11 Temmuz 2011 Pazartesi

27 aralık 2008 israil füze saldırısı

28.12.2008 14:36

  Zavallı filistin halkı üstünden vicdan mastürbasyonu yapan müslümanların yüzünü güldürmüş saldırıdır. En az iki hafta vicdanlarına asılıp kendilerini tatmin etme fırsatı bulacaklardır. israil'in varolma sebebi bu gibi saldırılar düzenleyip müslümanlara kirli vicdanlarını temizleme fırsatı vermektir.

  Körfez ülkelerinde köle olarak çalıştırılan pakistanlılar (korkma başka dinden olan zavallı hintli ve nepallileri insandan sayıp değinmeyeceğim bile), yüzbinlercesi öldürülen veya ırzına geçilen darfurlular ve daha daha yakın coğrafyalarda ayrı bir ulus olmak mı sus ne ayıp biz ümmetimiz diye kandırılan, bastırılan aynı dinden milletlerle kirletilen vicdanların mazlumdan yana olma sahteliğini ölüm şehveti ile boşaltmasını sağlayan saldırıdır.

  Bu kadar çok tepki gösterilmesinin tek nedeni bu saldırıyı yapanların başka bir dinden(özellikle yahudi) olmasıdır. iki islam topluluğu arasında benzer kıyımlar olduğunda aktive olmayan mazlum forever özelliği devreye girmiştir.

  Bu saldırı nedeniyle israil'in işgalci olduğunu gündeme getirenlere romen diyojen tarafından malazgirt'te imzalanmış ve manuel komnenos tarafından miryakefalon'da onaylanmış biz türklere anadolu'yu çok adil oldukları ve az vergi aldıkları için kavgasız dövüşsüz teslim ettik ibareli tapunun tıpkıbasımını, arkasında trikopis'ten bizde o yüzden 90 yıl önce savaşmadan geri döndük şerhiyle hediye ediyoruz. hatta hemen isteyene yanında `uluslararası hukukta istila zamanaşımı` adlı eser bedava.

Uluslararası Hukukta İstila Zamanaşımı

28.12.2008 14:36

  Türk hukuk biliminin dünya hukuk bilimine en büyük katkılarından biri olan eser. Tek bir müellif tarafından değil anonim olarak oluşturulmuştur. kaynak olarak islam hukukuna dayanmakla birlikte avrupa hukukundan faydalanılarak tüm insanlığa hitap eder bir eser olması sağlanmıştır.

  Eser uluslararası hukukta netameli bir konu olan istila eden kuvvete karşı istila edilenler tarafından hak iddia edilmesini düşürücü zamanaşımını izah etmektedir.

  Buna göre tek bir zamanaşımından bahsedilemez, zamanaşımı süresi istila eden kuvvetin dinine, milletine göre değişmektedir. Örneğin, bir islam devleti olan osmanlı tarafından istila edilen sırp topraklarına veya yunan topraklarına ilişkin hak düşürücü süre 300 yıldır. bu nedenle sırp ve yunanlılar'ın osmanlı'dan bağımsızlığını talep etmeleri bir kurtuluş savaşı değil isyandır.

  Eser, güncel bir sorun olan israil sorununa hukuki çözüm getirmektedir. buna göre istila zanamaşımının dolmadığı iddiasını sadece istiladan mağdur olan taraf iddia edebilmektedir. eskiden yahudilere ait olsa bile müslümanlar tarafından hıristiyanlardan ele geçirildiği için bu topraklara dair yahudilerce zamanaşımının dolmadığı ve toprakların kendilerine iadesi talep edilemez. İsrail hukuki olarak buna hakkı olmadığı halde işgal ve istila yaptığı için teorik olarak 1948 yılından itibaren başlayan yeni istila zamanaşımı işlemez ve belirli bir süre sonra o toprakların israil'e ait olması mümkün değildir. Bu nedenle aslında israil diye bir ülke yoktur ve o topraklar filistinliler'e aittir.

  Eser son bölümünde türkiye özelinde hükümlere değinir, buna göre anadolu'nun istilasından bu yana 900 yıl geçtiği için türkler kendilerinin işgal ve istila yoluyla bir yurt edindiklerini unutup başka milletleri işgalci olmakla suçlama hak ve yetkisine sahiptir.

Bağlam üzerine notlar: komik ama ciddi ciddi kendileri de benzeri bir istilanın çocukları olduğu halde başka devletleri istilacı olmakla suçlayanlar var. İsrail karşıtı filistin’i istila ettiler tezi, yahudilerin israilden sürülmesinin nedeninin bağımsızlıklarını korumak için romalılara isyan etmeleri olduğunu bilmeyen cahillerce ileri sürüldüğü sürece anlamsız kalmaya mahkumdur. Yani israilliler ülkelerini tıpkı bugün filistinlilerin yaptığı gibi savundukları için kaybettiler. Boyun eğmedikleri için kaybettiler.

ekşi sözlük

27.12.2008 01:18

  Takdir edilesi yaratıcı zekaya sahip yöneticilerce yönetilen veya "sitenin sahibi ssg kardeşim" ilkesi dikkate alınırsa tek bir yönetici tarafından yönetilen kendinden yanmalı türk arama motoru.

  Bir reklam mecrası olarak internet kanalını kullanıpta `bir reklam mecrası olarak ekşi sözlük`ten yararlanmış olanların bildiği gibi bu kanalda en başarılı (pahalı diye okuyunuz ltf) örneklerden biri.

  Ülkemizde bu tip innovatif (ticari olarak ta değer taşıyan yenilikçi yaklaşım) başarı öykülerinin önünde iki temel engel bulunmaktadır. ilk engel,  gerçekten parlak zeka örneği teşebbüslerin türk gibi bendini çiğneyerek başlayıp alman gibi bitirememesi yani süreklilik sorunudur. Oysa sözlük yanılmıyorsam yakın zamanda on yılda yarattığı her yaştan yüzbin gençle onuncu yıl kutlamalarına hazırlanmaktadır. Her ne kadar masum bir sevgililer günü eğlencesi olarak başlasa dahi heves alınınca kenara atılan bir eğlence olmakla kalmamış ve süreklilik sağlanmıştır. Sürekliliğin sağlanması sadece yaratıcının veya yaratıcıların kuru inadına dayanırsa yıllar sonra eser varolsa bile istiklal'de xiv.louis tarzı elbiseleriyle gezen bir amca kadar acınası ve gülünç olacaktır. ki bu da bizi ikinci engele yani sürdürülebilir/geliştirilebilir yaratıcılık yoksunluğuna götürmektedir.

  İkinci engel pek çok parlak fikir veya yaratının, yaratıcıları tarafından ölüme mahkum edildiği ülkemiz de sıkça görülmüştür, görülmektedir ve hatta zaman makinası sahibiymişcesine iddia edelim ki görülecektir. temel neden yaratılmış eserin popülerleşmesi, başarının tescili ile birlikte yaratıcı/yaratıcılar tarafından iliklerine dek hissedilen `oldu bu` duygusudur. sözlük bu anlamda hiçbir zaman olmamış ve sürekli yaratıcı yaklaşımlarla geliştirilmeye devam edilmiştir. gelenekselleşmiş ssg yaşgünü kutlamaları  bile (örneğin `darbe piyesi`, `sabırtaşı yazar` alımları)  yaratıcı eylem örneklerine dönüştürülmüştür.

  Sözlük, bu iki engeli yöneticilerinin veya yöneticisinin (tarikattaki iç yapılanmayı bilmediğim için) başarısı sayesinde aşarak pek çok benzerinden (salt sözlük anlamında değil de cin fikirli internet öyküleri anlamında) daha fazla ticari başarıya ulaşmıştır.

  Ticari başarı gibi çok ayıp bir küfürü kullanınca hemen açıklama gereği doğmaktadır: evinin garajında arkadaşıyla `microsoft`'u kuran `bill gates` veya sağdan soldan toparlanan paralarla kurulan ve arama tanrısına dönüşen `google` herkesin geyik muhabbetinin iq testi aşamasında terennüm ettiği vaovv öykülerdir. ama bu öykünün benzerinin yan komşunun evinin bir odasında cereyan etmesi hayal bile edilemez. çünkü ticari olarak başarıya ulaşmış hayal sadece kapıkule dışında gerçekleşirse vaovv olur. kapıkule'den geçince paraya tav olmuş bir yozlaşma öyküsüdür(askeri yönetici sınıf atalarımızdan genlerimize kazınmış, ticareti yozlaştırıcı etken olarak küçümsemenin soldaki yaygınlığı ise ayrı bir ironidir).

  Yaklaşık olarak 1995-2000 arası dönemde -bu ülke içinde veya dışında yaşayan- bu ülke orijinli insanlara ait milyarlarca dolar, bu ülkede-evet hani her iktisatçının nefes almak için ağzını açtığında refleks olarak ülkemizde tasarruf yetersiz dediği ülkede- yatırım yapmak amacıyla toplandı (bkz: yeşil sermaye). aynı dönem tesadüf ya bilişim teknolojisinin şahlandığı, sembol ismimiz gates amcanın ışık hızıyla düşünmek üzere kitaplar yardırdığı ve internet yoluyla tüm dünya ekonominin dönüştüğü dönemdi. tüm o servet, hepsi ama hepsi 19.yy sanayi devrimi yatırımlarına yatırıldı. tüm o; el emeği göz nuru birikimler, alman bankasından alınmış düşük faizli krediler, çimento, demir-çelik,mobilya ve benzeri bir yüzyıl öncesinde kalmış zenginleşme araçlarına, otellere, sabit kıymet yatırımlarına harcandı. yani bol para ve sıfır yaratıcılıkla milyarlarca dolar toprağa gömüldü.

  Çaresiz gözlerle kaynakların heba olmasını ve bir kez daha çağın ıskalanmasını izlemiş bir insan olarak ekşi sözlüğün kullanıcılarının düşünsel aktivitesi haricinde sermayeye sahip olmaksızın birbirini takip eden anlar boyunca `carpe diem` yapmasını, ticari başarı göstermesini ve nihayet bize ait "bir garajda kurmuşlar abi" tarzı vaovv öyküsüne dönüşmesini takdirle izliyorum.

  Tabii bu takdir hissi göte girebilir gerekçesiyle sözlüğün ekşiliğini sağlayan kimi entrylerin silinmesinden hoşlanmamı veya diğer bazı yönetim kararlarını onaylamamı gerektirmiyor. ancak şekli şemali böyle olan bir şeyi yönetmek, verilen yanlış kararın bedelini en sonunda siz ödeyeceğiniz için u.s.a. tarzı check and balance demokrasisi değil libya halk cemahiriyesi tarzı bir demokrasi gerektirir.

Bağlam üzerine notlar: insan ben demiştimleri haklı çıktığı vakalar için kullanırsa çok sıkıcı bir canlı olur. İşbu yazı içerdiği derun aldanmalarla kendime dair bir sürü ders içerir. Ders 1: bir türk asla havadan gelen zenginliği hazmedemez.

2008 ekonomik krizi

25.12.2008 14:55

  Temel sebep olan kârlılık krizini çözemediği sürece sona ermeyecek krizdir. Detay bazda yapılan tüm açıklamalar, anlatılan örnek olaylar sadece temel etkenin üstünü kapatmaktadır. `adam smith` amcanın meşhur `görünmez el`i , dünyanın alt-üst her yerini yoklamasına rağmen sistemin devamını sağlayacak kârlılık oranlarını bulamamaktadır. Şimdi dünyanın başını belaya soktuğu düşünülen türev finansal ürünlerin yaratılması bir iki açgözlü finans dahisinin daha fazla kazanç hırsının sonucu değildir.

  Sistem, işler halde devam edebilmek için somut kaç olduğunu hiç kimsenin belirle-ye-mediği kutsal kase benzeri mistik bir kâr oranına ulaşmaya çalışmış ve bu çözümü üretmiştir. Kollektif bir sorumluluk söz konusu olduğu için kollektif kaynaklar kullanılarak çözüm üretilmeye çalışılmaktadır.

  Hırsız bankerlere, politikacılara, hükümete kızmak yalnızca sinir boşalması rahatlığı yaratmaktadır. Zor olan çözümün ne olduğunu söylemektir. gerçek tehlike ise dünya üzerinde hiç kimsenin çözümü bilememesidir.

  Sistem yandaşı olan veya olmasa bile en azından soldan muhalefet etmeyen tüm uzmanların 2009 yılı son çeyrek düzelir veya 2010 ikinci yarı kendimize geliriz gibi `marduk gelecek hepimizi sikecek ` tarzı geleceğe atmasyonlu tahminleri, yapan kişilerin uzmanlık düzeyi ne kadar yüksek olursa olsun, hiçbir matematiksel veya mantıksal önermeye dayanmayan duygusal ve hayali tahminlerdir(kaynak kutsal ekonomi havarilerinin korinthoslulara mektupları). Adeta dünyayı sel bastı ama nasıl olsa bizim gemi bir gün karaya varır temennisidir.

  Olaya sisteme muhalefet cephesinden yaklaşan uzmanların söyledikleri de yön farklı olsa bile aynı temenni kalıbında kalmaktadır. marxist teori nasıl ki işin başında hayal yerine gerçeğe bakarak materyalist görüş ile teşhis yapmakta ama çözüm aşamasına gelindiğinde insanın yeteneğince üretebileceği, ihtiyacınca tüketebileceği olgunluğa sahip olduğunun varsayıldığı idealist sıçışa dönmekteyse krize ilişkin marxist yorumlar da sorunun teşhisini doğru biçimde yapmakta ama iş çözüme geldiğinde teşhiste ki berraklık yerini idealist halüsinasyonlara bırakmaktadır.

  Dünya şu anda bir okyanusun ortasında lastik bot içinde kalmış kazazede modundadır. etrafta dolaşan köpekbalıklarının, yüzgeçleri görülmekte ama nereden saldıracakları veya  nereye saldıracakları bilinmemektedir.

  Saldırıya uğrayanlar kaba etlerinde dişlerin basıncını hissederek yandım anam diye inlerken henüz saldırılmayanlar (misal ülkemiz başbakanı ); başka saldırı olmayacak duasına amin anlamında teğet geçmekten bahsederek, kulakları tırmalayan jaws saldırı ritmine psikolocik(j joker) bu muamelesi yapmaktadırlar.

  Herkes botta olduğu ve botu kurtacak kimse kalmadığı (yaşasın global dünya)  için  ortaya atılan kurtarma paketleri bot içinde salınan osuruk kadar etkili olmakta ve biraz kokup dağılıp gitmektedir. ömürleri `keynes`'e küfür etmekle geçen, keynesyen çözümlere `afyonlu katolik gay taşfırın ustaları ` misali gerçek olmayan ucube muamelesi yapanlar şimdi birer küçük hitler kesilmiş tüm galaksiyi kamu yatırımları ile doldurmayı savunmaktadır.

  Tehlike anında cam kırılıp kullanılabilecek bu kadar yedek kaynak var idiyse ağam bu boku biz niye yedik tarzı niye türev ürünlerle simyacılık yapıldı sorusu "boşver geçmişi kurtarmamız gereken bir dünya var" marka halının altına süpürülmektedir.

  `ölü ozanlar derneği ` misali hayatın iliğini emmeye gittiğimiz ormanda şimdi hepimiz için mortgage mağduru `todd anderson`'dan geliyor sırada ki parça "hep bekliyoruz bekliyoruz bekliyoruz"


   Türkiye AKP iktidarı sayesinde bu krizi umulmadık derecede iyi atlattı. Ki adam hepimizin eline vermiş oldu :) Ancak şu sorunun yanıtı hala karamsarlık: bu ülkede en son ne zaman milyar dolarlık bir üretim tesisi yatırımı yapıldı?

asterix

23.12.2008 23:05

  Dünyanın en meşhur arkeologu `martin mystere`'nin bir macerasında selam durduğu eser. Köy gerçekten vardır ve kahramanlarımızın birebir kopyası torunları yaşamaktadır. Yenilmez galyalıların sırrı ise şerbetleri değil dolunayda kurtadama dönüşmeleridir. Macera uderzo veya goscinny'nin ıv. reich'a iman etmiş nazi torununun -güç veren dalgayı elde etmek için-adamlarıyla köyü basması ve Asterix ile saz arkadaşlarının insan insanın kurdudur deyişini haklı çıkararak elemanları imha etmesi ile son bulur.

Flavius Claudius İulianus (Julianus Apostatol)

22.12.2008 20:43

  Son pagan roma imparatoru. MS 361-363 yılları arasında nispeten kısa bir süre hüküm sürmesine rağmen ünü çağları aşıp günümüze kadar gelmiştir. Bunda temel etken amcası `constantinus`'un meşhur `iznik fermanı ` ile pagan roma ile hıristiyanlık arasındaki yaklaşık 300 yıl süren kavgayı hıristiyanlığın kazandığını ilan etmesinden sonra pagan roma'nın son direnişini temsil etmesidir. MS 361 yılında tahta geçene dek pagan inancını gizleyip hıristiyan gibi davranmış ve tahta geçmesinin ardından gerçek inancını açıklamış. Bundan dolayı dönemin kilise büyüğü Eusebius tarafından dönek (apostatol) ilan edilmiştir.

  Julianus henüz küçük bir çocukken amcasının ölümünün ardından kuzenlerinin babasını öldürtmesine şahit olmuş ve sonrasında sürekli öldürülme korkusu ile yaşamış. Kuzenlerinin koyu birer hıristiyan olması ve iktidara yeni yerleşen kilisenin sınırsız yağmacılıkla geçmiş yılların acısını çıkarmasına şahitliği julianus’u inanç olarak keskin bir hıristiyanlık karşıtı yapmış. Öte yandan hükümdar ailesi bireyi olarak sürekli takip edilmesi ve hayatına yönelik iktidar kaynaklı potansiyel tehditler kendisini iktidarla hiçbir ilişkisi olmayan bilim delisi atom profesörü ali kılığına sokarak atina felsefe okullarına vurmasına neden olmuştur. Kardeşi Gallus'un tahtta gözü olduğu iddiasıyla kuzeni imparator Constantius tarafından öldürülmesi bu korkunun haksız olmadığının kanıtıdır.

  Tabi roma imparatorluğu tek bir imparator tarafından tatmin edilemeyecek kadar geniş olduğundan Constantius o zamana kadar atina'nın felsefe okullarında  takılan zararsız geek öğrenci kılığındaki Julianus'u yanına çağırtarak batı bölümünün yöneticisi yani sezar’ı atamış. meşhur jul'un ölümünden bu yana çok yıllar geçmiş ve sezarlık gerçek imparatorların(augustus) yancısı elemanların ünvanı olmuş.

  Galya'ya yerleştikten sonra gizlice pagan inancına geri dönen julianus o sırada lejyonların sık yakalandığı bizim komutan niye imparator değil hastalığı neticesinde imparator ilan edilmiş. Her isyancının bitirme tezi olan mevcut imparatorla savaş kapsamında kuzen constantius ile savaşmak ve kesinkes yenilmek için istanbul yolundayken kuzenin çukurova da kalıcı ikamete karar vermesi nedeniyle imparator olmuş.

  julianus, isevi tektanrıcılığın roma'nın çoğulcu uygarlığını yok edeceğini doğru olarak öngörmüş ama karşı tez olarak bildik pagan çok tanrıcılığın canlandırılmasından başka bir yöntem bulamamış. Meşhur Yahudi lobisini yanına almak için Kudüs'ün ünlü tapınağının yeniden inşasını emretmeyi de ihmal etmemiş. Sıkı bir Marcus Aerelius ve İskender hayranı olduğu belirtilmekte. Marcus gibi bol bol yazan arkadaş biraz da İskender olmaya karar vermiş ve düzenlediği pers seferinde aldığı yaralardan dolayı ölmüş. Kendisini yaralayanın aslında bir pers askeri değil kendi ordusundan bir hıristiyan olduğu iddia edilmekte halen.

  julianus, aydınlanmacı düşünürlerden `Gibbon`'un ölümsüz eseri `Decline And Fall Of The Roman Empire` ile yeniden keşfedilmiştir. Gibbon eserinin ruhuna uygun olarak onda o zamana dek hakim kanı olan dini satmış dönek yerine roma uygarlığını yok eden kilise karanlığına karşı yenileceğini bildiği halde savaşan bir şövalye görmüştür.

  julianus, hıristiyanmış gibi görünerek rahat rahat hüküm sürmek yerine düşünsel ve eylemsel planda tekleştirici ve diğer tüm inançları yok edici bu dinle mücadele etmeyi tercih etmiştir. belki mücadeleyi kazanamamış ama aydınlanmacı avrupa düşünürleri onda kilise karanlığına karşı mücadele eden ilk önderlerini görmüşler.

İsrail'den Nefret Etmek

21.12.2008 13:19

  Dinsel tanım: islam'ın altıncı şartıdır. 1948 den sonra eklendiği için `bidat` olmasına rağmen mezhepler üstü bir konum elde etmiş ve `şehadet`in ardından gelen ikinci şart olmuştur. İlk olarak 1948 de israil'in bağımsızlık ilanının ardından ürdünlü arkadaşına hacı iki saat sonra yafa plajında buluşuyoruz diyen mısırlı askerin gözünü sina çölünde açması sonucu sarfettiği rivayet olunur.

  Tüm islam alemini birleştirici ve kaynaştırıcı bir şarttır. Misal irak'ta birbirini boğazlayan şii-sünni iki grubun arasına bir İsrail bayrağı atılması halinde kavga durur ve her iki grupta la ilahe illallah girişinin ardından kahrolsun israil demeye başlar.

  Seküler tanım: çeşitli nedenlerle yahudilerden nefret ettiği halde bunu söyleyemeyen bünyelerin paravan olarak kullandığı ifade kalıbı. Bu kalıp sayesinde israil yahudilerin kurduğu ve yönettiği bir devlet olmaktan çıkarılarak kişileştirilerek ötekileştirilir. Ondan sonra hiçbir korku olmaksızın rahatça küfür ve hakaret edilebilir.bu küfür ve hakaret eyleminin ağır bir akşam yemeğinin ardından tv de haberleri izlerken yapılmasının vicdanı rahatlatmak gibi faydaları bulunduğu `isviçreli bilim adamları ` tarafından kanıtlanmıştır.

Samsun

21.12.2008 18:15

  Mevcut büyükşehir belediye başkanının (bkz: yusuf ziya yılmaz ) deliler gibi altyapı ve üstyapı yatırımı yaptığı şehir. Klasik gurbetten şehire 2-3 günlük aile ziyareti dönüşlerinde bunu rahatlıkla farkediyorsunuz. Sahil boyunca oluşturulmuş tüm o parklar, şehir içinde açılmış geniş bulvarlar. Ne yazik ki tüm bu yapılar şehrin 90 sonrasından beri süregelen insansızlığını daha net ortaya çıkarmış gibi. Devasa, insan yapısı ve bomboş yapılarıyla kıyamet filmleri platolarına benziyor şehir. Tüm o yapıları dolduran insanları yok. Onları göremiyor, hissedemiyorsunuz. 


   Samsun şehri de 90 sonrası yeni düzene uyum sağlayamamış ve İzmir gibi ölmeye yatmış eski Türkiye şehirlerinden biridir. O yüzdendir ki kaçan kurtulur bu şehirden içindeki sıla sızısı baki kalarak. Her periyodik dönüşünüzde hem eski bir dostla kavuşmanın sevinci olur içinizde, hem de şehri sarmalayan ölüm havasından sadece 3-4 gün kalıp kurtulacak olmanın rahatlığı.

bağlam üzerine notlar: ölen şehre bir ağıt. Requyem for e samsun. yazarlık onaylandığında girilen ilk entry. Sabırtaşı alımlarını öğrendiğimde tesadüf bu ya önümde ekşi sözlükte yaptırdığımız reklama dair fatura vardı :)

Sosyalist Gerçekçilik

08.11.2007 15:00

  Tüm hayatı o zamana kadar dünya üzerinde örneği görülmemiş proletarya iktidarı doğrultusunda yönlendirmeyi amaçlayan partinin sanatı bilmemesi, onu da aynı hedef doğrultusunda yönlendirmemesi beklenemezdi. Bu açıdan rus devrimi'nin doğal sonucudur. Sanat, sınıf savaşımında görevini başarıyla yerine getirmiş ve savaş kazanılmıştır. Devrim sonrası sanattan beklenen estetik kaygılar değil partinin propagandacılığı olmuş.

  Mayakovski gidebilirsin evladım.

Mali Yıl

07.11.2007 22:16

  Ülkemizde osmanlıdan turgut özal dönemine kadar mali yıl mart ayında sona ermesine rağmen, onun döneminde takvim yılıyla aynı dönem olarak düzenlenmiştir.

  Öte yandan mali yıl genel bir tanımlama olup, şirketlerin talepte bulunması halinde mali idare tarafından şirketlere özel mali yıl tanımlanabilmektedir. Örneğin Türkiye’de Doğan Yayın Holding'de Microsoft gibi farklı mali yıl kullanmaktadır.
  

Necip Çakır

07.11.2007 22:04

  Doksanlarda istanbul üniversitesi s.b.f. de mikro iktisat ve iktisadi matematik derslerine girerdi. Biz anadoludan yeni gelmiş islamcı takılan öğrenciler arasında ateist olduğu iddiası –ki camia bu tip dedikoduları imanın şartlarından daha fazla sevmekten asla vazgeçmedi- akademik ünvanından daha önce söylenirdi.

  Boş kağıt vermeniz halinde 15 verirdi. Kolaylık olsun diye bu onbeşi siz yazdığınızda ise çok sinirlenirdi.

Tunalı Hilmi

07.11.2007 21:34

  Zabıta amiri olmayıp balkan kökenli (tunalı) bir türk politikacıdır. Birinci meclise milletvekili olarak katılmış ve Mustafa Kemal Paşa ile beraber hareket eden grupta yeralmış. Bu devrede mecliste pekçok ateşli tartışmada başı çekmiş. Addan anlaşılacağı üzere soyadı kanunundan önce vefat etmiş.

bağlam üzerine notlar: birisi ankara’da adını taşıyan caddeden dolayı herhalde zabıta amiri filan demiş biz de hemen gaza gelip yazmışız J

UFRS

07.11.2007 21:17

    Yeni Türk Ticaret Kanunu taslağında tüm ticari işletmeler için bu standartlara göre raporlama zorunluluğu bulunmakta. Bu standartların neler olduğunu bile bilmeyen milletvekilleri (bkz: temsili demokrasi) tarafından onaylandığında ülkemiz mali sektöründe yeni bir 2000 yılı sendromuna, bağımsız denetim firmalarında ise eğitim ve denetim gelirleri kolonlarında kalınca şişkinliğe sebep olacak.

Mevcut türk muhasebe sistemi salt vergi odaklı.Temel misyon mali idarenin zorunlu düzenlemeleri çerçevesinde işletme sahibinin devletle başının belaya girmeyeceği bir kayıt düzeninin idamesi. Oysa raporlama standartları hiçbir şekilde kamu otoritesini iplemediği gibi ona düzeltilmesi gereken bir bilanço hatası muamelesi yapar.

    Raporlama standartlarının hedef kitlesi özel kesim yani yatırımcılardır. gerçek veya tüzel kişilere hesap vermeyi ,onları yanıltmayacak raporlamayı gerçekleştirmeyi hedefler. bu hedef doğrultusunda iktidara göre değişen vergi yasaları veya mali yaklaşımı değil evrensel olduğunu varsaydığı yatırımcı çıkarını hedef alır.

bağlam üzerine notlar: kahrolsun tanım zorunluluğu. Bu arada 2012’de yürürlüğe giriyor.

Eczacıbaşı İlaç

07.11.2007 20:53

  Eski fabrikasının yerine yapılan Kanyon alışveriş merkezinin önündeki otobüs durağının adı, sanki maziye selam sarkıtır gibi, hâlâ Fabrikalar'dır.

Fehmi Koru

07.11.2007 20:41

  Yakında veya ileride türkiye'nin 20.yy sonu 21.yy başı tarihi yazılmaya karar verildiğinde, Ertuğrul Özkök ile birlikte mutlaka yazılması gereken kült basın figürü.

  Süpermen’in gizli kimliği Clark Kent misali herkesin bildiği gizli kimliği (-Taha Kıvanç-ile ayrılmaz ikili. Yazıya dökülmüş pek çok özelliği yanında kendini doğrulayan kehanetler üzerine ülkenin en büyük uzmanlarından biri. Önce kehanet bağlamında en akla gelmez şeyleri öne sürersiniz: Misal Papa'nın Türkiye'ye kendini öldürtmek için geldiğini. Günlerce bu konuyla ilgili yazarsınız. A şıkkı; papa öldürülür ve siz ben demiştim puanlarınızla şampiyon olursunuz. B şıkkı; tabiiki böyle bir şey olmaz bu durumda ise olmamasının nedeni sizin bunu keşfedip ortaya çıkarmanızdır. Her halukarda kehanetiniz ve siz kazanırsınız.

  Fehmi Koru'yu böyle bir kült figür haline getiren ise hiçbir organik bağ olmaksızın büyük bir başarıyla akp'nin teorisyenliğini yürütmesidir. Bugün akp diye bir iktidar varsa bunda fehmi koru'nun yıllardır büyük bir özveriyle satır satır gösterdiği emek yadsınamaz.

