31 Ağustos 2011 Çarşamba

Mister No

18.05.2010 00:09

  11 eylül 2001 saldırısı ile ilgili muhteşem bir leman kapağı vardır. ikiz kuleler çökerken; batman, süperman, spiderman velhasıl tüm insanüstü güç sahibi uydurmasyon amerikan kahra-man-ları arkalarına bile bakmadan kaçarlar çöken binalardan. gerçek anında hiçbirinin gücü bir işe yaramaz, uydurma kahraman maskeleri düşer, sivil kimlikleri meydana çıkar. işte mister no, kule çökerken kaçan değil gönüllü olarak yardıma koşan tek kimlikli süperolmayanman'dır.



   sadece mister no okurken bir anda, amazon'un ortasında, maccarty'nin cadı avının kurbanı yitik bir solcu senaryo yazarı ile karşılaşırsınız. yine sadece bu çizgiromanda bir beyaz kahraman evirip çevirmeden kenya'da ingiliz sömürgecilere karşı mau mau gerillalarını destekler. mister no gerçekte varolmamış ve varolmayacak, burjuva yasallığına zarar verdiği için kötü olan doktor noların hayali üslerini havaya uçuran bir uyutucu değil, kapitalist bir devin amazon'u kirleten kimya fabrikasını havaya uçurandır.

   tay yayınlarının 1976 yılındaki ilk sayısının kapak içi tanıtım yazısı ona dair çok şeyi anlatır zaten. "gerçek anlamda bir kahraman mı ?.. belki. daha doğrusu, alışılagelmiş kahraman çizgisinin dışında biri mister no. kusursuz değil; olağanüstü, süper bir kahraman da değil.  okuyucuya daha yakın... bizden biri. ancak maceraları olağanüstü güzellikte..."

   mister no`:mistır no değil`, içinden şarkı geçen günah tramvayıdır `manaus`'tan dünyanın dört bir yanına sefere çıkan. ansızın muhteşem bir country şarkısı çalmaya başlar sayfalarında canına yandığım. alkole ve günaha batmış mister no tüm kusursuzlara sorar :

   the angel of death will come from the sky`azrail gökten inecek`
   and claim your poor soul when the time comes to die `ve ölüm zamanı geldiğinde sefil ruhunu teslim alacak`
   when the angel of death comes down after you`azrail sana geldiğinde`
   can you smile and say that you have been true`ona gülümseyip günahsız olduğunu söyleyebilecek misin`





Tay Yayınları

05.05.2010 11:56

  `kızılmaske`, `jeriko`, `zagor`, `tommiks`, `teksas`, `mandrake`, `ken parker`(alaska), `mister no`, `atlantis`, `yüzbaşı volkan`(kısmen), `tom braks`, `judas`... eski zamanlarda, kendi kendine yeten büyük ülke türkiye masalında mahpus hayatı yaşayan çocukların en sevdiği gardiyanlardan biriydi. yayınladığı binbir çeşit çizgi roman ile bize o alemden bu aleme geçici ışınlanma imkanı sağlardı. bu geçici kaçışlar dışında yayınladığı kitaplar ayrıca kapalıdevre çocuk ekonomisinin temel metalarındandı.

   çocuk işi piyangolarda kitapları müşteriye gel gel yapmanızı sağlayan değerli mallardandı. yani organize ettiğiniz çekilişi, yer alan bir sürü değersiz ıvır zıvırı tay yayınları çizgi romanları ile süsleyerek para harcanabilir hale getirirdiniz. onun haricinde esas önemi sadece tay yayınları üzerine dizayn edilmiş ilkel bir kumardan gelirdi. tay yayınları çizgi romanlarının kapakları kalın, parlak, kaygan kapaklardı. bu kayganlık bozuk paramızla oynadığımız bir tür çocuk kumarına yarardı. kitabı yere yatay olarak koyup, belirlenmiş bir mesafeden bozuk para atmak. eğer bozuk para tay yayınları kitabının üstünde kalırsa kitap parayı atanın olurdu. öbür türlü kitap sahibinin cebine girerdi.

   başabaş noktası atılan bozuklukların kitap maliyetine eşitlenme noktası olduğu için havada yükselen her bozuk parada yürek pırpır ederdi. kural bu olunca kâr için legal hileler de kendiliğinden oluşmuştu. en bilineni rakip görmezken kitabın kapağını nuri leflef cilası ile daha da kayganlaştırmak ve bir parça kadife ile bu cilayı yedirmekti. kitabı hafifçe ortadan kıvırıp kapağa düşen paranın aşağıya doğru düşmesini sağlayacak sun'i bir eğim yaratmak da bir başka yöntemdi. bir süre kumarda kullanıldıktan sonra zagorların, kızılmaskelerin, atlantislerin kapağında cila ve bükmeye bağlı yarıklar oluşmaya başlar ve oyundışı kalırlardı.


AKP'nin 31 Mart İrtica Vakası

14.05.2010 09:06

   `17 mayıs 2006 danıştay'a yapılan saldırı`, özkök'ün türkiye'nin 11 eylül saldırısı takdimini, ki ulus bombalamasında da aynı kalıbı kullanmaya çalışmıştı, boşa çıkarıp hızla akpistlerin `31 mart vakası` kozuna dönüşüyor. hani 31 mart vakasının önemi isyanın kendisinden çok, sonraki neredeyse 100 yıl boyunca bu kalıbın kullanımından geliyor ya, hani önce itc ardından cumhuriyet yönetimleri ölmez bir sembol olarak bu vaka üzerinden meşruiyet bina ettiler ya, her türlü muhalefet girişiminde muhalifleri 31ci mürteci olmakla itham edip ezdiler ya, hah şimdi de aynı edebiyat başbakanın ve yeni düzenin ideologlarının ağzına sakız oldu.

   tıpkı 31 mart vakasının ardında tüm muhalifler var deyüp hepsini otuzbirci mürteci mastürbatörü olmakla suçlayan itc liderleri gibi -başta başbakan- akpist liderler de kürsüye çıkıyor ve aynı ithamı yöneltiyor. danıştay saldırısı ile konuya giriş yapıyorlar. bu saldırı ile ulusalcıları, ulusalcılar ile chp'yi bağlı kılıyorlar. sonra tırt veya zırt yasasına muhalefet ettikleri için mhp'yi, bdp'yi kendileri dışında kim varsa hepsini chp ile bağlı sayıp döngüyü tamamlıyorlar. böylece tüm muhalefet danıştay saldırısını planlayan ve yapanlarla aynı safta buluşmuş oluyor. kendileri dışında herkes eski kötü günlere dönülmesini arzulayan mürteciler oluyor.

Belgelerin Diliyle Osmanlı Hoşgörüsü

16.05.2010 18:23

  `takvim-i vekayi` numara 3594, sayfa 193`

   tarih 25 haziran 1919
   savaş dönemi ittihat ve terakki kabinesinden bazı bakanların yargılandığı dava :

   mahkeme reisi ferik mustafa nazım paşa : (savcı yardımcısına hitaben) mazeret-i meşruanızı (geçerli olan özrünüzü) isbat etmeksizin huzur-u mahkemede alenen nakz-ı sıyam ettiğiniz (orucunuzu bozduğunuz) içün sizi tevbih ediyorum (disiplin cezası veriyorum).

   savcı yardımcısı reşad bey : nakz-ı sıyam etmedim (orucumu bozmadım), dudaklarımı ıslatdım.

    ccc osmanlı hoşgörülüydü ccc

Çizgi Diyarı

16.05.2010 18:38

  bu site yaşı kemale ermiş çizgi roman meraklıları için. annenin sobada yaktığı, taşınırken kaybolmuş veya babanın ders çalışmak yerine okunmasına kızıp yırttığı kitapların geri dönüşüm kutusu. siteye dalmak çocukluğunuzda kaybettiğiniz define sandığını bulmak gibi bir şey.


İhsan Süreyya Sırma

16.05.2010 19:35

   islamcıların kendilerinden olan insanların kıymetini ölesiye nefret ettikleri kemalist devletin verdiği profesör titriyle ölçerek çelişkinin dibine vurduğu dönemlerde, ünvanı sayesinde camianın önem verilen figürlerindendi profesör sırma hoca. o dönem islamcılar için camia, sadece kendilerinin izlediği uyduruk bir tv kanalı gibi olduğundan, herhangi bir yalanlanma korkusu olmadan gayduru gubbak cemile hesabı çok möhüm tarihi sırlar ifşa edilirdi en kaynaksızından. sivri dili ile yazdığı türkiye kasıtlı `pakia mektupları` hicvi epey satmıştı. sonra 28 şubat geldi, islamcılar çok kanallı tv devrimini yaptılar ve pek çok benzeri gibi o da kayboldu gitti. en son yurtdışındaki uyduruk üniversitelerden birinde çalışıyordu. aklıma gelmişken, hocam pakia'da ak devrim oldu ama pakia hala pakia ne iş.

Tarık Buğra

17.05.2010 21:35

   yirmili yaşlarda bir yazısını okumuştum. yirmili yaşlarında yaşlılık sınırını kırk yaş olarak belirlemiş ve kırka gelince intihar etmeye karar vermiş. yıllar geçip yaşı kırka yaklaştıkça yaşlılık sınırını usul usul ileriye ittiğini farkettiğini yazmıştı. yazıyı okuduğumda hemen hemen aynı şeyleri düşünen yirmili bir gençken şimdi yaş kırka yaklaştıkça benim de aynı sınırı usul usul ileriye ittiğimi farkediyor ve her seferinde anıyorum kendisini. şekil 1a da izah edilen intihar fikrinden de görüleceği üzere klasik bir sağcı değildi. öldüğünde yeğeni `yalçın doğan` belki bunu vurgulamak belki de geçmiş bir acısı nedeniyle kumara olan tutkusunu yazmıştı.

   biraz `küçük ağa` romanının `çolak salih`'ine benziyordu. ama o savaşçı değildi. ne cephede savaşırken bir kolunu yitirmişti ne de kalan kolunu alıştırıp yeniden savaşa girmişti. tüm ömrü kemalist niko'nun meyhanesinde demlenmeyle geçmiş, nikoya söylenen, romandaki eylemleri yaptığını yalnızca hayal eden bir çolak salih gibiydi.

Abdul Aziz İbn Abdul Rahman İbn Faisal Al Suud

18.05.2010 16:32

   suudi arabistan'ın kurucu kralı. sevmeyiz etmeyiz ama neredeyse bin yıl sonra çölü birleştiren ilk hükümdardır. ilk başarısı osmanlı ile müttefik olan ezeli aile düşmanı raşidilerin hesabını görmektir. suud, ingiliz danışmanlığında raşidileri yenip 1921'de necd bölgesini ele geçirdikten sonra 1926'da hicaz ve asir'i ele geçirerek necd'in emiri ve hicaz'ın kralı oldu. kral ünvanını benimseyen ilk arap monark diye biliyorum. tutucu olmasına rağmen, istanbul'da dedelerinin kellelerinin uçurulmasına neden olan vehhabiliği haleflerine göre traşlı idi. öyle ki mekke ve medine'yi şerif hüseyin'den aldığında, peygamberin mezarı hariç her yeri yıkan dedelerinin tersine çok fazla yeri yakıp yıkmadığı kayıtlıdır.

   suud, eğer ikinci dünya savaşının hemen öncesinde ülkesinde petrol bulunmasa idi, karılarının ve çocuklarının sayısını kendi dahil kimsenin bilmediği, hacıların bıraktığı dövizle geçinen bir çöl emiri olarak kalacaktı. ancak petrol kendisinin ve ülkesinin kaderini değiştirdi. 1945'de süveyş kanalında roosevelt ile meşhur görüşmesinde koruma karşılığı petrolün `aramco` tarafından çıkarılmasına dayalı anlaşmayı yaptı. böylece saudi america doğmuş oldu. bu yobaz emir 1953'de gerçekleşen ölümüne dek, çıkan petrolle zenginleşen tutucu vehhabi emirliğinin ahlaki yozlaşma ile bozuluşunu seyretmek zorunda kaldı. parayı görünce kral suud'a rağmen `anlaşıldı vehhabinin kerrakesi`.

   suudi arabistan teşkilat-ı esasi'ne göre hükümdar, ibn suud'un oğlu veya torunu olmak zorundadır. oğullarının sayısını kimse bilmediğine göre daha yüzyıl yetecek hükümdar stoku mevcuttur.


Şenol Güneş

18.05.2010 16:36

   sadece güneş kısmını değil şenol kısmını da bilen kuşaktanım. trabzonspor'un efsane kadrosunun son temsilcisi olduğu zamanlardan. hafızam beni yanıltmıyorsa futbolu bıraktığı sezondu. inönü'de beşiktaş maçında takımı 2-0 yenikken şenol sakatlandı ve yerde kaldı. beşiktaş hiçbir şey olmamış gibi oyuna devam etti. kesilen ortayı biri boş kaleye yuvarladı maç 3-0 oldu. o yerde yatar, top kalesine girerken adeta ringde ölen bir boksör gibi gelmişti bana ve çok üzülmüştüm. mahalle maçında kaleye geçtiğinde kendine şenol diyen bir kuşağın mensubu olarak bitişini görmek koymuştu.

   futboldan anlamam ama linçten iyi anlarım. 2002'de artık şenol değil şenol güneş olduğu zamanlarda elbirliği ile tüm ülke adamı linç ettik. can bartu hacı amca ceketine takmıştı, hıncal uluç ve hempaları utanmazca saldırıyordu. ayarmatör biri olsa ekmeğini leşçilikten çıkaran akbaba sürüsünü darmadağın edebilirdi ama değildi. aslında bir defa söyledi. o kişilerin bizi kırk yıldır `19 şubat 1956 türkiye macaristan maçı` ile, hani harlem globetrotters sirk maçına benzer gösteri maçı ile, berlin panteri masalları ile uyutanlarla aynı kişiler olduğunu söyledi. yani futbol ulemasının kendince haklı nedenleri vardı. ama biz fena gaza geldik. hiç unutmuyorum. seksenlerde milli takımın bir maçında tuncay orta sahadan topa vurduğunda spiker sanki gollük bir vuruş yapmış gibi sevinmişti. işte o maçları seyrederek büyüyenler olarak bir anda götümüz fezaya vurdu. hıncal uluç bu takım kendi kendine final oynar diyordu, biz `beyler adam haklı` diyip şenol güneş'e sövüyorduk.

   2006'dan sonra 2010 dünya kupasında da en büyük şampiyonluk adaylarından biri olduğumuz için şenol güneş'in ne kadar başarısız olduğunu bir ay sonra yine anımsayacağız. 2000 yılında uefa kupası kazanıldığında terim bunun ne kadar büyük bir başarı olduğu daha sonra anlaşılacak demişti. yıllar geçip çeyrek finalden öteye geçilmedikçe ne demek istediğini daha iyi anladım. şimdi sekiz yıl geçtikten şenol güneş'in de nasıl bir başarıya imza attığını daha iyi anlıyoruz demek isterdim. ama onu dersek yaptığımız toplu linci hatırlamak zorunda kalacağız. o yüzden sükutla geçiştirip hacı amca ceketine sallamaya, hıncal uluçlaşmaya devam edeceğiz, etmek zorundayız.


Karamanoğlu Sosyalist Halk Cumhuriyeti

19.05.2010 00:08

   kara kuvvetleri komutanlığı tarafından 12 eylülden sonra yayınlanmış 1 nolu yayın olan `türkiye'de yıkıcı ve bölücü akımlar` adlı ultra bilimsel kitaba göre moskof yanlısı hain tkp tarafından ülkemiz parçalandığında kurulacak devletlerden biri. adet olduğu üzere komünistler doğu anadoluyu ermenilere, g.doğu anadoluyu kürdistana, çukurovayı araplara verirken karadeniz'de karadeniz sosyalist halk cumhuriyeti, ege'de ege sosyalist halk cumhuriyeti kurmuşlar. ama iç anadoluya iç anadolu sosyalist halk cumhuriyeti adını layık görmemiş karamanoğlu sosyalist halk cumhuriyeti kurulmasına karar vermişler.

   hem ankara hem konya cumhuriyete ait ama başkent neresi belirtilmemiş. `karamanoğlu mehmet bey` ise politbüro başkanlığına atanmıştır diye tahmin ediyorum.

Türkiye'de Yıkıcı ve Bölücü Akımlar

19.05.2010 00:08

   12 mart sonrası yayınlanan meşhur beyaz kitabın 12 eylül versiyonu. tahminen 1981'de kara kuvvetleri tarafından hizmete özel gizlilikle yayınlanmış ve bu sefer teorik çalışılmış. bir alaman yahudisi olduğu özellikle belirtilmiş marks'ın diyalektik materyalizminin mikro organizmalar yoluyla çürütülüşünde başlayan gülmem `karamanoğlu sosyalist halk cumhuriyeti` haritasını gördüğümde engellenemez kahkaha tufanlarına dönüştü.

Trablusgarp Savaşı

19.05.2010 12:21

   hızır gibi yetişen savaştır. ittihat ve terakki cemiyeti, cemiyet içinde doğan anlaşmazlıklar sonucu selanik kolu ve istanbul kolu diye  ikiye bölünmek üzereyken kopan trablusgarp savaşı ile kavgalar başka bahara ertelenmiştir. zira cemiyetin desteklediği ibrahim hakkı paşa kabinesi, eylül 1911'de savaş nedeniyle mecliste düşürülmüş, itc temmuz 1912'de iktidarı tümden yitireceği bir siyasi mücadeleye tek cephe girmek arzusuyla ihtilafları bir kenara bırakmıştır. akabinde bu savaşın bitiminde başlayan balkan savaşı ile selanik merkezi fiilen ortadan kalkıp tek merkez istanbul kalınca bölünme gereksizleşmiştir.

  cemiyetin temel vurucu gücü olan küçük subayların gönüllü olarak savaşa iştiraki iki farklı sonuca yol açmıştır. ilk sonuç; 1912 haziranında halaskar-ı zabitan üyesi muhalif subaylar makedonya dağlarına çıkıp istanbul'a 1908 temmuzunun aynısı ültimatomlarını verdiklerinde, cemiyeti darbeden koruyabilecek kadroların çok uzakta olmasıdır. bu güvensizlik itc'nin uslu bir çocuk gibi iktidarı hemen terkedişinde etkili olmuştur. ikinci sonuç ise; ordunun zelil ve rezil olduğu balkan savaşı, sonradan büyük savaşta ordunun kilit kadrolarını oluşturacak pek çok subay henüz trablusgarp'tan dönüş yolundayken başladığı için, onların bu bozgundan uzak kalmış olmalarıdır.

   not düşülmesi genelde unutulan husus mustafa kemal'in trablusgarp'a ilk defa bu savaş için gitmediğidir. savaştan çok daha önce, 1909'da ittihat ve terakki'nin komiseri olarak yerel halka yeni yönetimi benimsetmek ve otorite sergilemek görevi ile bölgeye gitmişliği vardır. bu ziyareti esnasında kurduğu ilişkiler savaş esnasında bölgeye gittiğinde kendisine epey yardımcı olmuştur.

