı bir su ile söndü bugün.

   usma'yı, o meşhur okulu bir kere daha gördüm ben sonradan. `who am i` diye bir belgeselde. arjantin devlet başkanı `nestor kirchner` okulun işkence müzesi olarak açılışını yapıyordu ve o anneler `yetmez ama evet` diye bağırıyordu. yani bir slogan kendiliğinden kötü olmaz. iş ki bireysel yenilgilerimize, bıkkınlıklarımıza ve teslim oluşumuza entelektüel prezervatif yapmaya kalkmayalım. doğru yerde atılınca slogan, o arjantin diktasının lideri `jorge videla`'yı, 85 yaşında moruk olmasına bakılmadan ömür boyu hapis cezasını çekmeye cezaevine dek sürükleyebiliyor 12 aralık 2010'da görüldüğü üzere.

   latin amerikaya dair bir şey müziksiz anlatılmaz. bu şarkı da sosyalizm sadece şiddet bilir bik bik diye ötenlere. görüntülerdeki üniformalılar solcu değil. liberal serbest piyasa ekonomisini hakim kılmak için darbe yapan özgürlükçü askerler onlar.


Hiç yorum yok: