10 Eylül 2011 Cumartesi

Asker Yüklü Trenler Boş Raylarda İlerler

Meşhur hikayedir: Cemal Paşa, Arabistan padişahı atanıp Mısır'ı fethe gönderilir. Cepheye doğru giderken İskenderun yakınlarında tren yolu bittiğinde diğer hatta ulaşmak için yayan ilerlemeye başlar maiyetiyle. Çamurlu bir araziye geldiklerinde koskoca kumandan çamura batmasın diye bir mehmetçik sırtında taşır onu. Bir asker sırtında giderken müstakbel fatih, ulan biz buraların bu kadar yolsuz izsiz olduğunu nasıl görememişiz, niye buralara yol yapamamışız diye hayıflanır iç sesiyle. Zaten İttihatçılık biraz da kendi memleketine dair zırnık bilgisi olmayan rumelili komitacıların çini-maçini fethetme hülyasıdır.


Aslında Berlin-Bağdat demiryolu diye bir proje vardır var olmasına ama savaş başladığında henüz inşa halindedir. Hatta çoğu yerde inşaat bile başlamamıştır. Savaş nedeniyle bu projeye hız verilir. Tarihimizin always karanlık bölümlerinden biri de bu hattın inşası ve İşçi Taburları meselesidir gerçi. Sakıncalı gayrimüslimlerden teşkil edilen işçi taburlarınca inşa edilir bu hat ve kuş uçmaz kervan geçmez yerlerde binlercesi ölür bu hat için. Ancak ermeni soykırımı meselesiyle uğraşanlar dahil hiç kimse bu işçi taburları meselesini hakkıyla kavrayamadı henüz. Ne tam olarak sayılarını biliyoruz, ne de tam olarak kaç kişinin öldüğünü. Bildiğimiz alaman müyendizlerinin emrinde, ordumuzun denetiminde ve ordumuzun şerefli bir mensubu olarak ölesiye zorla çalıştırıldıkları, öldükleri, öldürüldükleri bu işte.

Neyse savaşın sonuna gelindiğinde bu hattın da Resulayn'a kadar olan kısmı filan inşa edilmiştir artık. Ancak 1918 Eylül'ünde başlayan türk bozgunu ve geri çekilmede haliyle kurşun adres sormaz, mondros günü hattın bir kısmı ardımızda bir kısmı ilerimizde kalır. Daha sonra fransızlarla Suriye sınırı belirlenirken de bu pozisyon korunur. O sırada haritanın yırtıldığı yere başka bir demiryolu yoktur. Yani eğer Suriye veya Irak sınırına doğru gitmek istiyorsanız, çok sayıda insanı birden nakledeceksiniz el mecbur arada fransız hakimiyetindeki bölgeden geçmek zorundasınızdır.

Doğru düzgün karayolunun veya o karayolunda insan sevkiyatını yapabileceğiniz motorlu taşıtların yokluğunda bu demiryolu stratejik önemdedir ki 1925 Şubat'ında Şeyh Sait Ayaklanması başladığında Türkiye Cumhuriyeti de tam da böyle bir stratejik yardıma muhtaçtır. Ayaklanmayı bastırmak için birliklerini sevkedebileceği en elverişli yöntem demiryoludur. Hemen fransızlarla temas kurulur ve onların izin vermesiyle türk ordusu bu demiryolu boyunca isyan bölgesine sevkedilir. Kuzeyden bölgeye intikal etse pek çok pusuda yıpranacak birlikler güneyden hiçbir saldırıya uğramadan kayıpsız ve hızlıca bölgeye hareket eder.

Ve yazılan kitaplarda Şeyh Sait ile beraber isyan eden kürtler ingilizlerden yardım almakla, dış düşmanla işbirliği yapmakla suçlanırken hiç bir kitapta bizim hükümetimiz fransızlardan yardım almakla, yabancı hükümetle işbirliği yapmakla suçlanmaz. Kanıtsız bir neden-sonuç ilişkisinden hareketle onları suçlamakta beis görmeyiz, bizim kanıtlı işbirliğimizi de görmediğimiz gibi.

İsyancıların savaştıkları tarafa karşı dış destek almalarını ihanetle eşdeğer görürken kendisinin aynı şekilde dış destek almasını eşyanın tabiatı gereği gören devletin tüm hukuku kendi tarafına doğru bükmesindeki inandırma mucizesi muhteşem bir şey. İsyancı sürekli dış mihraklarla işbirliği yapmadığını kanıtlama derdindeyken egemen bunu kendi iktidar hakkının doğal bir bileşeni olarak görür ve bahse değer bile bulmaz.

Bu kadar keçiboynuzu aynı mesel günümüzde de tekrarlanmasa belki yazmaya değer olmazdı. Ama bugün yine bir isyan var devletimize karşı ve yine isyancılar dış mihraklarla işbirliği yapmakla suçlanıyor. Bu sefer de isyancı kürtler İsrail ile işbirliği yapmakla suçlanıyor. Sadece suçlanmıyorlar aynı zamanda bu kanıtlanmış bir suç çoğu insanın gözünde. Hiç şüphemiz yok ki onlar hain İsrail'den yardım alıyorlar ve bu suçlarının katlayan bir ihanet. Peki tam olarak suçları ne? Bize karşı mücadelelerinde İsrail'den askeri yardım almak galiba. Hep aynı şeyle itham olunuyorlar çünkü. Yani bizle savaşmaları tamam kötü bir şey ama üstüne İsrail'den askeri yardım alıyorlarsa bu onları aynı zamanda dabıl hain filan gibi bişi yapıyor.

Gerçekle kısmen oynanması halinde yalanı izole etmek daha kolaydır sanki. Zaten tümörlü hücre gibi sırıtırlar gerçeğin içinde ve hemencecik ayıklanabilirler. Ama gerçek tamamen dönüştürüldüyse işte o zaman işler zorlaşıyor. Zira sağlıklı hücre ile tümörlü hücreyi ayrıştıracak bir referansımız kalmıyor.

O yüzdendir ki Türkiye Cumhuriyeti avrupa ülkelerinden savaşını sürdürmek için mühimmat bulamadığında bunu sağlayabildiği demokrasiyi önemsemez ülkelerden biri İsrail'ken, o kamplara bombalar yağdıran uçaklarınızı modernize ettirdiğiniz ülke İsrail'ken ve gerçek sanki İsrail sizin bu savaşta yar ve yardımcınız değilmişe büküldüğünde nerden başlayıp neyi izah edeceğinizi bilemiyorsunuz.

Heronlar sadece ve sadece isyancıları yenmek için alındı. Pek kimse farkında değil ama oldukça da etkili oldular. Heronların yaklaştığını anladığınız anda mağaralara saklanmak zorundasınız. Yani hareket üstünlüğünüzün ciddi bir kısmını yitiriyorsunuz. Bu bir savaşta az buz destek mi? Size bu aletleri sağlayan devlet sizin tarafınızda demek değil midir? Amma hal böyleyken telefunken oluyor yine. İsrail'den silah aldığı kabak gibi ortada olan bir devlet, bu silah ortaklığı üzerinden isyancılara karşı dış mihraklardan yardım almış, onlarla işbirliği yapmış olmuyor da isyancılar kanıtlanmış hiçbir somut delil olmadan işbirliği yapan hain oluyor. Kaldı ki alsa bile benden farklı ne yapmış olacak?

Ben İsrail'den bu savaşta lazım olan her türlü maddi desteği alıyorum ve hâlâ pirüpak kalıyorum, İsrail düşmanı(?) kalıyorum ama isyancı aynı şeyin sadece lafını ettiğinde hain oluyor. Öyle basit ki mekanizma hem şaşırıyor hem de hayran kalıyorsunuz. Benim bana dayalı meşruiyetim beni peygamberin günah masuniyetine benzer bir muafiyetle donatırken karşımdakini aynı suçla itham etmeme de izin veriyor.

Başbakan heronlarımız nerde lan diye hesap sorduğu konuşmasında hemen bir dakika sonra aynı heronları istediği ülke ile işbirliği yapmakla suçlayabiliyor karşıdakileri ve dinleyen herkes de kafasını sallıyor; evet evet israil'le işbirliği yapıyorlar, ondan yardım alıyorlar, hain bunlar yeni mi duyuyorsunuz sanki.

Dağlara aslanlar gibi roket yağdıran cobralarımızda sembolleşmiş abd desteğini görmezden gelip bir sikoskyden atılan yiyecek paketi üzerinden abd'yi pkk destekçisi olmakla suçlamak kadar basitse gerçek zaten fazla da düşünmeye gerek yok. Biz kimi PKK'ya destek vermekle suçluyorsak, bu savaşta en büyük müttefikimiz bizim. Ama işte işin sırrı burada. Onları tam tersi davranmakla suçlayıp yalnız ve güzel ülkemi devam ettirebilmekte. Dünyanın kendi kendine yeten 7 ülkesinden biri saçmalığını politik bağlamda devam ettirebilmekte. Asker yüklü trenler boş raylarda ilerliyor ve biz hem o raylarda gidip hem de o rayların sahibini düşmanla işbirliği yapmakla suçluyoruz. Bu durumda mantıksal olarak bizimle işbirliği yaptığına göre düşmanımız da kendimiz oluyoruz ama siktiret. 

3 yorum:

Adsız dedi ki...

İsyancıyla devleti bir tuttuğunuzda böyle sakat çıkarımlar yapmanız da mümkün tabii. İki devlet arasındaki savaşta bile kimin kimden silah aldığı önemlidir; savaşa taraf tutmayan bir devletin 2 tarafa da silah satması garipsenmez ancak savaşta taraf tutup karşı tarafa da silah satarsanız suçlanırsınız. ABD, İran'a karşı Irak'ı desteklerken İran'a silah satarsa olmaz.
Yapsa bile el altından, gizli yapmak durumunda kalır.

PKK'yı İsrail ile işbirliği yapmakla suçlarken amaç PKK destekçisi ama İsrail karşıtı olan insanları örgütten soğutmaktır. Yoksa PKK zaten sana isyan etmiş, saldırıyor.

Bir diğer amaç da İsrail'i, dünya tarafından terörist kabul edilen bir örgüte yardım etmekle suçlamak. Yoksa dediğiniz gibi PKK'nın ahlaki olmamakla suçlamak değil.

Yazıda geçen Bağdat tren yolu ile ilgili bilgiler ise çok cool story bro

Adsız dedi ki...

Kissinger gibi yorum yapmışsınız. Umarım makam veya mevkiniz bunu doğrulayacak bir yerdir çünkü aksi takdirde devlet sizi kelle olarak sayarken siz devleti tanrı sayıyorsunuz demektir. Oysa ben yazıyı bir maraba gibi yazdım o yüzden böyle dolambaçlı diplomatik ıvır zıvırla ilgilenmiyorum. Cobralar kimin malı, heronlar kimin malı ve kimin safında savaşıyor diye bakarım.
Teşekkürler fikirleriniz için.

sd dedi ki...

İlk yorumu yapan arkadaş açıkyüreklice yazmış mekanizmayı.Birine beslenen nefreti öbürüne de yamayabilirsen işin epey kolaylaşıyor. Daha az glikoz yaktırarak daha çok nefret üretebiliyorsun. Verim artıyor. Tanrı-kelle tipi sistemler için bulunmaz nimet.