Musa Kazım Efendi

19.05.2010 14:32

   son dönem osmanlı şeyhülislamlarından. meşrutiyete destek vermiş, ittihat ve terakki ilmiye kolunda yöneticilik yapmış. bu bapta ilki 1910, ikincisi 1916 yılında olmak üzere iki kez kabinede şeyhülislamlık makamına getirilmiş. 1919'da ittihat ve terakki bakanlarının yargılandığı davada hasta haline rağmen onbeş yıl kürek cezasına çarptırılmıştır ki, bunun nedeni yüksek ihtimal sürekli iddia edilen masonluğu ve mehmet akif'ten cemaleddin afgan'a pek çok kişi gibi islamın yüzlerce yıllık köhne zincirlerinin kırılması için uğraşmasına eskinin temsilcilerinin tepkisidir. ilginçtir mason diye bok atılan bu insan, simavna kadısı `şeyh bedreddin`'in `varidat` adlı eserini tarihin tozlu raflarından indirip türkçeye çeviren insandır.

   hakkında yazılmış `şair eşref`'in bir hiciv şaheseri olan dörtlüğünü bilimsel bilgi sanan dangalaklar, nette görülebileceği üzere hala mevcuttur.

   avdetiler ile hükümetimiz,
   benzedi devlet-i yehuda'ya,
   bab-ı fetvayı da çıfıtlık edip
   verdiler en-nihaye musa'ya

Balkanlar

19.05.2010 17:31

   avrupa birliği yıllardır tüm gücüyle bu adı `southeastern europe` olarak değiştirmeye çabalıyor. cunta generalleri gibi emirle coğrafyaya müdahele etmeye uğraşıyorlar. tüm resmi dökümanlarda veya desteklenen projelerde böyle hitap ediyor, ettiriyorlar. zira böylece bölgenin makus talihinin değişeceğine, daha avrupai ve barışçı olacağına dair bir çeşit batıl inançları var. ama tüm nette görüntülenebilen ve kendi dillerinde yazılmış binlerce kitabın adında geçen balkanı nasıl silecekler bilmiyorum.

Boutros Boutros-Ghali

19.05.2010 19:44

   israille barış sürecinde etrafındakiler korkup -ki sedat'ın sonuna bakılırsa haklılarmış- enver sedat'ı terkedince onun adam yokluğundan mısır dışişleri bakanı yaptığı kişi.

Charles Bronson

20.05.2010 09:42

   seksenler türk video piyasasına verdiği destek unutulmaz. yasaların tanıdığı özgürlükleri kötüye kullanan hippy kılıklı pezemenk serserileri tepeleyişleriyle clint the `dirty harry` ve o ayrı filmlerde ortak ikili gibiydiler. çocuk halimle o serserilerin ağızlarına soktuğu tabancayı patlatıp adalet ve düzeni getirişini, ailesinin intikamını alışını seyretmeye bayılırdım. sonra büyüyünce ikisinin de vietnam sonrası sola çeken ve bozulan amerikan ahlak yapısını tamir etme amaçlı rövanşist reagan sağcılığının propagandistleri olduğunu farkettim, `piedra ırmağının kıyısında oturdum ağladım`.

Abbas Hilmi Paşa

20.05.2010 10:22

  `mısır` ülkesinin ya havasında ya suyunda bir terslik var. serüvenci, bir şekilde kılıçla ülkeyi fetheder. ancak soyundan gelenler ya ptolemeus'unkiler gibi ana-bacı ile sevişen ensest düşkünlerine ya da kavalalı mehmet ali amcanınkiler gibi dedelerinin cevvalliğinden nasiplenmemiş mülayimlere dönüşür. abbas hilmi aka bombacı mülayim son hidiv, yani osmanlıya bağlı son mısır genel valisidir.

   tarih kitaplarımız kendisinin osmanlı yanlısı olmasını, bu yüzden aralık 1914'de savaş ilan edildiğinde ingilizler tarafından valilikten azledilip amcasının kral ünvanıyla mısır'ın başına atanmasını yazmayı severler. ama kendisinin iş bankasının finansörlerinden birisi olduğunu yazmayı unuturlar. mustafa kemal atatürk iş bankasını kurarken gereken sermayeyi hindistan hilafet komitesinin gönderdiği meşhur yardım ve abbas hilmi amcanın türkiye vatandaşlığına girebilmek için ödediği bedelle karşılamıştır. türk yanlısı olduğu için tahtını kaybeden bir adamdan vatandaşlık ayakbastı parası istenmesinin nedenini gazi paşa bilir. ama sadece ayakbastı parası ile bir banka kurulabildiğine göre mehmet ali ve mahdumlarının mısır'dan süzdükleri serveti var sen hesapla.