  Kendisini dışarıdan yıllarca takip etmiş sadık okuyucuları için ise teorisyen fehmi koru'nun bu büyük başarısı gazeteci fehmi koru'yu bitirişi. Sorgulayıcı , kafa karıştırıcı, düşünmeye teşvik edici yazıların yerini goebbelsvari bir propaganda makinası aldı.

bağlam üzerine notlar: Henüz fehmi koru akdevrim tarafından yenilmiş evlatlar statüsüne alınmamışken yazılmış bir yazı. 2007’de u turn’e başlayan Erdoğan’ın yallah çektiği isimlerden biri de Koru oldu, her şeye rağmen bu kötü oldu.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası

07.11.2007 20:15

  Her ne kadar tüm toplumda devletin bir uzvu olarak tahayyül edilse de bu banka bildiğimiz bir anonim şirkettir ve tüm anonim şirketlerde olduğu gibi hissedarları vardır. Merkez bankalarının diğer bankalardan tek farkı devlet tarafından para basma imtiyazının münhasıran bu bankalara verilmiş olmasıdır. Örneğin TCMB kurulana dek ülkenin fiili merkez bankası görevini üstlenmiş olan Osmanlı Bankası'nın hiçbir şekilde devletle bir ortaklık ilişkisi bulunmamaktaydı.

  1929 krizi ve tüm dünya finans sisteminin çöküşünün ardından ülkemizde de bir merkez bankası kurulma gerekliliği farkedilmiş. Ancak ekonomi şimdi olduğu gibi o zamanda yasalarla yönetilemediği için bir kanun çıkarılıp biz merkez bankası kurduk denilememiş, uzunca bir süre banka için gerekli sermaye aranmış. Nihayet sahibi hanım(niyeyse bu detayda verilmiş) olan isveç kibrit firması swedishmatches'a yanılmıyorsam yirmi yıllık ülke kibrit tekeli hakkı verilerek sağlanan kaynakla kuruluş işlemlerine başlanmıştır. Devlet kalan sermayenin hisse senedi satımı ile sağlanması için ülke vatandaşlarına yalvarmak hariç her türlü çağrıyı yapmıştır. Güncel kâr rakamlarına baktığımızda bu çağrıyı olumlu yanıtlayan dedelere sahip torunlara selam ediyor ve bize bu bilgileri sağlayan Öztin Akgüç ve İşbankası kültür yayınlarına teşekkür ediyoruz.

bağlam üzerine notlar: zaten sekiz yıldır doldurulan bir sözlükte daha önce yapılmamış ve moderatörlerin burun bükmeyeceği bir tanım yapmanın zorluğu.

Sevgi Güran

07.11.2007 19:43


  Yazmış bulunduğu makro ekonomi kitabı, (bkz: keynes) hakkında övgü kitabı gibidir. yaptığı sınavlarda her keynes ibaresi bonus puan sağlar. Kitabı hatmetmeyle alacağınız puanlar arasında doğrusal korelasyon vardır. Ben üç defa okumuş ve doksan almıştım.

bağlam üzerine notlar: Aile boyu ilmiye sınıfı mensubininden bir diğeri. Aslında pek iyi bir öğretimci olmasa bile kötü bir insan değildi. Sadece çoğu hoca gibi artık varolmayan bir dünyayı anlatıyordu. Çünkü biz öğrencilerin tersine hiçbirinin yeni dünyayı kavramak gibi bir zorunlulukları yoktu.

Maliye Meslek Lisesi

   07.11.2007 19:27

  Bu okullar Miili Eğitim'e değil, Maliye Bakanlığı'na bağlıydı. Parasız yatılı olması nedeniyle bakanlıkta öğretim süresi kadar (3 yıl) zorunlu hizmet şartı vardı. Yapılan masrafların bedeli olarak düşünülen bu zorunluluk, ilerleyen yıllarla amacının tam tersine vasıl olup iş garantisine dönüşmüştü.

   Aralarında bulunduğum pek çok anadolu genci için bu zorunlu hizmet, üniversiteyi memur modunda çalışarak okuma imkanını sağladı.

   İzmir'deki okulda kızların, ankara'da ise erkeklerin çoğunlukta olması yine bu okula mahsus bir tuhaflıktı. Bu özelliği ile ankara’da okuyan pek çok erkek öğrencinin okuldan sürülme fantezileri kurmasına sebep olmuştu (sadece iki okul olduğu için tek sürülme adresiniz izmir'di)
 
   bağlam üzerine notlar: Kötü yazarlar sadece kendi yaşadıklarını yazabilirler. Bu da kötü bir yazarın on tanım zorunluluğunun ilki. Yatılı okul öğrencisinin yabancısı olduğu bir ortama girdiğinde ilk yazdığının okuluna dair olması, yatılı okulda okumuşları hiç şaşırtmaz herhalde.