Kapitülasyon

20.05.2010 13:05

   bu topraklarda ilk kez görülmesi murad veya bir başka padişaha değil bizans zamanına dayanır. imparator `aleksios komnenos`'un venedik şehir devletine yardım karşılığı tanıdığı imtiyazlar, zaman geçtikçe diğer tüccar devletlere de tanınmış ve yaklaşık yüz-yüzelli yıl sonra tüm bizans ticaretinin bu devletlerin eline geçmesiyle sonuçlanmış. osmanlı bizansın yaptığı anlaşmaları ve en sonunda kaderini tevarüs etmiştir. yani venedik veya ceneviz padişahın huzuruna çıktığında bizansla yaptığı anlaşmanın bir benzerini talep etmiş. mülk gaza ve ganaim üzerine kurulunca herhal ticaret pek umursanmamış.

   elimde internetten indirilmiş 1881 yılı basımı bir kitap var. abd kahire ticaret ataşesinin yazdığı kitabın adı "`1150 yılından bu yana` osmanlı imparatorluğu kapitülasyonları". yazar başlangıç tarihi olarak bizanslıların latin aşığı dedikleri imparator manuel komnenos'un verdiği imtiyazların tarihini almış ama geçmişten bu tarafa kesintisiz devamı göstermeye yeterli. bu kitaba göre 1880 yılı itibariyle osmanlının domaldığı ülkelerin listesi ise şu;

   italyan cumhuriyetleri (`venedik` ve `ceneviz` bitse bile o ülkeleri ele geçirenlerin haklarının devam ettiği unutulmasın)
`fransa`
`ingiltere`
`hollanda`
`avusturya`
`rusya`
`isveç` (norveç o sırada isveç'e bağlı olduğu için yok)
`danimarka`
`prusya`
`almanya`
`ispanya`
`sardinya` (italya krallığına dönüşse bile henüz anlaşma yeni adla düzeltilmemiş)
`abd`
`belçika`
`hansa birliği` (hamburg'un plakasının başında bir h daha olmasının nedeni)
`portekiz`
`yunanistan`
`brezilya`
`bavyera`

  isviçre hariç o sırada mevcut tüm avrupa ülkeleri listede. balkan ülkeleri yeni kurulduğu için zaman bulamamışlar anlaşma imzalamaya. bir dünya haritasında bu ülkelerin 1880 itibariyle etkin oldukları alanları boyamaya başladığınızda size üçün biri kalır, onu da çin ve güney amerika ülkeleri ile kardeş kardeş paylaşırsınız.

Arbitraj

20.05.2010 14:03

   kendi paranız üzerinden de ekmek çıkabilir. şimdi ziynet eşyası olarak işlem gören reşat altını good old daysde aynı zamanda para birimiydi. gold standart denilen zamazingo uyarınca kağıt paralar istendiğinde altın paraya çevrilmek üzere tedavülde bulunuyordu. ancak birinci dünya savaşı patlayınca çarşı karıştı. mevcut hükümetin tüm çabasına rağmen 1 altın lira 3-4 kağıt liraya eşit olmaya başladı. bölgeler arasında fiyat farkları ise tatlı arbitraj kârları yarattı.

   misal ben subay olarak istanbul'da 4-5 kağıt lira vererek bulabildiğim kadar altın lira topluyordum. sonra görev yerim suriye'ye gidince bu altın liraları 8-9 kağıt liraya bozduruyorum. taş atıp kolumu yormadan servetimi kağıt üstünde ikiye katlıyordum. tek ihtiyaç paraları fiziken götürüp getirmemi sağlayacak tren seyahat emirleriydi. araplar savaşın ortalarında osmanlının kaybedeceğine kesinkes kani olunca ne pahasına olursa olsun kağıt osmanlı liralarını altın liralarla değiştirme sevdasına düştüler. böylece doğan arbitraj imkanı doğal olarak anadolu'nun altın stoğundan külliyetli kısmının arap illerine transferine sebep oldu.


Ömer Çavuşoğlu

20.05.2010 15:58
  
   sittin sene oldu. bir gs-barcelona maçı öncesi söyledikleri ile milliyetçilik ilkesine değme hain ve komünistten daha ağır darbe vurmuş devrimci. o galatasaray bayrağının ortasında güneş gibi doğmasa biz hala milliyetçilik ilkesine uygun olarak yurtdışında türk takımı destekleme sahtekarlığına devam ediyor olacaktık. aslında kendisinin siyaseten alabildiğine sağ görüşe sahip olması ayrıca ironiktir.

Tandır

21.05.2010 20:15

   fakir anadolunun auschwitz fırınıdır aynı zamanda. geçmişte müslümanlar ve ermeniler tarafından sıklıkla kurbanların işkence ile öldürülmesi amacıyla kullanılmıştır.

   "(van'da bir kürt köyü olan) perâkal köyünde nezu hatun (ermeni çetelerince) tandırda yakılan iki torununun etini babasına ve anasına yedirmek üzere zorlandığını ve onların yemek istememelerinden dolayı öldürüldüğünü görmüş olmasından etkilenerek delirmiştir.  15 mart 1915. mahmudi`:özalp` kaymakamı kemal"

  (bkz: scott tenorman must die)

Umpah-Pa

23.05.2010 18:28

   bulvar gazetesinin eratı tatmin için değil gazete patronunun karısını`:nazlı ılıcak` tatmin için çıkarıldığı günlerde verdiği dergide yer alan bir çizgi romandı. becerikli kızılderili umpah-pa ile saftirik dostu kırmızı urbalı ingiliz subayının maceralarına dairdi. hoşuma gitmesinin nedeni `asteriks`'in yaratıcılarının eseri olması, aynı espri tarzının kullanılmasıydı galiba. normalde amerika kıtasında rastlanmayan yeşil urbalı prusyalılar çizgi romanın beceriksiz kötü adamlarıydı.

Bulvar

23.05.2010 18:28

   bu gazetenin çıkma nedeni bir gazete patronunun`:kemal ılıcak`, gaddar bir başbakan`:turgut özal` ile karısı`:nazlı ılıcak` arasında kalışıdır. koyu demirelci karısının başbakana saplantılı düşmanlığını engelleyemeyen patron, başbakanın demokrasi dışı baskıları ile başedemeyince en azından amiral gemisini`:tercüman` kurtarabilmek için karısına özgürce oynayabileceği bir oyuncak olsun diye bu gazeteyi çıkardı.

   gazete nazlı hanıma ait oyun alanı olması dışında sansasyonele dayalı habercilik tarzı ile de aslında fena gitmiyordu. yanılmıyorsam hülya avşar'ın tüm ülkede meşhur olmasını sağlayan güzellik yarışmasını düzenlemişti. hülya hanım önce kraliçe seçilip sonra bakire olmadığı gerekçesiyle`:formel bildirim evlenmiş olmasıydı` tacını iade etmek zorunda kaldı. gazete bu süreci günlerce manşette taşıdığına ve olay tüm ülkede dillere düştüğüne göre epey etkiliymiş. ama bir çocuk için bulvar verdiği dergi ve o dergide yer alan `umpah-pa`, `mucit macit` gibi çizgi romanlardı. yıllar sonra asker kantininde erat peçetesi olarak rastlanınca yüzde kekremsi bir tebessüme dönüşen çocukluk anısıydı.

Hüseyin Ragıp Baydur

23.05.2010 22:34

   efendim bu diplomat amcaya ikinci dünya savaşı esnasında romanya'nın roma büyükelçisi olan zatın anılarında rastlamak şaşırtıcı ama hoş bir süprizdir. kendisi moskova büyükelçiliğinden roma büyükelçiliğine atanır. eski dostu olan romanya büyükelçisi kendisini ziyarete gider. hüseyin ragıp bey kısık sesle fısıltı ile konuşmaktadır. önce hasta zanneder. ama sonra anlaşılır ki hüseyin ragıp eski görev yeri moskova'da bolşevikler dinleyebilir diye fısıltı ile konuşmaya alışmıştır. kendisinden otuz yıl filan sonra moskova büyükelçisi olan merhum cumhurbaşkanı fahri korutürk'ün de kızıl bolşevikler dinler diye gizli görüşmelerini masasının altında fısıltı ile yaptığı rivayeti hatırlanırsa bu fısıltı olayı kulaktan kulağa oyunu ile moskova büyükelçilerimiz tarafından haleflerine aktarılmışa benzer.

Mustafa Necati Bey

24.05.2010 21:30

   bir lider kültü inşa edildiğinde bu sadece o liderin taraftarlarını efsunlamaz. o liderin düşmanlarını da efsunlar. taraftarı iyiyi, düşmanı kötüyü hep ondan bilir. atatürk miti de aynı kaderden nasibini almıştır. sadece taraftarları değil düşmanları da her şeyi o yaptı sanma kolaycılığına kapılır. oysa atatürk'ün insan olmak hasebiyle koskoca bir memlekette, devrimleri denilen eylemleri sihirbazmışcasına tek başına yapmış olması mümkün değildir. kemalizm ve atatürk eleştirisinin bu denli ivme kazandığı günümüzde bile hala tüm eleştirilerin atatürk üzerinde toplanması, ona dair anılar üzerinden gerçeğin kovalanması ve o dönem yaşananın tahlilinin onun üstünden yapılmaya çalışılmasının nedeni budur. yani sadece taraftarları ve hayranları değil, karşıtları, düşmanları yahut eleştiricileri de ondan başkasını tanımamakta, sevginin eğimi negatif olmakla birlikte ulusalcılarla aynı tekciliğe hapsolmaktadırlar.

   oysa mahmudi modernleşmenin geleneğe son ve yokedici darbesi olan jakoben kemalist devrimler tek kişinin işi değildir. tek kişiden ziyade o kişinin açtığı gedikten fırlayan gönüllü takipçilerin işidir. bu insanların atatürk'ün emrinde robotlar olduğunu varsaymak, niyetiniz atatürk'ü eleştirmek bile olsa, o'na ilahi güçler izafe etmek demektir.

   bu kişilerin karanlıkta kalması biraz da anı yazma tarzımızdan kaynaklanmaktadır. ilerleyen yaşlarında o günlere dair anılarını yazan kişiler, artık varolmuş mitin etkisiyle, küçücük odalarda iki üç kişi tüm cumhuriyete etki edecek eylemlerini çabalarını yazmak yerine, atatürkle geçirdikleri anlarını veya daha önemli olduğunu düşündükleri kendilerine göre tarihi olayları yazmayı tercih etmişlerdir.

   cumhuriyet işe onbir yıl boyunca neredeyse kesintisiz süren savaşlardan sonra bol bol kurtarıcı general ama az az yetişmiş insan gücüyle başlamıştır. istanbul erkek lisesinin rengindeki siyah, sadece kahramanlık değil ülkenin iyi yetişmiş onlarca çocuğunu kaybetmesi demektir. cerrahpaşa tıp fakültesinin bir döneminin çanakkale'de toğrağa düşmesi kahramanlık destanı değil bir dönem dolusu doktorun yok olması demektir.

   işte mustafa necati ve yanındakiler, insan kaynağı açısından işe ekside başlayan cumhuriyetin bir taşra kasabasında döküntü binalarda devrim niteliğinde uygulamaların yürürlüğe girmesini sağlamışlardır. yapılanlar her türlü eleştiriye tabi tutulabilir. ama ister destekleyin ister karşı olun bu yapılanların devrim olduğu gerçeği değişmez. o'nun ve arkadaşlarının çabası olmadan atatürk'ün tumturaklı lafları sadece laf olarak kalırdı.

   mustafa necati, kitaplarda sadece atatürk'ün resimlerinin altında yazsa da tevhid-i tedrisatı uygulayan, parasız ilköğretimi zorunlu kılan yasayı çıkaran ve ve şimdi tartıştığımız onyıllardır tartışması süren harf değişikliği operasyonunu gerçekleştiren milli eğitim bakanıdır. emredenin verdiği emirler o ve onun gibi idealistler olmasa bir anlam taşımazdı. ondan geriye şu veya bu anı kitabında o döküntü binalarda heyecanlı heyacanlı geceler boyunca öğretmen okulu planları yapan mustafa necati'nin silik anıları kalmıştır. ölümü ile atatürk gibi duygularını göstermemekle meşhur bir insanı bile ağlatmıştır.

   şimdi haklı olarak kıyasıya eleştirdiğimiz talim ve terbiye kurulu da o'nun eseridir. ancak dirilerin, yapılanları değiştirememesi, daha iyisini getirememesi ölülerin değil dirilerin suçu ve hatasıdır.

   cumhuriyetin devraldığı ve kararlı bir takipçisi olduğu eğitim tapıncını net olarak ifade eden sözlerini wiki sayesinde ulaşılan bir kaynaktan alıntılıyalım:


   bir gün, herhangi bir maarif vekili mecburi tahsil çağında bulunan çocuklarımızın hepsini okutmakta olduğunu ve her köyde mektep ve muallim bulunduğunu söylemek bahtiyarlığına kavuşursa o zaman cumhuriyet, ilk tahsilde çizmiş olduğu hedefine ulaşmış olacaktır. bu bahtiyar halefimi şimdiden ben gözlerimin karşısında onu görüyorum. onun meserretli ve mesut halini müşahede ediyorum.